Güvenilir ikili opsiyon siteleri - Conversica

Recep İvedik'e, serinin altıncı filminde Kara Ambar Kamyoncular Derneğinden Konya'da yapılacak kuru fasulye festivali için bir davet gelir. Gelen bu davete çok sevinen Recep, yakın arkadaşı olan Nurullah'ı da bu festivale katılmaya ikna eder. İkili Konya'ya gitmek için, Nurullah'ın akrabasının çalış

submitted by filmkoltugu to u/filmkoltugu [link] [comments]

KGB Hulkı öğreniyor. Bölüm 2: Seksüeller

( Bölüm 1 için )
Seksüel
Seksüel, Fransızca dilinden Türkçe'mize geçmiştir. Cinsiyetle ilgili olan, cinsi anlamına gelir.
Heteroseksüel
Heteroseksüellik veya karşıcinsellik, cinsel ve duygusal açıdan karşı cinse ilgi duyan biyolojik insan tipidir. Cinsel açıdan kadınlara ilgi duyan erkeklere ve erkeklere ilgi duyan kadınlara heteroseksüel denir. Heteroseksüellik hayvan cinselliğini tanımlamada da sıkça kullanılır.
Metroseksüel
Metroseksüel, 1994 yılında tımar ve görünüşü konusunda özellikle titiz olan, tipik olarak bunun bir parçası olarak alışverişe önemli miktarda zaman ve para harcayan bir adamı tanımlayan büyükşehir ve heteroseksüel bir portmantodur. (Kısaca bakımlı kişi)
Retroseksüel
Bu kişiler için metroseksüelin karşıtı diyebiliriz. Bakımsızdırlar, giyinmeye az para ve zaman ayırırlar
Transseksüel
Duygusal ve/veya cinsel olarak kendisini karşı cinse ait hisseden, karşı cinse benzeme isteği duyan veya karşı cinsten biriymiş gibi hisseden kişidir.
Homoseksüel (Eşcinsel)
Duygusal ve/veya cinsel olarak kendi cinsine ilgi duyan kadın veya erkektir.
Aseksüel
Herhangi birine yönelik cinsel çekim eksikliği veya cinsel etkinlikteki ilgi düşüklüğü veya yokluğu olan kişidir.
Panseksüellik
Panseksüellik "pan" sözcüğünden türetilmiş bir tür cinsel yönelim terimidir. Bu yönelimi olan kişiler her türlü cinse karşı ilgi duyabilmektedir. Panseksüellik bazen biseksüellik ile karıştırılsa da, aralarındaki fark panseksüellerin biseksüellerden farklı olarak agender, bigender gibi diğer cinsiyetlere de ilgi duymasıdır.
Panseksüel teriminin yerine kimi zaman "Antroseksüel" terimleri kullanılmaktadır. Bu cinsel yönelim, sadece yaşayan insanlara karşı duyulan bir yönelimdir. Nekrofili, zoofili veya ensest gibi psikolojik parafili çeşitleri, panseksüel teriminin sınıfına girmemektedir. Diğer taraftan Panseksüellik estetik temeller üzerine gelişmiş bir cinsel yönelim olup, biyolojik cinsiyet ayrımı yapmaksızın karşı ya da aynı cinse karşı duyulan cinsel hazzın varlığını ifade eder.
İnterseksüel
Hem erkeksi hem de kadınsı cinsiyet özelliklerine sahip olan insanların durumunu belirtir. İnterseksüel olmak için çift cinsiyetli olmak gerekmez. Birey içinde hem erkek hem kadın özellikleri taşıyabilir ve her iki cinse de duygusal ve/veya cinsel bir çekim hissedebilir.
Poliseksüeller
Poli (çok) sözcüğünden türetilmiş bir tür cinsel eğilim biçimidir. Bu tür insanlar, birden fazla cinsiyete karşı ilgi duyabilmektedir. Bu kavram biseksüellik ve panseksüellik ile karıştırılsa da, biseksüel insanlar sadece iki cinsiyete ilgi duyan insanlardır; panseksüel insanlar ise tüm insanlara ilgi duyan insanlardır. Poliseksüeller ise tüm cinsiyetlere ilgi duymayabilir. Bunun yerine, ikili cinsiyet anlayışının dışında transgender, interseksüel, iki ruhlu ya da üçüncü cinsiyetten olanlara ilgi duyabilirler.
Pomoseksüel
Postmodern seksüel'in kısaltılmışıdır. Pomoseksüel kişi transseksüel, homoseksüel ve bunun gibi cinsel yönelimleri belirten etiketleri kullanmaktan kaçan kişiye deniyor.
Triseksüel
Bu kişiler düşünebileceğiniz her şeyle ilişki yaşayabilir. Üçüncü cinsten tutun, cansız objelere hatta hayvanlara kadar ilişki kurabilen kişidir.
Sapyoseksüel
Sapyoseksüel kelimesi, zeki kişilere ilgi duyanları tanımlar. Dış güzellikten ya da fiziksel görüntüden ziyade, entelektüellik ve akıl, zeka gibi kriterlerinden etkilenen insanları ifade eder. Özetlemek gerekirse 'beyin' aşkıdır.
Hiperseksüel
Aşırı cinsel ilişki duyan ve çok sık cinsel birliktelik yaşayan kişilerde görülür. Unisex bir davranış olsa da, daha çok erkeklerin yaşadığı bir durumdur. Davranış bozukluğu olarak da bilinir.
Biseksüel
Hem erkek hem kadınlara yönelik romantik çekim, cinsel çekim veya cinsel davranış, ya da herhangi bir cins veya cinsiyet kimliğinden kişilere duyulan romantik veya cinsel çekim; bu ikinci görüş, bazen panseksüellik olarak da adlandırılır.
Ekoseksüel
Doğayı cazibeli ve seksi bulan insana denir.
Teknoseksüel
Bu kişiler karşı cinsten çok teknolojiden haz alan kişilerdir. 1 terabaytlık bir harddisk gördüklerinde, aldıkları zevk kaçınılmazdır. Ve Realdoll'ları severler.
Gettoseksüel
Taşralıseksüel olarak da adlandırılabilir. Getto, esasında Ortaçağ Avrupası’nda, özellikle Fransa’da Yahudilerin oturduğu arka sokak semtlerine verilen addır. Ancak günümüzde diline, dinine bakılmaksızın genel olarak kenar mahalleleri, arka sokakları ifade ediyor. Seksüel de cinsiyet anlamına gelir. İki sözcük birleştiğinde (gettoseksüel) taşraseksüel gibi bir anlam çıkıyor. Yani kenar mahallede de yaşasa, maddi açıdan taşralı olsa da bakımına dikkat eden erkekler için tanımlanan bir sözcüktür
submitted by RealSikici to KGBTR [link] [comments]

Aşk Mektubu Örneği

Edebiyat, kişisel duygu ve düşüncelerin anlatılmasında önemli rol oynar. Geçmişten günümüze birçok yazar ve şairin işlediği konular, özellikle ikili ilişkilerde duygulara tercüman olacak niteliktedir. İçinde beslediği duyguları karşısındakine en etkili şekilde anlatmak isteyenler, günümüz teknolojisinden faydalanarak internet üzerinden aşk mektupları araştırması yapıyor. Şimdilerde her ne kadar mektuplaşmanın yerini online iletişim araçları almış olsa da, daha nostaljik ilişki yaşamak isteyenler, internet üzerinden de mektuplaşabilirler. Postaneye gitmeden, istenilen içerikte mektup yazıp istenilen efektleri ekleyerek mektubun alıcıya ulaştırılması büyük bir avantajdır. Her türlü işin internet üzerinden halledildiği günümüzde mektuplaşmanın da online olarak yapılması, şaşılacak bir durum değil tabi ki.
Çok eski zamanlardan beri süregelen mektuplaşma geleneğini devam ettirmek isteyenler, anlamlı ve özlü sözleri kullanarak sevdiğine etkileyici bir aşk mektubu yazabilir. Yöntemleri teknolojiye göre değişse de, araç ve amaç aynıdır. Yani mektup yazmak, duyguları ifade etmenin en kısa yoludur. Yüz yüze söylemekte zorlanılan her şey, mektuplarla can bulur. Üzerine eklenen efektlerle daha da anlamlı hale gelir ve verilmek istenen mesajı direk alıcıya ulaştırır. Mektubun yeri her zaman özeldir, çünkü ömür boyu saklanacak özel bir anı olarak kalmaktadır. Üstelik teknolojinin bu denli geliştiği günümüzde, birbirinden farklı aşk mektupları ile mektup yazmak hiç bu kadar kolay olmamıştı. Kağıt kalemi aline aldığında tıkananlar, heyecandan aklına bir şey gelmeyenler için online sitemizde birbirinden farklı içerikte mektup örneği mevcut. İstenilen mektup, istenilen şekilde süslenerek an kısa zamanda alıcısına ulaştırılır.
Edebiyat, ucu bucağı olmayan bir deniz gibidir. İhtiyaç halinde, herkesin duygularını edebi ve hissi yöntemlerle ifade edebilmesi için tasarlanan sitemizde, ‘’söz uçar, yazı kalır’’ atasözünün anlamını kanıtlayacak çeşitlilikte mektup bulunmaktadır. Herkesin mektup yazma amacı farklı olabilir. Bu nedenle örnekler çeşitlidir ve herkes, içinden geçen duygulara tercüman olacak dizeleri oluşturabilir. Farklı duygulara tercüman olarak nitelikteki sitemiz, her zaman güncel ve aktif şekilde hizmet veriyor. Hem duygularını içinden geçtiği gibi anlatmak hem de ilişkisine nostaljik bir hava katmak isteyen herkes, sitemizi istediği zaman ziyaret edebilir, hizmetlerimizden sınırsız olarak faydalanabilir.

Aşk Mektubu Örneği

Kıymetlim, Ben sana bu mektubu yazarken, sokakta bir adam ciğerleri sökülürcesine öksürüyordu. Haline çok acıdım. Çok yalnızdı. Sonra bu duygumdan utandım. Acımak, benim haddime mi? Ben bu hale düşmüşken bir başkasına acımak benim haddim mi? Dünyam yerinden oynadı kaybettiğimden beri. Asla okumayacağını bildiğim binlerce mektup yazdım. Biliyorum, beni asla affetmeyeceksin. Güneş, ay ile buluşur, biz seninle buluşamayız demiştin. Hala aynı fikirde misin? Ben, sensiz yok oluyorum. Acın ile her gün birazcık daha parçalanıyorum. Benden geriye hiçbir parça kalmayacak bu gidişle. Zaten, sen gidince yarımı kaybetmiştim ben. Her gün biraz daha toza karışıyorum. Sokaktaki yalnız adamın bana acıdığını hissediyorum. Her gün adresine ulaşmayacak mektuplar yazan bu adama, acıdığını adım gibi biliyorum.
submitted by style35 to u/style35 [link] [comments]

GRRM - 1999 Söyleşileri - 2

Bu çeviri @griljedi tarafından yapılmıştır
25 Mayıs 2020
Bronn, 30’ların başlarında.
Eğer her bir şövalye başka bir kişiyi şövalye ilan edebiliyorsa Ser Osmynd Kettleblack gibi vicdansız şövalyelerin yahut toplumsal değerleri küçümseyen hanelerin bu durumu suistimal etmesine engel olan nedir?
Sosyal baskı. Bir şövalyenin akranları bunu yapana kötü gözle bakar. Evet, belli bir miktar para kazan olabilir ama şerefi kalmazdı ve şeref, bu kültürde hala çok önemlidir.
Ser Osmynd neden para için başkalarını şövalye ilan etmedi ya da en azından kendi kardeşlerini şövalye ilan etmedi? Aileler içinde bile şövalye olmayan kardeşler var, neden?
Şövalye olmak sadece basitçe “şeref” meselesi değildir, bu bir iş, yükümlülükleri var. Zırh ve en azından savaş atı için belli bir miktar servete ihtiyacını var. Savaşmanız, efendiniz çağırdığı zaman gitmeniz gerekir; insan eğitmeniz ve yönetmeniz beklenir. Bazı insanları (Willas Tyrell, Sam Tarly gibi) bunu yapamaz; bazıları sadece rahip, üstat gibi şeyler olmak için donanımlıdır. Şövalyelik de kısmen dindar bir parçaya sahip, bu yüzden eski ilahların takipçileri şövalye olmaya pek eğilimli değillerdir yoksa faturayı ödemek zorunda kalırlar.
Soylu doğumlu piçler şövalye olabilir mi?
Herkes şövalye olabilir.
Manderly’nin nasıl 40 yaşlarında yaverleri olabiliyordu?
Yaverleri, şövalyelik eğitimi alan, genç erkekler olarak görme eğilimdeyiz bu, gerçeğin sadece bir parçası. Tarihsel olarak hayatlarını tamamen yaver olarak geçiren kişiler de var; 30’larında, 40’larında hatta bazen 50’lerinde yaverler gayet yaygın bir şeydi. Bu insanlar belki şövalye olacak zenginliğe sahip değildi ya da eğilimleri yoktu. Onlar, teğmenliğe terfi etmek istemeyen kariyer ordusu çavuşunun orta çağ muadilleriydi.
Tyrion, babasının Fırtına Burnu’nuna yürümeden önce Robb’u yenmesi gerektiğini düşünüyordu. Stannis’in her an kaleyi terk edip, KL’ye saldırması açısından bu büyük bir risk değil mi?
Fırtına Burnu çok zorlu bir kale. Tywin ve Tyrion, Stannis’in cesurdan ziyade metotik bir adam olduğunu biliyor, bu yüzden düşman kalesini arkasında bırakması mümkün olmayacaktı. Stannis’in Davos’a açıkladığı gibi; psikolojik bir yönü de var dı, küçük de olsa “yenilgi” görmeyi kabul etmedi. Tywin’in Batı’ya yürümesi bir risk mi? Evet. Bu yüzden Harranhall’da uzun bir süre kaldı, Robb’un ona saldıracağını ümit etti ama olmadı, hesaplanmış bir kumar oynadı. Üç taraflı bir mücadelede (Renly ile beraber 4) herhangi bir belirleyici hareket bir risktir ve kazanmak için bazı riskler alınmak zorundadır.
İsyan sırasında Tyrell ve kuvvetleri, neden Fırtına Burnu’nu kuşatıp zamanlarını boşa harcadı? Bilhassa onların azam lordları savaşı kaybederken?
Targaryenler bir takım savaşları kaybetmişlerdi (ve bazılarını da kazanmışlardı), ancak Üç Dişli Mızrak ve King’s Landing Kuşatmasına kadar savaşı gerçekten kaybetmiyorlardı. Ve sonra kaybetti. Ve kuşatmalar orta çağ savaşının çok önemli bir parçasıydı. Fırtına Burnu coğrafi olarak stratejik değildi, ancak Kışyarı Starklar için önemli olduğu gibi Baratheon Hanesi için de önemli olan Robert’ın gücünün temeliydi. Düşmüş olsaydı, Robert evini ve topraklarını kaybederdi … ve iki erkek kardeşi düşman elinde rehine olurdu. Tüm önemli kişiler. Ayrıca Fırtına Burnu’nun düşüşü, fırtına lordlarının çoğunu onu dizini bükme zamanının geldiğine ikna edebilir. Yani kaleler nadiren önemsizdir.
Tyrellerin büyük bir ordusu vardı ama güçlerinin önemli bir kısmı Rhaegar ile birlikteydi. Prensin ordusu, Robert’ın ki daha çok savaş tecrübe etmesine rağmen, Robert’ın ordusundan daha fazlaydı. Savaşın tüm tarihini girmedim ama sadece iki büyük ordunun dövüşmesinden fazlası vardı; kuşatmalar, pusular, kaçış, düello, yağma ve Vadi ile Dorne Hudutları gibi bir dizi uzak yerde savaşlar…
Bir diğer ihtimal olarak Mace’in Aerys’in içten içe kaybetmesini umarken, ikili oynadığı söylenebilir mi? Böylece Ned gelir gelmez sancaklarını indirip, teslim olmuştur.
Ned geldiğinde Aerys ve diğerleri ölmüş, Viserys kaçmıştı; savaşacak kimse yoktu ve savaş her şekilde kaybedilmişti. Modern çağın “toplu savaş” kavramı o dönemler yoktu. Sadakat gibi ordular da kişiseldi. Tyrell’in teslim olması her zamanki gibi bir savaştı. Eğer bir nedenden ötürü Ned’e karşı boş bir savaş vermeyi denerse = daha fırsatçı sancaktarlarını diğer tarafa geçmiş olarak bulabilirdi.
Cat’in Jon’a karşı kötü davranışları hakkında bir soruya cevaben… “Kötü davranış” abartılı bir kelime. Cat, Jon’u kan gelinceye kadar dövdü mü? Hayır. Kendisinden uzaklaştırdı mı? Evet. Sözlü olarak onu suistimal edip, saldırdı mı? Hayır. Bran’ın hasta yatağında olanlar özel bir durumdu ama kendi çocuklarının haklarını konusunda çok koruyucuydu ve kral’ın ziyafetinde meşru doğumlu çocukları ile onun arasında keskin bir çizgi çekti. Jon kesinlikle onu başka yerde görmeyi tercih edeceğini biliyordu (Bu açıklamayı her daim biraz eksik ve yanlış bulmuşumdur çünkü Jon’un duygu ve düşüncelerine baktığımızda tam tersi bir resim çıkıyor; tamam, sürekli bir sözlü saldırı ve dayak gibi şeyler kuşkusuz yok ama basit bir soğuk bakıştan fazlası olduğu aşikar, yoksa en basitinden bu oğlan niye sürekli bu kadından korkup, ağlasın?)
Kanlı Oyuncular, diğer paralı asker birliği kadar eski değil ama çok yeni de değil, isimleri muhtemelen Vargo’dan öncesine dayanıyor. Bir Qohorik şu an onlara liderlik ediyor, sonrasında muhtemelen bir Lys’lı veya Dorne’lu ya da Ibbenli liderlik edebilir.
POVlarını nasıl yazdığı ile ilgili sorusu üzerine… Genelde bir karakteri seçiyorum ve bir duvara toslamadan önce onunle ilgili birkaç pov yazıyorum ve sonra bir başka pov’a geçiyorum ve bu şekilde devam ediyor. En zor POVlar, sanırım büyü elementleri yüzünden de Dany ve Bran ve Bran’ın ayrıca en genç POV olması ve sakat olduğu için kısıtlı olması gibi bir durum da var. Diğer tarafta Tyrion ve Ned’in bölümleri… kendilerini yazıyorlar gibi görünüyor.
Jon’un doğum zamanı ile ilgili bir soru üzerine… Jon ile Dany arasında muhtemelen 8-9 ay gibi bir zaman var… Cat ve Ashara söylentileri üzerine… Söylemeye gerek yok, hepsi zamanla açıklanacak. Ashara Dayne, Kayanyıldız’da yere çakılmadı çünkü bana yazan okuyucular böyleymiş gibi varsayıyor. Dorne’da da atlar var, biliyorsunuz ve tekneler… kendilerine ait olmasa da…Elia’nın Rhaegar ile evlenmesinden sonraki ilk birkaç yıl içinde Prenses’in KL’deki birkaç kadın eşlikçilerinden biriydi. Kalanını kitaplar için saklıyorum.
Greyjoy saldırısı sonrası Tywin, Lannister filosunu yeniden inşa etti. Burada 20 ya da 30 tane gemiden bahsediyoruz. Buna karşın Greyjoy filosuna denk olabilecek yegane deniz filosu Arbor’un kraliyet filosu ve Redwyne filosudur. Greykoy ve Redwyne, Westeros’un geleneksel deniz güçleridir. Lannister gemileri, Demir filonun dar gemilerinden daha heybetli ve büyük; çarklar, karyolar, akrepler gibi şeylerle beraber. Tyreller de Lannisterlarla aşağı yukarı aynı durumdadır ama onlar sancaktarlarına biraz daha bağımlıdır; bilhassa Kalkan Adalarındaki… Hightowerların, ticaret gemilerini korumak için, sadece birkaç savaş gemisi vardır.
Ned’in ordusu ona Dorne’a kadar eşlik etmedi, orada savaş yoktu ama şüphesiz sınırlarda küçük çatışmalar vardı. Lakin Martellerin savaşın dışında kalması tamamen doğru değil, Prens’in ordusunda KM Prens Lewyn komutasında Dornelu askerler vardı. Lakin Dornle’lar prensi olması gerektiği şekilde desteklemediler, bu kısmen Elia yüzünden öfkeli olduklarından kısmen de Doran’ın doğuştan gelen ihtiyatından.
Sevginin bir çok çeşidi var. Robert, kardeşlerini şüphesiz bir şekilde seviyordu ve onlara karşı dürüsttü ama onlardan tamamen hoşlanmıyordu. Stannis ile ilişkileri her zaman dikenliydi. Renly ise ailenin bebeği idi ve saraya gelene kadar Robert ile çok az zaman geçirdi. Robert’ın ona düşkün olabileceğinden şüpheleniyorum ama yakın değillerdi. Stannis, Fırtına Burnu dururken Ejderha Kayasının verilmesinden hiç hoşlanmadı ve bunu hakaret algıladı… ama Robert’ın bu amaçla yaptığı doğru değil. Targlar varislerini her daim Ejderha Kayası prensi olarak atamıştır. Joffrey doğana kadar da Robert, Stannis’i varisi olarak seçmişti. Robert iki kaleyi de kardeşlerine vermek yerine oğullarına verebilirdi ama bunun yerine kardeşlerine verdi ve ellerinde tutmalarına izin verdi, dikkatsiz cömertliğinin bir başka göstergesidir.
Valyria ve kıyameti hakkında ilerleyen ciltlerde daha fazlasını öğreneceksiniz ama illa Kılıçların Fırtınasında olacağını söyleyemem.
Jaime’nin Aerys’i öldürürken ki duyguları konusunda fikirleri var. Bazıları onun acılık hissettiğini düşünüyor, şahsen ben biraz eğlendiğini de düşünüyor.
İki görüş de doğru.
Westeros'da Evlilik ve Nişan Yaşı 6
8 bin yıl önce Ötekiler nasıl yenilgiye uğradı? Sayılarına bakınca yenilmez gibi görünüyorlar? İnsanlar karşı saldırıda bulundu mu?
Binlerce yıl önce olan bir şey, bazı gerçekler sisin arasında kayboldu ve zamanla efsaneye dönüştü. İlerleyen ciltlerde daha fazlasını öğreneceksiniz ama muhtemelen her şeyi değil, hayır.
Yüzsüz İnsanlar, önceden bir tarife listesi asmaz. Onlara ölmesini istediğiniz kişiyi söylersiniz ve onlar da kim olduklarına ve zorluğuna göre durumlara göre fiyat üstüne tartışıp, karara bağlar. Ne kadar zorlu ve üst seviye kişiyse fiyat da o kadar yüksek olacaktır.
Arya’nın yakaladığı siyah kedi, Rhaenys’in kedisi Balerion olabilir mi?
Olabilir.
Westeros’ta erkekler 17 yaşında yetişkin kabul edilir. Yaş kaç olursa olsun yemin edildiğinde (NW veya KM için şeylerde) iş bitmiştir, kaçış yoktur, yaşın gençliği bir kurtulma aracı olmaz. Ayrıca NW, 12 yaş gibi oldukça genç bir kişiye yemin ettirmez.
Sorunun özeti: Hornwood mirası; Lord Hornwood’un kız kardeşi mirası devralacak kişi olarak düşünülmedi ama onun oğlu ve lordun piçi düşünüldü. Elimizde birkaç kadın lord (Mormont, Dustin ve Whent) olduğu düşünülürse bu pek mantıklı gelmiyor. Lord Hornwood ‘un karısı ve gelecek kocası mirası elinde tutacak kişi olarak tasvir edildi. Ayrıca Leydi Whent’in bir Frey ile evlenmiş olmasına rağmen hanesinin son üyesi olması üzerine bir soru soruldu ama GRRM buna cevap vermedi.
Bu soruya kısa cevap; Westeros miras hakkı gerçek orta çağ dönemine göre modellendi. Yani belirsiz, kodlanmamış, farklı yorumlara tabi ve çoğu zaman da çelişkili. Adamın ilk doğan oğlu varis olur, sonra bir sonrakine geçer. Yaşayan bir erkek varken Dorne hariç kızlar, miras konusunda pek göz önüne alınmazlar. Erkek evlatlardan sonra kız evladın mirası alacağı söylenir ama ölü adamın kardeşlerinden biri buna itiraz edebilir. Kız mı erkek mi daha önceliklidir? İki tarafın da bir talebi var.
Ya hiç çocuk yoksa ve geriye sadece torun ve büyük torunlar varsa? Öncelik ve yakınlık daha öncelikli bir prensip midir? Piçlerin hakkı var mı? Meşrulaştırılmış piçler, meşru doğumlu çocuklardan sonra mı yoksa doğum sırasına göre mi sıraya giriyorlar? Dullar ne olacak? Ve ölen kişinin iradesi ne olacak? Bir lord, oğlunu mirastan menedip diğer oğlunu varis yapabilir mi? Yahut bir piçi?
O dönemler de Westeros’ta da keskin, net bir cevabı yok. Olaylara genelde vaka bazında karar verilir, her bir dava bir sonrakine emsal teşkil edebilir ama çoğu zaman emsaller, taleplerle çatışabilir. Orta Çağ’a baktığınızda “çatışan hak talepleri” savaşların nedenin 4’te 3’ünü kapsar. O dönemlerin dünyası yasalarla değil erkeklerle yönetiliyordu. Yasaların belirsizliği lordun bir yerde tercih ettiği bir şey olabilir çünkü bu, onlara güç sağlıyordu. Hornwood davasında kararı sonuçta bir “lord” verecekti ve daha güçlü hak sahipleri karardan memnun değilse, silahlarını çekebilir. Yani kısaca miras meselesi, yasalar kadar politika ile de alakalı bir şekilde karara bağlanıyordu.
Renly, kaygısız ve dikkatsiz bir kişiydi ve geniş genellemerle konuşuyordu (Renly’nin taht talebiyle ilgili konuşmasıyla ilgili). Bağlamdan görebildiğimiz üzere abisinin yasal dayanağını hiçbir şekilde umursamadı, onun ilgilendiği tek şey ordusunun ne kadar büyük olduğuydu.
The Hedge Knight’ta binlerce yıllık yaşta olan kadim ejderhalardan bahsediyor. Targaryenler getirmeden önce Westeros’ta ejderha var mıydı? Yoksa Targlar gelirken ejderha iskeletlerini de mi getirmişti?
Bir zamanlar ejderhalar vardı. (Buz ve Ateşin Şarkısı 'Ejderhalar' 4 )
Kitaplar için sakladığınız bir şey olabileceğini düşündüğüm takip sorusu, Westeros dışındaki Ejderhalara ne oldu? Eğer doğru anladıysam, Simyacılar hiçbir yerde ejderha olmadığını söylüyorlar. Öyle miydi?
Artık var olduğu bilinen ejderhalar yok … ama bu bir ortaçağ dönemi ve dünyanın büyük bölümleri hala terra incognita, bu yüzden gizemli yerlerde çok uzakta her zaman ejderha manzaraları hikayeleri var. Üstatlar bunları kaile almama eğilimindedir.
Ben Tad Williams’ın büyük bir hayranıyım. Tolkien’i yıllarca sevmeme rağmen, modern fanteziyi okumayı bıraktım çünkü çoğu korkunç türev şeylerdi. Sonra Tad’in DRAGONBONE CHAIR’ini denedim ve oturdum ve kendi kendime “Evet! Bu doğru bir yazarın elinde müthiş olabilir!” dedim. Bu ilham olmadan hiçbir zaman BUZ VE ATEŞİN ŞARKISINI yazmazdım. Eğer bulabilirseniz metinlerde bu seriye dair bazı şeyler var. (Azor Ahai Efsanesi 'Sahte Ulak' 1 )
Eğer Dany kısırsa (varisi olmayacağı için) neden Westeros’u işgal etmek istediğine dair bir soruya, cevap vermedi.
submitted by Asusnur to asoiaf_tr [link] [comments]

Yaralarım Benden Önce de Vardı... Ulus Baker

Ernst Jünger, çeviren Ersel Kayaoğlu (İstanbul: Can Yayınları, 1996), 128 s.
Metafiziği altetmek, demişti Heidegger, imkânsız! O, basit bir felsefi EĞITIM yöntemi değildir. Sanki birilerinin fikrini, kanaatini reddediyormuş gibi onu silip atamazsınız. Nietzsche'nin "hakikat sorunu" konusunda vurguladığı gibi, Dünya'nın Batısında yaşayan bir insan türü "metafizik" olmadan değil düşünmek, yaşayamaz bile. Bilginin "bir şeyleri bilmesi" modern metafizik varlıkbiliminin temelini atan Descartes'tan beri, Batı düşüncesinde neredeyse Varlığın tanımının ta kendisi haline geldi. Tanım ise kesinliktir. Freud, Heidegger ile paralel okunması gereken bir pasajında çağımızın çağrısını dışavurmuştu: Bana hakikati değil, kesinliği ver. Nereden geliyor bu garip emniyet tutkusu, güvenli kesinliğe bunca yakarış? Heidegger aşağıdaki satırları yazarken, bir anlamda onun felsefi damarlarından biri olan Ernst Jünger'in erken dönem eskatolojisinden pek uzakta değildir: "Varlık ilk hakikatinde olurken, istem olarak Varlık kırılmalı, dünya mahvolup gitmeye bırakılmalı, insanlar yalnızca emekleriyle başbaşa bırakılmalı. Ancak böyle bir çıkış sonunda Köken'in aniden bir yerlere oturması uzun bir zaman sürecek şekilde mümkün olacak... İşte bu olay daha şimdiden gerçekleşti. Bu olayın sonuçları dünya tarihinin bu yüzyılda başından geçen olaylardan başkası değildir." Bahsedilen "sonuçlar"ın Ernst Jünger'in doğumevi, yani Birinci ve İkinci Dünya Savaşları olduğu besbelli. Onu Heidegger'den ayıran tek belirti, iki savaş arasının adamı olmaktan çok, savaşın kendisinin adamı olmasıdır. Birinci savaşın romantik gazisi; ikinci savaşın kaçağı... Ve iki savaş arasında, tıpkı Heidegger gibi, bilim ve teknolojilere dair yazıp durması da türdeş kılmıyor Jünger'in eserini -ne Heidegger'le ne de kendisiyle. Sonuç olarak 1895'te orta sınıf bir kimyacının evinde başlayıp 102 yıl savaşlarla ve barışlarla, umutsuz-umutlu çıkış ve gerileyişlerle geçen bir yaşamdan bahsediyoruz. Jünger'in "dönemeçleri" (Kehre) kuşkusuz Heidegger'inkinden daha fazla sayıda ve daha belirgin: Orta sınıf evde baba otoritesi (ileride Thomas Mann'ın üslubundan sürekli şikayet edecektir), artı baskıcı katolik okulları, ikili bir kaçış istemini kaçınılmaz kılacaktır: Aşırı okumalar yoluyla kaçış ve "dışarıya", "başka bir yaşama" doğru. Birincisi yazar Jünger'i, ikincisi asker Jünger'i yaratacaktır. Aslında anti-semitizmden başka pek bir özelliği olmayan Wandervogel (Yitik Kuşlar) gençlik grubuna "belirsizce" katılışı hem aydınlık değildir hem de onu kesmez. Fransız Yabancı Lejyonuna yazılarak Afrika'ya gider, Kilimanjaro yollarında kaybolunca, ailesi tarafından Alman Dışişleri marifetiyle geri getirtilir. Neyse ki, Birinci Dünya Savaşı patlak verir de genç adam "burjuva" dünyasından bir kez daha uzaklaşmak fırsatını bulur -cephede çeşitli birliklere kumanda eder, defalarca yaralanır, savaşın sonunda Alman Ordusunun en yüksek Liyakat Nişanıyla onurlandırılır.
Savaşın Jünger'in hayatında bir dönüm noktası olduğunu söylemek yetmez. İki savaş arasında yazdığı ilk eserlerin temaları, bir taraftan Jungkonservative (Genç-Muhafazakar) sağcı ideolojilere bağlanıyorsa, öte yandan derinden derine bir "savaş uygarlığının" portresini çizerler. Üstelik, yakın dostu, Die Totale Staat'ın (Topyekün Devlet) kuramcısı Carl Schmitt'ten bile daha derin bir eleştiriyi "burjuva romantizmi"nin dünyasına karşı yöneltecektir: Bu son savaş ülkeler arasında geçmedi -biri geçmekte olan, ikincisi gelmekte olan iki çağ ve iki yaşam tarzı arasında geçti. 19. yüzyıl burjuva ferahlığının, geleceğe yönelik orta sınıf düşleminin dünyası, bütün hatlarıyla ve kurumlarıyla geleceğin bu saldırısı altında tuzla buz olmaya gidiyorlar. Ve kazananı kaybedeni olmayacak bu savaşta geleceğin saldırısı global bir endüstriyel toplumdan gelmektedir -Der Arbeiter'da (İşçi) vurgulandığı gibi, barış zamanı emek örgütlenmesi, ağır demir-çelik ve metalurji endüstrilerinin gerektirdiği gibi, ordudaki askeri örgütlenmenin tıpkısı olmaya doğru gitmiyor mu? İşçi=asker eşitliği işte bu "gelecek dünya"dır. Anlıyoruz ki Nazilerle ilk flört yıllarındaki Jünger, henüz "ütopyasız"dır ve bu ateş, çelik, kan dünyasını belli belirsiz bir nihilizmle onaylamış görünmektedir. Yine de Max Weber gibi liberallerle, Sombart gibi "tutucu-devrimci" iktisatçıların özellikle Alman kulaklara hoş gelen bir çözümlemesi söz konusudur yalnızca: Ağır endüstriyel kurumlaşma otoriter devleti, hafif endüstriyel stratejiler ise Batılı, liberal ve demokratik devleti sırtlarında taşırlar. Diyebiliriz ki "faşist" Jünger, liberal öncülerinden daha samimidir bu formül konusunda: Madem böyle bir gelecek kaçınılmaz bir surette yeryüzünü egemenliği altına alacaktır, o zaman her düzeyde onunla anlaşmaya çabalamak gerekir: Makine bireyi saracak ise, birey de makinayla bütünleşecek ve ülkelerin çelik ve asfalt damarlarından akacaktır. Bu düşüncelerin eş-titreşime girdiği bir felsefe vardır: Spengler ile Stato totalitario öğretmeni Giovanni Gentile... Bir de siyasal grup vardır -sonradan Hitlercilere ters düşecek Ernst Niekisch'in "milliyetçi Bolşevikleri"... Kısaca söylemek gerekirse, Jünger'in de hatırı sayılır katkılarda bulunduğu kafa karışıklığı had safhadadır.
Yine de Jünger'in kafa karışıklığı, Nazilerin yükseldiği dönem boyunca farklı türden, kendine özgüdür: Erken gençlik yıllarında başlattığı innere Emigration (içeriden göç), onu politik eylem alanına gönül ferahlığıyla dalma konusunda rahatsız etmeyi sürdürür. Çok geçmeden, onun iki ana formülünün, şu Neue Topografie (Yeni Topoğrafya) ile Die Totale Mobilmachung'un (Topyekün Seferberlik) üzerine atlayan Naziler ile örtük bir bozuşma sürecine girecektir. Formül oldukça politik ve tuhaftır: Her şey tamam da Goering gibi bir adamın Reichswehr'in başında işi nedir? Sorunun daha derin çatlaklardan kaynaklandığı zamanla belli olur. Jünger, Hitler savaşı çıkarana dek Nazilerden gizli uzaklaşmasını sürdürür. Savaş yılları bir nevi sürgündür -Fransa ile Almanya sınırında Kirchorst'da çakılır kalır. 1944 yılında ise, oğullarından ikisini de kaybeder -birini cephede, ötekini kendisinin de desteklediği anlaşılan Hitler suikastı sonucu, kurşuna dizilmiş olarak... Alman ordusu, Nazilerle süregiden iktidar mücadelesi içinde eski harb gazisine kol kanat germiştir.
Ama savaş yılları bir kez daha Kehre'ye yol açar -artık çağdaş Alman edebiyatının en güçlü yazarı sahneye girmekte, büyük dönüşüm yepyeni bir "topoğrafya" üzerinde tamamlanmaktadır -Auf Der Marmorklippen (Mermer Yalıyar) kitabı 1939'da, herhalde büyük bir cesaret gösterisi olarak yayımlandığında artık ikinci bir Jünger ile karşı karşıyayız. İki kardeş, Akdeniz'de bir kayalık yalıda, sakin bir köye çekilirler. Tehditkar Ormanlı'nın saldırısı yaklaşmakta, kasabanın kenarlarını sarmakta, iç huzuru mahvetmektedir. Ve iki kardeş inanılmaz bir şey yaparlar: Başka bir sakin köye çekilirler! Kaçış çizgisinin böyle bir formülü hem eşsiz hem de tuhaftır. Formülleri en yalın halleriyle tesbit edilmeksizin Ernst Jünger okumak, biraz edebi-şiirsel hazdan öteye eserin gerçek anlamda kavranmasına götürmeyecektir. İçeriden göçün formülü şudur: Saldırı başgösterdiğinde bir adım geriye kaçacaksın...
Benzeri bir formül, o dönemin jurnallerinde de başgösterir -savaş ve yıkım en çılgın dehşetiyle devam etmekte iken "sükunet"! Bu sükunet ise asla teslimiyet değildir: Her şey bittikten sonra savaşa sarfedilen onca ömrün ardında, alaycı, geride kalacak olan bazı şeylerle, doğayla, yollarla, tarlalarla çok gizli bir suçortaklığı vardır. İkinci bir formül ilkini tamamlamaya gelir: Nihilizm her türlü düşünceye oranla daha şanslıdır. Dünyanın akışının muazzam sürati, en hareketsiz parçacığı, bir tohum tanesini bile mutlak bir güce eriştirir. Artık en yumuşak en serttir...
Böylece Ernst Jünger'in eserinde bazı formüllerin işbaşında olduklarını, yazınsal uzamın içinde çoğu zaman apansız ama son derece büyük bir keskinlikle sivrilmekte olduklarını söylemiş oluyoruz, Die Glasernen Bienen (Sırça Arılar) tedirginlik verici ölçüde "neşeli" birkaç formül sunmaktadır -özellikle etik ve ahlak konularında. Her zamanki gibi bir savaş gazisidir ve harb yıllarında ince beceriler gerektiren top mermisi sanayiinde istihdam edilmiş, savaş sonrasının "doğal" ortamında iş bulamamaktadır... Çeşitli işler arasında sözgelimi sigortacılığı deneyecektir. Savaş sonrası için en "olanaksız" iş! Hangi kapıyı çalsan eksik kol ve bacaklar... Nihayet Hearst benzeri ütopyacı bir zenginin malikâne-fabrikasında üst düzey sekreterlik gibi bir iş bulur -hafiften kaçık patronu dev metal endüstrilerinin korkunçluğundan uzakta, çok küçük robotçuklar yapımına tüm sermayesini vakfetmiştir: Cam arılar. Ve tıpkı Jünger gibi koleksiyon meraklısıdır: Savaş araçları, yitik organ parçaları ve savaş hekimliği malzemeleri -"kopartılmış kulakların, organların vahşi sergisi şok etmişti beni", diyor Jünger. Eski savaşların imgeleri arasında (ne İlyada'da ne de başka bir yerde) savaş kol bacak kaybetmelerle, sakatlıklarla ilgilenmez. Ancak hilkat garibesi devlere ya da demonlara yakıştırılır sakatlıklar: Tantalos, Prokrustes... Oysa günümüzden şu manzaraya bakın hele: Utangaç ve övüngen, ikiyüzlü savaş hekimliğinin hemen sarılıverdiği "neşter ahlakına" bakın. Ya da tren istasyonlarında toplanan sakat dilenciler ordusuna. Ve işte eserin ana formülü: Sakatlıkların kazalardan kaynaklandığını düşünmek "optik" bir yanılgıdan başka bir şey değildir... Dünya ve tarih henüz rüşeym halindeyken sakatlanmış bir ırk olduğumuzdan gelmektedir bunca kaza başımıza... Böyle bir "optik yanılgı" teması hem poetik hem de derinden felsefi-politik mesajlar taşımaktadır: Jünger gibi I. Dünya Savaşı'nda yaralanan ve ömür boyu bir yatağın yalnızlığına terkedilen Fransız şair Joe Bousquet'nin Stoacı formülüyle buluşması şaşırtıcı değildir -"yaralarım benden önce vardı, ben onları bedenimde taşımak için doğmuşum..."
İlerlemenin, "kayıp" ve "eksiklik" üzerine kurulmuş bir uygarlığın vazgeçemediği bir efsane olması kolayca anlaşılabiliyor. Muhafazakar Jünger artık bazı tedbirler önermek zorunda hisseder kendini -Kant'ın "ahlak doktrini"ne uygun yaşamaya çalışmak ne mene bir HAYAT getirir? Biraz ana-baba terbiyesi daha önemli değil mi? Böylece, devler dünyasına yönelen erken Jünger'in aksine, savaş sonrasının Jünger'i ısrarla "küçük şeylere", ufak ayrıntılara, minimalizme yönelecektir. Adorno'nun Minima Moralia'sında olduğu gibi, "efendiler kültü"nün, çağdaş tiranlıkların derin bir sosyal eleştirisidir bu.
Ernst Jünger'in Kehre'sinin mutlak olduğunu asla düşünmemek gerekir. Önce onaylayarak ortaya attığı temalar (sanayi-savaş, geçmiş-gelecek, nihilizm) geç dönem eserlerinde bir kez daha ortaya atılırlar: Bu kez derin ve minimal bir toplumsal eleştirinin yeğinliğiyle. Yazınsal saydamlık ve minimal etkilerin edebi kudreti bu eserin formüllerini gölgelememektedir. Ernst Jünger'in eseri bize şunu söyler: Dünya, Tarih ve HAYAT, büyük harflerle başlasalar da hep küçük şeylerin gücüyle ayakta dururlar.
Virgül 4 , Ocak 1998, s. 42-43
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]

Vebayı Camus'nün felsefesiyle alt etmek

YİĞİT BENER
Albert Camus’nün Veba’sı, hem salgınla mücadeleyi hem de alegorik olarak faşizme karşı direnişi odağına alan çok katmanlı bir roman: Farklı bir gözle yeniden okunmayı denemeli…
Corona günlerinde tüm dünyada en çok okunan ve yorumlanan kitaplardan biri kuşkusuz Albert Camus’nün 1947 tarihinde yayımlanan romanı Veba.
Türkçede ilk kez geçtiğimiz Nisan ayında Artı Gerçek’te yayımlanan ve Camus’nün muhtemelen 1941’de – yani Veba’nın yayımlanmasından altı yıl önce- yazdığı Vebayla Boğuşan Hekimlere Tavsiyeler adlı metin, Veba’nın yeniden okunmasına zenginlik katacak birkaç kilit cümle içeriyor.
Bunlardan ilki, böyle bir dönemde kimsenin paçayı sıyıramayacağını, fildişi kulesine çekilemeyeceğini vurgulayan bir uyarı: “Vebanın hüküm sürdüğü bir ülkede hiç kimse hastalık bulaşmış bir nesneye dokunmadan edemez.”
Asıl püf noktası ise, ölümle baş etmenin önemi vurgulayan paragrafın ardından gelen şu cümle: “Size bir felsefe lazım.”
Başka bir deyişle, Camus bu mücadelede tıbbi bilginin, ilaçların, hekimlerin gayretinin tek başına yeterli olmayacağını düşünerek bir genel çerçeve, bir “mücadele felsefesi” öneriyor ve bu felsefenin ana hatlarını şu cümlelerde özetliyor:
“Her şeyden önce, asla korkmamalısınız. (…) Netice itibariyle korku insanı hastalığın etkisine açık hale getirir.” “Bu hastalığa veba adı verildiğinden bu yana hep olduğu üzere insanların sinek gibi ölmelerine asla, ama asla alışmamalısınız”. “Diğerlerini tedavi etmeyi reddedenlerin yapayalnız, kendini feda edenlerin ise topluca öldüğü; doyumun doğal sonucuna eremediği; liyakatin düzeninin bozulduğu; mezarlıkların dibinde dans edilen; hastalık bulaştırmamak için sevgilinizi kendinizden uzaklaştırdığınız; cinayet suçunun asla cani tarafından üstlenilmediği ve bir korku anının şaşkınlığında tayin ettiğimiz günah keçisi bir hayvana yüklendiği bu korkunç kargaşaya yönelik isyanınız asla dinmeyecek”. “En kadim ayinler kadar köhne olan dinin hizmetine girmeyeceksiniz. (…) Velev ki o din bize gökten inmiş olsun, o zaman da göğün adil davranmadığını söyleriz.” “Gün gelecek, herkesin korkusunun ve acısının sizde uyandırdığı tiksintiyi haykırmak isteyeceksiniz. İşte o gün, benim size önerebileceğim çareler de tükenmiş olacak…”
Yazarın birçok söyleşisinde açıkça belirttiği gibi, Veba dar anlamda salgınla mücadeleyi ele alan bir roman değil, aynı zamanda İkinci Dünya Savaşı dönemine denk düşen yazım sürecine damgasını vuran faşizme karşı direnişin bir alegorisi. (dolayısıyla faşizme karşı mücadelede de militan gücün, eylemlerin, silahların yetmeyeceğini, bir felsefe gerektiğini düşünüyor)
Veba’nın güncelliğinin katmerli olmasını sağlayan, romanın bu çoğul katmanlı yapısı olsa gerek.
Bu da bize Veba’yı iki ayrı ana eksende ele almaya götürüyor. İlki, romanın hemen tüm salgın/afet/savaş/toplu felaket anlatılarına ortak olan yönleriyle, ikincisi Camus’nün özgün katkısı olan felsefesi ışığında. Bu ikinci eksende bundan belki bir ölçüde bağımsız olarak yine Camus’ye özgü yan açılımlara ayrıca değinebiliriz.
Camus, romanın “bireysel anlatı”yla “kolektif anlatı” şeklinde ayrıştırabileceğimiz ikili bir anlatım tekniğine sahip olduğunu açıklıyor bir söyleşisinde.
Bunun da roman içindeki beş ayrı bölüme denk düştüğünü belirtiyor: hastalık öncesi bireysel yaşam (bireysel anlatı); ilk hastalık belirtilerinin ortaya çıkmasıyla bireyle toplumsalın yollarının kesişmesi (bireysel ve kolektif anlatı); hastalık sürece tam hâkim olduğu andan itibaren her şeyin iç içe geçip bir “alaşıma” dönüşmesi (salt kolektif anlatı); hastalığın gerilemesiyle bireyle toplumsalın yeniden ayrışmaya başlaması (bireysel ve kolektif anlatı); sonrasında yeniden bireyselin öne çıkması (bireysel anlatı).
YAS SÜRECİ
Bir farklı yaklaşım, romanı, salgının kesinleşmesi ve kentin karantinaya alınmasıyla başlayan bir yas sürecinin (yani olağan yaşamın sona ermesinin yasının) aşamalarına koşut olarak ele almak olabilir.
Aslında Covid salgını dahil birçok toplumsal felakette ve bunları konu alan roman ve filmlerde bu aşamaların (inkâr, öfke, pazarlık, çöküntü, kabullenme) izini sürmek mümkün.
Şok / İnkâr / İnanamamak
“Vebalar da savaşlar da insanı hazırlıksız yakalarlar.”
Yazar, salgınla savaşlar arasında bir benzetmeye giderek, kendi başına gelmedikçe insanların felaketlerin gerçekten mümkün olduğuna inanmakta güçlük çektiklerini vurguluyor:
“Bundan böyle yurttaşlarımız bir şeyin farkına varıyorlardı: küçük kentimizin farelerin güneşte ölmesi ve kapıcıların tuhaf hastalıklardan yaşamlarını yitirmesi için belirlenmiş bir yer olabileceği asla düşünmemişlerdi”. (…) “Bir savaş patladığında insanlar, ‘Uzun sürmez bu, çok aptalca’ derler. Ve kuşkusuz bir savaş çok aptalcadır, ancak bu onun uzun sürmesini engellemez. Budalalık hep direnir.”
Bu aşamada insanlar ne kadar kırılgan olduklarını idrak ediyorlar. Tıpkı kentin kapıları kapanınca, uzun süreli bir ayrılığa hazır olmayan eşlerin, sevgililerin, aile fertlerinin bir anda -vedalaşma fırsatı dahi bulamadan- ayrı düşmeleri örneğinde olduğu gibi.
Öfke
Hastalık gerçeği artık inkâr edilemez şekilde kendini dayattığında, şaşkınlık ve inkâr yerini öfkeye ve bu öfkenin yönelebileceği bir sorumlu arayışına bırakıyor: Hastalığın ortaya çıkmasına neden olan bir günah keçisi ve/veya bu süreci iyi yönetemediği için yaşanan sıkıntılara yol açmakla suçlanacak idari bir sorumlu.
Romanda bunun tipik örneği, apartmanda fare ölülerinin çoğalmasına karşın inatla “bizde fare yok, dışarıdan birileri getirmiş besbelli” diyen kapıcının yaklaşımıdır.
Zaten salgınlarda “olağan suçlu” konumundaki belirli azınlıkların (örneğin Yahudilerin, Çingenelerin, “cadıların”, vb) ya da kırılgan başka toplumsal kesimlerin hastalığın yaygınlaşmasından sorumlu tutulması ve nefret nesnesine dönüşmesi sık rastlanan bir olgu değil midir? AİDS salgınında eşcinseller, Sars salgınında topluca katledilen Misk kedileri, Covid salgınında da “olur olmaz şeyler yeme alışkanlıkları nedeniyle” Çinliler…
Camus bu tür durumlarda söylentilerin, kehanetlerin ve komplo teorilerinin çok rağbet gördüklerini hatırlatıyor, tüm kehanetlerin ortak yönünün rahatlatıcı özellikleri olduğunu belirtiyor ve ekliyor: “Bir tek veba rahatlatıcı değildi!” Bu batıl inançların din yerine geçtiğini de ayrıca vurguluyor.
Günümüzde sosyal medya bu söylentilerin katmerli olarak ve daha hızlı yayılmasına da hizmet ediyor. Ancak geçmişte kulaktan kulağa yayılarak koca bir kenti bir anda yangın yerine çevirme potansiyelini taşıyan söylentilerin yarattığı tehlikeli durumdan farklı olarak, sosyal medyada kontrol ve denge mekanizmaları da var: Bu tür süreçlerde Teyit gibi sanal yayın organlarının ve onun bir türevi olan Covid-19 Postası’nın sağduyu katkılarının değeri gerçekten paha biçilmez.
Pazarlık
Romanda çeşitli örnekleri verilen üç tarz davranış ön planda: Alınan sert önlemlerin yumuşatılmasını talep edenler, en azından başkaları için değilse de “kendileri” için böyle bir talebi öne sürenler; hastalığın gerçek boyutlarını sorgulayanlar, örneğin ölü sayısının “abartıldığı kadar” çok olup olmadığını tartışmaya açanlar, bunun neye denk düştüğüne kuşkuyla bakanlar; bir de romandaki gazeteci Rambert gibi bireysel çözüm arayışına girerek kuralların dışına çıkmaya, kaçmaya çalışanlar.
Çöküntü / Acı / Hüzün
Camus, insanların belli bir aşamadan sonra manevi bir çöküntüye girdiklerini ve “veba düzlemine” geçtiklerini anlatıyor romanında. Vebanın düzlemi “vasat, monoton, renksiz bir yinelemeden” ibaret olduğu için insanların da sıradanlaştıklarını aktarıyor: “Kimsede yüce duygular kalmamıştı” saptamasını yapıyor.
Ayrıca herkesin kendi içine kapandığını, birbirlerinin duygularını anlamaz hale geldiklerini ve kimsenin kimseye yararı kalmadığını anımsatıyor.
Ölümün olağanlaşması oranında büyüklük, aşkınlık duygularının da yitirildiğinin, her şeyin basit bir hayatta kalma yarışına döndüğünün altını çiziyor.
Dostlukların, özellikle de aşkların anlamını, değerini yitirdiğini uzun uzun betimliyor. “Aşk var olmak için kendine bir gelecek hayal etmelidir oysa bizde sadece uçucu anlar kalmıştı” diye belirtiyor.
Yazar, vebanın değer yargılarını da sildiğini ekliyor. Kimsenin artık yediğinin, içtiğinin, üst başının kalitesine aldırış etmez hale geldiğini, “her şeyi toptan, olduğu gibi kabul etmeye” başladığını gözlemliyor.
Covid salgınında paradoksal olarak bu süreç örneğin AVM’leri kentin yeni “agorası” haline getiren bir yaşam tarzından AVM’lerin kapalı olduğu bir yaşama geçişte buna pekâlâ alışılabildiğinin saptanmasına, yani kapitalizmin dayattığı tüketim toplumu modelinin insanın gerçek ihtiyaçlarını karşılamaktan ne kadar uzak olduğunun kısmen de olsa sorgulanmasına olanak sağladı. Bunu da sosyal medyanın yaşanan bireysel deneyleri bir ölçüde paylaşama, birlikte yorumlama fırsatı sunmasına bağlayabiliriz ola ki.
Kabullenme
“Yurttaşlarımız yola gelmişti, uyum sağlamışlardı, öyle denir ya, çünkü başka türlü yapacak bir şey yoktu”.
Hastalıkla yaşamak zorunda kalınması gerçeğinin toplum tarafından kabullenildiğini, romanda uzun betimlemelerle aktarılan cenazelerin kaldırılışındaki evrimde izlemek mümkün: Önce sadece yakınların katılımıyla dini törensiz ama mezarlıktan kaldırılan cenazeler, ölü sayısının artmasıyla artık sadece görevlilerin eliyle ve alelacele, özel olarak açılmış kireç dolu çukurlara topluca atılıveriyor ya da yakılıyor.
Cenaze töreni başlı başına yas sürecinin önemli bir unsuru olduğu için aileler, başlarda nispeten daha gelişkin törenleri bile yetersiz bulup isyan ederken, salgın kente iyice çöreklendiğinde artık cesetlerin “tıbbi atık” muamelesi görerek kaşla göz arasında yok edilmesini dahi olağan karşılar hale geliyorlar.
O kadar ki, yazar bu süreci anlatırken kara mizaha bile başvurmaktan çekinmiyor: “(...) Çok iyi bir örgütlenmeydi bu ve vali memnun kaldı. Hatta Rieux’ye bunun eski vebaları anlatan tarih kitaplarında karşılaştığı Zencilerin ölüleri taşıdığı el arabalarından daha iyi bir şey olduğunu söyledi”. Hak veriyor Rieux: “Aynı türden gömme işlemi bu, ama biz fişler hazırlıyoruz. Tartışmasız bir ilerleme var.”
MÜCADELE FELSEFESİ
Toplu felaketin ve bunun insanlar üzerindeki etkilerinin betimlenmesi hem birçok başka yazarın benzer içerikli kitaplarda anlattıklarıyla hem de mevcut pandemi sırasında dünyanın dört bir köşesinde yaşananlarla büyük ölçüde örtüşüyor.
Camus’nün asıl özgün katkısını, hastalıkla mücadele sürecinde roman kişileri (özellikle Dr Rieux, yer yer Tarrou) aracılığıyla ortaya koyduğu genel felsefi yaklaşımda aramak gerek.
Hastalık toplumda zaten var olan sorunları, dengesizlikleri, hastalıklı yapıyı ortaya çıkarıyor; eşitsizlikleri körüklüyor.
Bunu romanın başlarındaki anlatımda, varlıklarından haberdar dahi olunmayan binlerce lağım faresinin birden ve topluca yüzeye çıkmaları alegorisinde ya da romanın değişik bölümlerinde betimlenen toplumsal eşitsizliklerde, karantina döneminde bunların yol açtığı sorunlarda, çatışmalarda görmek mümkün.
“Veba işini görürken çok etkili bir tarafsızlık sergilediği için bir eşitlik duygusuna yol açmalıydı, oysa bencilliklerin doğal işleyişi nedeniyle tam tersine, insanlar adaletsizliği yüreklerinde çok daha keskin biçimde hissediyorlardı.”
İnsanlıktan çıkma riskine karşı uyarı
Yazar, ölümlere ve hastalığa salt istatistiki bir bakışla yaklaşılmasına isyan ediyor ve insanlığından arındırılmış bir ölünün basit bir rakama dönüştüğünü vurguluyor. (“üç, beş, on, yüz terörist etkisiz hale getirildi” ya da “üç, beş, on, yüz şehit verildi” söyleminde olduğu gibi)
Hatta roman kahramanının zihninde, insanları ölüm gerçekliği ile yüzleştirmek için şaşırtıcı bir yöntem bile düşlüyor: “Madem insanlar ölümün gerçek anlamını ancak birinin cesedini gözle görünce anlıyorlar, o zaman bunu gözlerine sokmalı. Beş büyük sinemadan aynı anda çıkacak on bin kişiyi kent meydanında öldürmeli ki toplu cesetleri görünce herkesin kafasına dank etsin! Öyle olunca bu isimsiz yığının gerçek insanlardan oluştuğu, bir yüzleri olduğu anlaşılır…”
Başka bir deyişle, insanların sinek gibi ölmelerine asla alışmamak gerek! Dr. Rieux bu düşünceyi şöyle vurguluyor: “Felakete alışmak, felaketin kendisinden bile beterdir.”
Boyun eğmemek ve dine başkaldırı
Romanın kilit öneme sahip kişilerinden biri de “herkesin saygı duyduğu” papaz Panneloux.
“Becerikli bir hatip” olarak sunulan Panneloux’nun vaazı, yazara dinle hesaplaşma fırsatı veriyor. O andan itibaren salgının ortasında sivrilen iki temel ama zıt karakter olarak ortaya çıkan hekim Rieux ve rahip Panneloux’nun farklı bölümlere dağılan felsefi tartışmaları, bir yönüyle klasik din/ateizm/laiklik sorunsalının iki ayrı düzlemine denk düşüyor.
Daha soyut düzlemdeki tartışmada roman karakteri Rieux’yü (ve aslında belli ki yazar Camus’yü) isyan ettiren en önemli ahlaki mesele, dinin “tanrının yolundan uzaklaşmak” ve “günahkâr” olmakla suçladığı felaketzedeleri başlarına gelenden sorumlu tutuyor olması.
Panneloux’nun romanda tüm bir bölüme yayılan ve kutsal kitaptan, dini efsanelerden referanslarla süslü vaazı, dinci zihin dünyasını neredeyse karikatür düzeyinde ayrıntılarla betimliyor ve bu zihniyeti “Kardeşlerim, felaketin içindesiniz, kardeşlerim bunu hak ettiniz” sözleriyle billurlaştırıyor.
Vaazın içeriği okura zaman zaman “bu kadarı da olmaz” dedirttiği için bu bölümde bir Fransız aydını olan yazarın “laikçi/aydınlanmacı” hezeyanlara kapıldığını düşünmek mümkün. Gel gör ki Covid salgınında medyada rastladığımız benzer içerikleri suçlamalar, örneğin en yetkili dini otoritenin eşcinselleri hastalıkların yayılmasından sorumlu tutması yazarın pek de abartmadığını göstermiyor mu? Herkesi etkileyen toplumsal felâketler karşısında çaresiz kalan insanlarda ilahi adaleti bile sorgulama, hatta kendilerini korumayan Tanrılarına isyan etme eğilimleri belirlediği için, dini otoriteler söylemi sertleştirme ve Tanrının gazabı tehdidiyle korku salarak cemaati yeniden hizaya sokma ihtiyaç duyuyor belli ki.
İşler kötüleştikçe sertleşen bu dini söyleme kendi coğrafyamızda yıllardır maruz kalmıyor muyuz? (1999 Körfez depremi sonrasında sallanan “7.4 yetmedi mi?” pankartını unutmak ne mümkün!) Panneloux’nun sert sözleriyle bizim yöredeki dinci söylemin arasındaki temel fark, bizdeki suçlayıcı cümlenin romandaki kadar kapsayıcı olmayışıdır, yani “kardeşlerim” hitabından yoksun oluşudur. Bizde bu tarz bir dinciliğin sözcüleri aynı içeriği daima ötekileştirerek dile getirmeyi, doğrudan hedef gösteren bir nefret söylemine çevirmeyi tercih ediyorlar. (günahkâr olan daima “öteki”, cemaat dışı)
Bu zihniyet farkının bir başka örneği, romanda masum olduğu varsayılan bir çocuğun ayrıntılı ve sarsıcı bir biçimde betimlenen ölümünün rahip Panneloux’nun bile ilahi adalete inancını derinden sarsmasıdır. Bu anlamda Panneloux karakteri, örneğin Umberto Eco’nun Gül’ün Adı romanında betimlediği engizisyon sözcüsünden oldukça farklı, vicdan sahibi bir din adamı. Bizim coğrafyamızın dinci söylemi engizisyon dönemi söyleminin şiddetine daha yakın duruyor: Bu akımların sözcüleri benzer vakalarda “masum çocukların” ölümünün bile aslında “ebeveynlerinin günahının kefareti” olduğunu savunarak “günahkârları” toptan, aile boyu “cezalandırmaktan” yana tavır almıyorlar mı? Ne de olsa bizim yörelerde kan davaları bireyselden çok kavim ya da aile boyu hesaplaşmalarla yürütülüyor, cadılar teker teker değil topluca yakılıyor, günahkâr semtler, hatta koca kentler toptan yıkılıyor…
Panneloux ise, sonunda kendi de hastalandığında, tutarlı olmak adına hekimden yardım istemeyerek kendini Tanrının merhametine terk etmeyi yeğler… ve ölür.
Tanrıya karşı işlendiği varsayılan suçların faturasının bu kadar gaddarca kesilmesi Dr Rieux’yü “ilahi adalete” ve böylesi bir dini inanca karşı isyan ettirse bile, aslında yazar da insanları başlarına gelenden kısmen sorumlu tutmaktadır: Onun gözünde de adaletten ve akılcılıktan yoksun toplumsal düzen ve onun çıkarcı yönetim biçimi salgının etkilerinin bu derece yıkıcı olmasından doğrudan sorumludur.
Hatta bunun da ötesinde, insanlar kişisel yaşamlarında yaptıkları hatalardan ve birbirlerine karşı işledikleri bireysel suçlardan ötürü de suçlu ve sorumludur. Bunu en net biçimde romanın sonlarına doğru geçmişte kalan militan yaşamındaki hatalarını Dr Rieux’ye itiraf ederek adeta “günah çıkaran” Tarrou karakteri ifade eder: “Ben zaten buraya gelmeden de vebalıydım, insanlara veba bulaştırmamak için onlardan uzak durmaya karar vermiştim”.
Günümüzde de benzer şekilde, bu akıl dışı düzeni yarattığımız (ya da yeterince itiraz etmediğimiz) için hastalığı manevi olarak hak ettiğimize dair suçlayıcı bir söyleme rastlıyoruz. Ayrıca, doğayı tahrip ederek salgından bizzat sorumlu olduğumuzu vurgulayan bir söylem de sıklıkla karşımıza çıkıyor.
Öte yandan, kapitalist düzenin yarattığı çevre felaketleri ve bunların doğa üzerindeki yıkıcı etkileri, bunların da sonunda dönüp insanlara da büyük zararlar verdiği malum. Covid salgınında da bu süreci izlemek mümkün. Öte yandan, insanlar doğaya bu kapsamda zarar vermeden binlerce yıl önce de canlıları etkileyen ölümcül salgınlar yok muydu?
Doğanın düzeni bozulduğunda bunun dar anlamda biyolojik ve maddi açıdan fiili sonuçlarının olacağını belirtmek gerek elbette. Ancak bunun bir adım ötesinde geçerek doğanın bizleri “cezalandırdığını” iddia etmek ne derece mümkün? Doğa manevi bir düşünce yapısına, vicdani bir güdüye, yani “insanları yanlış davranışlarından ötürü cezalandırma” amacına sahip olabilir mi gerçekten? Böyle düşünürsek, Doğayı Tanrı düşüncesine ikame etmiş, yani bu sefer de “doğa temelli” yeni bir mistisizm üretmiş olmaz mıyız?
Romandaki dinle hesaplaşmanın daha ikna edici boyutu, soyut tartışmalardan çok, işin asıl pratik/pragmatik düzleminde ortaya çıkıyor. Camus’nün her şeyin Tanrı’nın iradesi olduğunu ve buna karşı çıkılamayacağını kabullenmeyi reddetmesinin daha temel ve pragmatik nedeni, böyle bir ön-kabulün salgınla mücadeleyi imkânsız hale getirmesi endişesidir.
Bu yaklaşımın şu cümlede billurlaştığını söyleyebiliriz: “Dr Rieux eğer mutlak güçte bir Tanrı’ya inansaydı, insanları iyileştirmeyi sürdürmez, bu görevi ona bırakırdı”.
Oysa Rieux bir hekimdir ve onun işi, görevi, her koşulda mesleğini yapmaktır. Onun, “mücadele etmekten başka seçeneği” yoktur. Camus için bu hem bireysel, varoluşsal bir tercihtir hem de ölüme teslim olmak dışındaki tek seçenektir.
Başka bir deyişle, “Tanrının var olup olmamasının” ve bu ilahi düzenin gerçekten “adaletli olup olmamasının” ya da “insanların başlarına gelen felaketi hak edip etmemelerinin” çok ötesinde, asıl mesele şudur: Salgınla, toplumsal felaketlerle, savaşla karşılaştığınızda, işi Tanrı’ya havale ederek duayla yetinmek, insanları yok edecek olan bu afete teslim olmakla eşdeğerdir.
Mücadeleden başka çare yok!
Dolayısıyla Camus’nün mücadele felsefesi bir yönüyle çok sadedir: “O sıralar kentimizde türeyen birçok yeni ahlakçı hiçbir şeyin işe yaramayacağını ve diz çökmek gerektiğini söylüyorlardı. Oysa şu ya da bu biçimde savaşmak ve diz çökmemek gerekiyordu. Tüm sorun ölü sayısını olabildiğince aza indirmek ve ayrılıkların sonsuza dek sürmesini engellemekti. Bunun için de tek bir yol vardı, vebayla savaşmak. Bu gerçek hoşa giden bir şey değildi, yalnızca tutarlıydı. Bununla birlikte getirdiği sefalet ve acıyı düşünürsek, vebaya boyun eğmek için deli, kör ya da korkak olmak gerekir”.
Sıradan insanların mücadelesi / işini yapmak / kahramana gerek yok
Camus’ye göre bu mücadele süper kahramanların, büyük şeflerin, dahi önderlerin, ulu kurtarıcıların değil, sıradan insanların işidir: “Anlatıcı yalnızca mantık çerçevesinde önemli gördüğü bir kahramanlığı ve iyi niyeti güzel sözlerle yüceltmeyecek”.
Nitekim Dr Rieux: “Tüm bunlarda kahramanlık diye bir şey söz konusu değil. Dürüstlük söz konusu. Bu gülünç gelebilecek bir düşünce, ama vebayla savaşmanın tek yolu dürüstlük” dediğinde, gazeteci Rambert ona “dürüstlük nedir?” diye sorar. Rieux’nün yanıtı da çok sadedir: “Bunun genelde ne olduğunu bilmiyorum. Ama benim durumumda mesleğimi yapmaktır”.
Zaten salgın tepe noktasına çıktığında sıradan insanlar gönüllü olarak mücadeleye katılırlar. Tarrou başı çeker, rahip Panneloux bile çabaya katkı verir. Başından beri hep kaçıp şehir dışına gitmeye çalışan gazeteci Rambert dahi “insan tek başına mutlu olmaktan da utanabilir” diyerek tam kaçabileceği gün kalmaya ve mücadeleye katılmaya karar verir.
Bunun iyi bir şey olduğunu kabul eden romanın anlatıcısı, “ama öğretmen iki kere ikinin dört ettiğini öğretiyor diye tebrik edilmez. Belki bu mesleği seçti diye tebrik edilir. Biz de Tarrou ve ötekilerinin, iki kere ikinin başka bir şey değil de dört ettiğini gösterdikleri için saygıya değer olduklarını belirtelim, ancak bu iyi niyetin öğretmenin iyi niyeti, öğretmenin yüreği gibi bir yürek taşıyan ve insanlık onuru uğruna sanılandan daha kalabalık gruplar halinde bir araya gelebilecek kişilerin iyi niyeti arasında ortak bir şey olduğunu da belirtelim; en azından anlatıcının inancı böyle”.
Anlatıcı zaten roman içinde aktardığı onca soruna, tanık olunan onca kötülüğe karşın, iyi insan sayısının kötülerden çok daha fazla olduğunu sürekli vurgular: “İnsanların çoğu kötü değil, iyiler daha çok…”
Anlatıcının -aslında yazarın- bu konudaki ısrarı çok temel bir ayrışmaya denk düşüyor aslında: Camus olağandışı meziyetlere sahip “ulu kurtarıcılara” tapınmaktan yana değildir; o nedenle sıradan insanların, milyonların mücadeleye verdikleri belirleyici ama “olağan” katkıların altını çizmeyi yeğler.
Oysa Nazilerin yenilgiye uğratılmasının ardından savaş sonrası yeni iktidarların belirleneceği bu geçiş dönemi, savaş galibi çeşitli siyasi güçler arasındaki güç paylaşımı ve iktidar savaşları dönemidir aynı zamanda. Güç devşirmenin bir yolu da savaş sırasındaki kahramanlık anlatılarının sunacağı meşruiyeti ve prestiji sömürmektir. Bir yandan De Gaulle mitleştirilirken, komünistler de “halkların babası” Stalin’i kahramanlaştırma çabasındadır.
Camus ise, örneğin ABD’nin Hiroşima ve Nagazaki’ye attığı atom bombalarını mahkûm eden nadir Batılı aydınlardan biridir. O bu eylemde “savaşı resmen sona erdiren” bir zafer değil, yüz binlerce insanı katleden bir barbarlık ve “insanlığı intiharını” görür.
Aynı şekilde Camus, sadece Nazilerin toplama kamplarını değil, Sovyetler Birliğindeki toplama kamplarını ve totaliter uygulamaları da mahkûm etmekten yanadır. Buna karşılık örneğin Sartre’ın başını çektiği aydınlar ise, yüceltilen Stalin’in yönetime, onun güdümündeki komünist partilere eleştirellikten arınmış bir destek vermekten yanadır.
YAN UNSURLAR
Ölüm cezası
Romanın sonlarına doğru, romandaki kilit kişilerden biri olan Tarrou, geçmiş yaşamıyla ilgili ayrıntıları Dr Rieux’ye anlatırken babasının savcı olduğuna da değinerek ölüm cezası karşıtı ayrıntılı savlar öne sürer.
Sanki romanın genel akışından kopukmuş izlenimi verebilen bu uzun ölüm cezası tartışmasını, “felsefi düzeyde ölüm kavramıyla hesaplaşan” bir romanda yer almasını çok da yadırgamamak gerek aslında.
Öte yandan, eğer romanın aynı zamanda bir faşizme karşı direniş alegorisi olduğunu düşünürsek, ölüm cezası konusunda savaş sonrası Fransa’da antifaşistler arası yaşanan tartışmalarla bağlantı kurmak da mümkündür.
Aydınların önemli bir kısmı bu dönemde “intikamcı” bir yaklaşım sergilemeyi yeğlemiştir. Bunun doğal bir uzantısı da “işbirlikçilerin” ve “hainlerin” kurşuna dizilmesidir.
Örneğin Sartre, hem savaş öncesinde hem de hatta savaş yılları sırasında bile saygısını ve hayranlığını eksik etmediği Céline’in “Almanlardan para aldığı için ırkçı görüşler savunduğunu” ileri süren bir makale yazar. Eğer o sıralar sürgünde olmasaydı, tek başına bu bile Céline’in de kuruşuna dizilmesi sonucunu doğurabilirdi.
Camus ise, ölüm cezasına çarptırılan ve Céline gibi ırkçı görüşlere sahip bir edebiyatçı olan Brasilliach’ın cezasının infaz edilmesini önlemeye çalışır, De Gaulle’e bu yönde bir mektup da yazar, ama başarısız olur.
Sürgün/Hapis
Yazar, karantina döneminde yaşananlarla sürgün ve hapiste yaşananlar arasında koşutluklar kurar: “Vebanın yurttaşlarımıza getirdiği ilk şey, sürgün oldu. O andan itibaren mahpus konuma geçmiştik bir bakıma ve geçmişimize indirgenmiştik. Bazılarımız her ne kadar gelecekte yaşama eğilimine sahip olsalar da bundan hızlıca vazgeçiyorlardı…” (…) “Böylece, tüm tutsakların ve sürgünlerin hiçbir işine yaramayacak bir bellekle yaşaması demek olan o derin acıyı duyuyorlardı. Durmadan düşündükleri o geçmişin de üzüntülü bir özlemden başka tadı yoktu.”
Zamanın akışı
Özellikle de zaman kavramının ele alınışında Veba’yla sürgünü ya da hapsi ele alan başka eserlerin anlatıları arasında bir dizi benzerlik, yakınlık bulmak mümkündür.
Örneğin romanın başlarında hastalığın ortaya çıkış süreci günlük temelde ele alınırken (”ilk fare”, “ilk hasta”, “ilk ölüm”, “karantinada ilk gün”, vb.) bir süre sonra zamanın akışı tamamen bulanıklaşır, hatta zamanın akışını bile hastalığın seyri belirlemeye başlar. Hastalık öncesi dönemi andıran bir zamansal devinim ancak mevsim dönüşlerinde gözlemlenebilir hale gelir.
Bellek
Salgın nedeniyle karantinaya alınmanın doğurduğu en önemli sonuçlarından biri, belleğin giderek bulanıklaşmasıdır. Romanda bu süreçler ayrıntılı olarak ele alınır: “Yaşadıkları şimdiki zamana karşı sabırsız, geçmişlerine düşman ve geleceği elinden alınmış olarak insan kaynaklı adaletin ya da nefretin parmaklıklar arkasında yaşamaya mahkûm ettiği kişilere benziyorduk biz de.”
Bu bulanıklaşma sonucu hem kapanma öncesi “normal” hayatın ve o andan beri görülemeyen yakınların yüzleri giderek bellekten silinmeye başlar hem de şimdiki zaman anlamını yitirir ve gelecek tasarımının ortadan kalkmasıyla tüm bir yaşam tarzı uçup gider.
Tanıklık
Yazar işte bu nedenle kendi işlevini de yaşananlara tanıklık etmek olarak belirler: “[Anlatıcı] niçin araya girdiğini açıklamak ve tarafsız tanık üslubunu seçmeye özen göstermesinin anlaşılması istiyor. Ama bunu uygun, ölçülü bir tutumla yapmak istemiştir. Genel olarak gördüklerinden fazlasını anlatmamaya, veba dostlarına, gerçekte sahip olmayacakları düşünceleri yakıştırmamaya ve yalnızca rastlantı ya da kötü talihin kendisine sunduğu metinleri kullanmaya özen göstermiştir”.
Hatta anlatıcı bir aşamada “sanatın sağladığı imkanları da kullanmadığını” belirterek, romanın dilinin ve anlatımının fazla “düz” olduğunu yönünde sonradan yöneltilecek kimi eleştirileri peşinen boşa çıkartmıştır: Yazar Camus’nün bu roman için seçtiği anlatım tarzı ve seçilen dilin sadeliği kasıtlıdır: Anlatıcının [yazarın] derdi kendini öne çıkarmak, kahramanlaştırmak değil, “herkes adına konuşmaktı”.
“Dürüst bir yüreğin kurallarına uygun olarak, isteyerek kurbanın tarafını tutmuş ve insanları, aynı kenti paylaştığı insanları, yalnızca aşk, acı, sürgün gibi ortak inançları çevresinde birleştirmek istemiştir. İşte böylece, tek bir acı yoktur kentlilerce paylaşmasın, ya da tek bir durum yoktur kendisi de sahiplenmesin. (…) Sadık bir tanık olmak için özellikle olayları, belgeleri ve söylentileri aktarmalıydı. Ama kişisel olarak kendi söyleyeceği, kendi bekleyişini, kendi geçirdiği sınavları dile getirmemeliydi”.
Kadınlar
Romana yöneltilebilecek önemli eleştirilerden biri, kadın karakterlerin silikliğidir: Romanda nice kadın vardır ama aslında yoktular… Kadın ya uzaklara gitmiş eştir ya uzaklarda kalmış sevgilidir ya da yanı baştaki sessiz, şefkatli, varlığını pek hissettirmeden hizmet eden annedir, başka bir değişle hiçbiri özne değildir.
Gerçi bu durum hem Camus’nün başka kitaplarında hem de dönemim birçok başka eserinde karşımıza çıktığı için ayrıca ele alınmayı hak etmektedir.
Araplar
Bir diğer önemli eksik özne de Araplardır. Hikâye Cezayir’in Oran kentinde yaşandığı halde romanda tek bir Arap karakter yoktur. Başka bir deyişle Araplar kendi ülkelerinde yan karakter dahi olamayacak kadar siliktir, ki bu da hele bugünden geriye dönüp bakıldığında sömürge gerçeğinin çarpıcı bir dışavurumudur.
Bunu vurgulayan ilginç bir cümle, hastalığa veba tanısı konma aşamasında iki hekim arasındaki bir sohbete yansıyan şu cümledir: “Hem sonra, bir meslektaşın dediği gibi: Olamaz bu, herkes Batı’da bunun ortadan yok olduğunu biliyor”.
Demek ki o dönemde Cezayir birçok Batılı aydın tarafından “Batı”nın bir parçası olarak algılanıyor. Belli ki “Batı” bir coğrafya değil, aslında bir “habitat”: Batılıların yaşadığı her yer “Batı”dır!
Romandaki bu çarpıcı eksiklik, Camus’nün Cezayir doğumlu olması, bir dönem Cezayir Komünist Partisinde militanlık yapması, sömürge sistemine açıkça karşı çıkmış bir aydın olması nedeniyle daha da tuhaftır.
Gerçi Camus birçok çevre tarafından Cezayir’in bağımsızlığını desteklemediği ve Cezayir Ulusal Kurtuluş Cephesi FLN’in sivilleri de hedef alan eylemlerine karşı çıktığı için çok eleştirilmiştir.
Öte yandan, Camus bağımsızlığı desteklememekle birlikte, sömürge sistemine son verilmesinden yana olduğunu her zaman açıkça belirtmiştir. Onun hayalini kurduğu sistem, bağımsızlığa gerek bırakmayacak şekilde eşitlik temelinde federal ya da özerklik türü yeni bir ortaklığa geçilmesiydi.
Camus’nün FLN’in sivilleri de hedef alınmasına karşı çıkması aslında Cezayir’e özgü değildi, daha genel anlamda “hedefe varmak için her yol mubah” anlayışına karşı çıkmasıyla alakalıydı.
Dolayısıyla, yazarın bu siyasi yaklaşımlarının doğruluğu yanlışlığı ayrı mesele, ama Veba’da bir Arap öznenin yer almayışını bu siyasi tartışmalara bağlamak pek doğru olmaz.
SONUÇ
Camus’nün Veba’yı yazarken bir yandan da bugün pandemi sırasında yaşayacaklarımızın bir kısmını neredeyse 80 yıl öncesinden görüp betimlemesi elbette hem onun dehasının hem de edebiyatın gücünün kanıtıdır.
Ancak Camus’nün asıl katkısı, toplumsal felaketlerle mücadele için bu romanda ortaya koyduğu felsefi yaklaşımdır.
Özetleyecek olursak: “İstesen de ‘bana ne’ diyemezsin/isyan edeceksin/ korkmayacaksın/insanların ölmesine razı olmayacaksın/gerekirse tanrıya bile karşı geleceksin/insanlık onuruna sahip çıkarak yılmadan mücadele edeceksin çünkü başka çaren yok/ama kendini de kahraman sanmayacaksın…”
Camus’ye göre edebiyatçıya düşen ise, bunu bir kahramanlık destanına dönüştürmeden mücadeleye tanıklık etmek, onu sonraki kuşaklara aktarmaktır.
Camus’nün bu romanda yaptığı tam da budur, anlatıcısı gibi o da: “Susanların arasında yer almamak, o vebalılardan yana tanıklık etmek, onlara yönelik adaletsizliği ve şiddete ilişkin en azından bir anı bırakmak ve felaketlerin ortasında neler öğrenildiğini, insanların içinde hor görülecek şeylerden çok, hayranlık duyulacak şeylerin bulunduğunu söylemek için burada son bulan anlatıyı kaleme almaya karar verdi.
Çünkü biliyordu ki insanlar kendilerini özgür sansalar da “felaketler oldukça kimse asla özgür olamayacak”; dolayısıyla tıpkı roman karakteri Rieux gibi o da “belki bir gün insanların bir mutsuzluk yaşaması ya da bir şeyler öğrenmesi için vebanın kendi farelerini uyandırıp mutlu bir kente ölmeye yollayabileceğinden haberi olmadığını biliyordu”.
İşte bunun için yazılışından onlarca yıl sonra yine ve yeniden okumak gerek Camus’nün romanını. Veba ya da Corona ya da başka kara vebalar, kılık değiştirmiş faşizmler geri gelecek: Hazırlıklı olmak gerek…
https://www.artigercek.com/yazarlayigit-benevebayi-camus-nun-felsefesiyle-alt-etmek
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]

Enneagram

Yüzlerce yıl önce, sufi bilgeliğinin bir parçası olarak ortaya çıkan enneagramı; kısaca insanın kendini tanıma sanatı olarak tanımlayabiliriz. Enneagramı uzunca tanımlamaya kalktığımızda ise kendimizi uçsuz bucaksız bir okyanusun ortasında buluveririz. Son dönemde adı sıkça telaffuz edilen enneagram aslında sanıldığı kadar yeni bir uygulama değil. Enneagram latincede ennea=dokuz ve gram =çizgi/çizim kelimelerinden türemiştir. Bu sistem dokuz ana kişilik tipini ifade eder. Kişinin kendisini tanıması bu dokuz ana kişilik tipinden hangisine ait olduğunu anlayarak, zaaflarını, tutkularını bilmesinden geçer. Burada amaç kişilik tiplerini öğrenmekten ziyade kişinin kendi kişiliğini tanıyarak gerçek Öz’e ulaşmasıdır. Her insanın kendisine ait bir Öz’ü vardır. Doğumdan sonra kişiliğin oluşmasıyla birlikte özün üstü yavaş yavaş örtülür ve zamanla görünmez hale gelir. Derviş dünya hayatında Öz’ünü bulmaya çalışan kişidir. İnsanların kendilerini bulmalarını vaat eden bütün düşünce sistemleri esasen özümüzü bulmamızı sağlamaya çalışır. Egodan ve egonun getirdiği her türlü düşünceden arındırılmış özümüzü… Enneagram bu noktada devreye girer ve “Öz’ü bulmak istiyorsak öncelikle kendimizi bulmak, anlamak zorundayız” der. Kendimizi anladıkça Öz’ü örten perdenin mahiyetini de anlarız. Böylece o perdeyi aralayabiliriz ve öz ancak o zaman açığa çıkar. Dünya hayatında yaşarken zaman içinde hırslarımız, zaaflarımız eksikliklerimizle birlikte “ben” dediğimiz bir kendilik oluştururuz. Bu kendiliği “ben” olarak kabul ederiz ama benin içinde sıkışıp kaldığımız için onun doğasını bir türlü çözüp arka plandaki özümüze ulaşamayız. Enneagram, ben diye adlandırdığımız ama aslında “çoğul” olan pek çok kişilik özelliğinin bünyemizde bir araya geldiği organizasyonun yapısını tanımamızı sağlayan bir metodolojidir. Enneagram sonu olmayan bir sanattır da aynı zamanda. İnsanın derinliklerinin nasıl ki sonu yoksa enneagramın da sonu yoktur. Çünkü enneagram insanın o sonsuz derinliklerini inceler. Bu yüzden enneagram felsefesi aynı zamanda kendini tanıma, bilme felsefesi olarak da değerlendirilmelidir.
Enneagram Nasıl Oluştu?
Enneagram ilk bakışta sufilikle bağdaştırılamayacak bir isim gibi gözüküyor olabilir. Zaten Sufiler de bu insan tanıma sanatının temellerini oluştururken bunun adı enneagram olsun dememişlerdir. Enneagram gelenek olarak sufilerin ve eski bilgeliklerin temelini attığı ama bu hale gelmesinde, öncelikle George Gurdjieff’in ardından da Güney Amerikalı Oscar Ichazo’nun önemli payının bulunduğu uzun süreli bir deneme-yanılma ve çalışmalar bütünüdür. Enneagram sembolünün kökeni ilk çağlara kadar gitmektedir. Ichazo enneagramı Pisagor’un dokuzuncu damgası olarak adlandırmıştır. Bu sembol günümüze Gurdjieff tarafından taşınmıştır. Fakat semboldeki noktaları Gurdjief kişilik tiplemelerinde kullanmamıştır. Dokuz noktayı kişilik tiplerine uyarlayan ve enneagramı bugünkü haline getiren kişi ise Oscar Ichazo’dur.
Dokuz Kişilik Tipi
Tip 1: Mükemmeliyetçi;
Birler sabırlı ve mükemmeliyetçidirler. Dünyanın mükemmel bir yer haline gelmesi için çok çalışırlar. Yaptıkları her işin kusursuz olması için gayret gösterirler. Bir işe girdiklerinde herhangi bir eksiklik oluşması durumunda kendilerini suçlu hissederler. Çevrelerindeki her şeyi mükemmel hale getirmeye çalışırlar. Bu, iş, arkadaş, eş ya da çocukları da olabilir.
Tip 2: Yardımsever;
İkiler insanlara yardım etmekten çok hoşlanırlar. Hayat düsturları yardım etmek üzerine kuruludur. İkili ilişkilere çok önem verirler. Sıcak ilişkiler kurma konusunda oldukça başarılıdırlar. Başkalarına yardım etmeye çalışırken bazen kendilerini unuturlar. Kendilerinin yardıma ihtiyacı olduğunda da aynı yardımseverliği etraflarından beklerler. Eğer aynı yardımı göremezlerse etraflarına küsebilirler.
Tip 3: Başarı Odaklı;
Üçler için hayatta en önemli şey başarıdır. Başarı odaklıdırlar ve çok çalışırlar. Başarıya ulaşmak için her yolun mübah olduğunu düşünürler. Organizasyon kurup yönetmekte ve iyi sonuçlar elde etmekte oldukça başarılıdırlar. Giriştikleri her konuda en iyisi olmak isterler.
Tip 4: Özgün;
Dörtler özgün ve yaratıcıdır. Farklı olmak onlar için nefes almak kadar kolaydır ve bu hoşlarına gider. Estetik ve güzellik anlayışları sıra dışıdır. Onlar için yaptıkları işlerde anlam ve derinlik her şeyden önce gelir. Duygularının farkındadırlar ve duygularını ifade etmeyi severler.
Tip 5: Araştırmacı;
Beşler, bilgi toplamaya, öğrenmeye ve çevrelerinde olup biteni gözlemlemeye odaklanmışlardır. Son derece mantıklı, düşüncelere önem veren, sebep-sonuç ilişkileri kurmada ve problem çözmede başarılı kişilerdir. Kitap okumaktan ve araştırma yapmaktan büyük keyif alırlar.
Tip 6: Sorgulayıcı;
Altılar karşılaştıkları her şeye şüpheyle yaklaşırlar. Bunu yapmaktaki amaçları kendilerini ve sevdiklerini tehlikelerden korumaktır. Sürekli tetiktedirler. Altıları kandırmak da güvenlerini kazanmak da çok zordur, ama bir kere güvenirlerse o kişiye kendilerini adarlar.
Tip 7: Maceracı;
Yediler içlerinde bulunan yaşam enerjisini dışarıya yansıtmayı çok severler. Zihinsel aktiviteleri çok yoğundur ve sürekli yaratıcı fikirler üretirler. Bir işi bitirmeden diğerine başlayabilme özellikleri yedilerin zaman zaman maymun iştahlı bir görünüm sergilemelerine neden olurlar. Yediler çok kuvvetli motivatörlerdir. Karşılarındaki kişiyi enerjileriyle motive edebilirler.
Tip 8: Meydan Okuyan;
Sekizler kendilerini adeta gücün timsali olarak görürler. Kendilerini adalet sağlayıcı olarak hissederler. Çabucak öfkelenir ve bunu dışa yansıtmaktan çekinmezler. Dosta güven düşmana korku verir sözü sekizler için söylenmiştir. Bir işe başladıkları zaman bitirmeden bırakmazlar.
Tip 9: Barışçı;
Dokuzlar adı üzerinde barışçı bir doğaya sahiptirler. Olaylara objektif bir bakış açısıyla, yargılamadan bakabilirler. Çatışmaktan ziyade uzlaşmayı seçerler. Farklı kültürlere ve görüşlere hoşgörüyle yaklaşırlar. Bu dokuz tipin de ayrıca stresli ve huzurlu oldukları zamanlarda gittikleri numaraları vardır. Örneğin tip dokuz sağlıksız olduğu durumlarda tip 6 nın olumsuz durumuna kayarken, sağlıklı durumda tip 3 e kayabilir. Ayrıca her tip sağındaki ve solundaki kanatlardan etkilenebilir. Örneğin tip 9 un solunda 8 ve sağında 1 vardır. Bu demektir ki tip 9 aynı zamanda tip 8 ve/veya tip 1‘den etkilenebilir.
Enneagram nerelerde kullanılır?
Enneagram gelişmiş ülkelerde hem sosyal hayatta, hem iş hayatında, hem de akademik çevrelerde oldukça etkin bir şekilde kullanılmaktadır. Enneagram bugün dünyanın en seçkin üniversitelerinde ders olarak okutulmaktadır. Enneagram Stanford Üniversitesi M.B.A. programında ders olarak yer alıyor. Harvard Üniversitesi Hukuk Fakültesi’nde kişilik analizi olarak uygulamalı ders şeklinde işlenmektedir. Amerikan ağırlıklı olmak üzere pek çok üniversitenin işletme, psikoloji, tıp, eğitim bölümlerinde ders olarak okutulmaktadır. Enneagram orduların ve gizli servislerin de eğitimlerinin bir parçasıdır. CIA, FBI ve Alman ordusunun özel görevli personellerinin yetiştirilmesinde enneagram eğitimi yer almaktadır. Aralarında Apple, Motorola, Google gibi pek çok Amerikan şirketinin de bulunduğu dünyanın en gelişmiş şirketleri personel seçiminde ve satış-pazarlama çalışmalarında enneagram metodunu kullanmaktadır. Çatışma yönetimi konularında da enneagram oldukça başarılı bir metot olarak şirketlerin her geçen gün daha çok başvurdukları bir kaynak haline gelmiştir. Kişilik Tipleri Ve Sağlık İlişkisi: Yapmış olduğum enneagram araştırmaları sırasında kişilik modelleriyle karşılaşılan hastalıklar arasında bir bağlantı olduğunu fark ettim. Enneagrama göre ikiler, üçler ve dörtler duygu merkezini yönetirken, beşler, altılar ve yediler düşünme merkezlidir. Sekizler, dokuzlar ve birler ise içgüdüsel merkezlidir. Bedenimizdeki duygusal merkezimiz kalp, düşünsel merkezimiz baş ve içgüdüsel merkezimiz midedir. Buna göre duygusal gruba giren bir “üç”ün geçirmesi muhtemel hastalıklar kalp hastalıkları iken, içgüdüsel gruptan bir “dokuz”un midesinden şikâyetçi olması çok olasıdır. Bu konuyla ilgili olarak çevremde bulunan tanıdıklarımın dışında geniş bir araştırma yapmadım ancak çevremdeki kişilik tiplerini incelediğimde karşılaştıkları rahatsızlıkların bire bir bu durumla uyum gösterdiğini gördüm. Böylece enneagram kişilik tipimizi öğrendiğimiz takdirde o tipin sağlıksız alanına kaydığımızda ne tür fiziksel hastalıklarla da karşılaşacağımızı bilir ve ona göre önlem alabiliriz.
submitted by Sethbenja to KGBTR [link] [comments]

Mesti Ask Filmi Oyunculari ve Vizyon Tarihi

Mesti Ask Filmi Oyunculari ve Vizyon Tarihi Yönetmenliğini Hasan Fethi’nin üstleneceği Mevlana’nın hayat hikayesinin anlatılacağı Mesti Aşk filmi için hazırlıklar sürüyor. Başrollerini İbrahim Çelikkol, Hande Erçel ve Bensu Soral’ın paylaştığı Mesti Aşk filmi 2020’nin şimdiden en çok merak edilen vizyon projelerinden biri oldu. Daha önce bir çok dizi de başrol oynayan ve şimdilerde Azize dizisi ile ekranlara gelmeye hazırlanan Hande Erçel’in ilk film projesi olacak.
Mesti Aşk Filmi Konusu Mesti Aşk filminde Mevlana’nın hikayesi çok farklı bir bakış açısı ise İranlı bir yönetmen tarafından anlatılacak. Mesti Aşk filminde bilinenden çok farklı bir Mevlana profili olacağı konuşuluyor.
Mesti Aşk Filmi Vizyon Tarihi Mesti Aşk Filmi 2020 de vizyonda olacak. Okuma provaları başlayan filmin çekimlerine ise kısa zaman içinde başlanacak ve 2019 kasım ayında tahmini olarak çekimler tamamlanmış olacak ve montaj çalışmalarına başlanacak.
Mesti Aşk Oyuncuları Bensu Soral Son olarak Organize İşler 2: Sazan Sarmalı filminde Yılmaz Erdoğan ile birlikte rol alan ve özellikle İçerde dizisinde hayat verdiği Melek karakterinden sonra büyük çıkış yakalayan Bensu Soral şimdide Mesti Aşk filminde baş rolde yer alacak. İlk olarak 2015 yılında yer aldığı Tatlı Küçük Yalancılar dizisi ile tanınan ve dizi de hayat verdiği Aslı karakteri ile çok sevilen Bensu Soral oyunculuğa ise 2012 de Yol Ayrımı dizisi ile başlamıştı. 2 Şubat 1991 de Yeşil Bursa’da doğan Bensu Soral 2019 yılı itibari ile 28 yaşının içindedir. r. Marmara Üniversitesi Grafik Bölümü mezunu olan Bensu Soral oyuncu Hande Soral’ın da kardeşidir. 1.63 boyu ve 55 kilo olan Bensu Soral güzelliği ile bir çok izleyiciyi kendine hayran bırakmaktadır.
Kuruluş Osman Nerede Çekiliyor? Dizi Seti Nerede? İşte Detaylar Kuruluş Osman Nerede Çekiliyor? Dizi Seti Nerede? İşte Detaylar
Hande Erçel 24 Kasım 1993 doğumlu olan güzel oyuncu Hande Erçel 26 yaşındadır ve aslen Balıkesirlidir. 2019 da kasım ayında yayınlanacak Azize dizisinde Azize karakterine hayat vermek için hazırlanan Hande Erçel daha son dönemlerin en ünlü kadın başrol oyuncularından biri olmuştur. 2018 de Halka dizisi ile büyük çıkış yakalayan Erçel her ne kadar ününe ün katsa da yer aldığı projelerin hiç biri sezonu tamamlayamamıştır.
Mimar Sinan Üniversitesinde Güzel Sanatlar eğitimi alan Hande Erçel bir çok eleştirmen tarafından oyunculuğunun eleştirilmesi sonrası yurt dışında oyunculuk dersleri bile almıştır. Güzelliği ile lise döneminden itibaren dikkat çeken Hande Erçel Çılgın Dershane Üniversitede filmi ile kendini göstermiş ve yapımcıların radarına girmiştir. Hande Erçel’in en büyük çıkışı ise Güneşin Kızları dizisinde hayat verdiği Selin karakteri olmuştur. 2017 de Aşk Laftan Anlamaz isimli dizi de Burak Deniz ile partner olan Hande Erçel daha sonra Siyah İnci dizisinde Talgahan Sayışman ile yer almıştır. Murat Dalkılıç ile ilişkisi olduğu bilenen güzel oyucu Azize ve Mesti Aşk dizisi çekimlerini aynı zamanda gerçekleştirecektir.
İbrahim Çelikkol (İskender) 2019 da Evim dizisi ile izleyicisi karşısına çıkmaya hazırlanan İbrahim Çelikkol Mesti Aşk dizisinden gelen teklifi de reddetmedi ve iki projenin çekimlerini de aynı anda yürütmeye karar verdi. 1982 de Kocaeli doğan 37 yaşında ki İbrahim Çelikkol zamanın hızlı basketbolcularındandır. Basketbolda milli seviyeye ulaştıktan sonra mankenlik teklifi alan İbrahim Çelikkol bir dönem modellik yapmış ve bu dönemde yapımcıların dikkatinden kaçmamıştır. Uzun boyu ve kaslı fiziği ile aksiyon filmlerinin aranan ismi olan İbrahim Çelikkol Osman Sınav’ın kendisini keşfetmesi ile ünlü olmuştur. İlk olarak Pars Narkoterör isimli polisiye filmde yer alan ve çok beğenilen oyuncu daha sonra Merhamet dizisinde erkek başrol de yer alarak artık herkes tarafından tanınan bir oyuncu olmuştur. 2017 de Seddülbahir 32 Saat’te ve 2018 de Siyah Beyaz Aşk dizisinde yer alan İbrahim ÇELİKKOL son olarak Muhteşem İkili dizisinde yer almış ama dizisi tutmamıştır. Mihre Mutlu ile evlidir.
İskender devletine milletine ve geleneklerine bağlı bir komutandır. Hz. Mevlana ile tanıştıktan sonra İrfani aşk yolunda büyük çelişkiler yaşayan İskender, aslında en büyük savaşı kendi ile vermektedir.
Boran Kuzum (Alaeddin) 1 Ekim 1992 de Ankara doğumlu olan Boran Kuzum 27 yaşındadır. Vatanım Sensin’in dizisinin yıldızı Leon karakteri ile büyük çıkış yakalayan Boran Kuzum 0İstanbul Üniversitesi Devlet Konservatuvarı tiyatro bölümü mezunudur. ilk olarak 2015 de Analar ve Anneler dizisi ile ekranlara çıkan Boran Kuzum 2016’da ise Muhteşem Yüzyıl: Kösem dizisinde yer almıştır. 2017 de ise Cingöz Recai filminde yer almıştır. Boran Kuzum son olarak Şahin Tepesi dizisinde Efe karakteri ile yer almıştır.
Alaeddin Mevlana ve Şems’in kaderini belirleyen genç bir adamdır.
Burak Tozkoparan
1992’de İstanbul doğumlu olan yakışıklı oyuncu Burak Tozkoparan şuanda 27 yaşının içindedir. Vodafone Liseler Arası Müzik Yarışması ile dikkatleri üzerine çeken Burak Tozkoparan anınmıştır. Okan Üniversitesinde Sinema ve Televizyon eğitimi almıştır. Oyunculuğa başlamadan önce baterist olarak sanat icra etmiştir; ilk ekran deneyimini ise Paramparça dizi olmuş dizinin deneme çekimlerinde dizinin yönetmen ve yapımcısını kendisine hayran bırakmıştır. 2016 da Hesapta Aşk filmi ile ekranlara çıkan Burak Tozkoparan 2017 de Kırgın Çiçekler dizisinde hayat verdiği Ali karakteri ile tanındı. Son olarak Sesinde Aşk Var dizisinde Rüzgar karakteri ile yer almıştır.
Selma Ergeç
1 Kasım 1978 Almanya doğumlu olan Selma Ergeç 41 yaşının içindedir. Çok zeki bir kız olan Selma Ergeç Tıp okurken model olmak için eğitime ara vermiş ve manken ve dizi oyuncusu olmaya karar vermiştir. Asi dizisinde Defne karakterine hayat vermiştir. Son olarak Muhteşem Yüzyıl dizisinde Hatice Sultan’a ve Gönül İşleri Saadet karakterine hayat vermiştir. Selma Ergeç son olarak Yaşamayanlar isimli internet dizisinde Karmen karakteri ile yer almıştır.
Parsa Pirouzfar
Parsa Pirouzfar 13 Eylül 1972 İran Tahran doğumludur. 47 yaşında olan Parsa Pirouzfar Türk İran yapımı Aşk Sarhoşu filminde yer almıştır. Parsa Pirouzfar Aşk sarhoşu filminde Hande Erçel ile başrolde yer almıştır. Oyunculuk dersler vermekte ve tiyatro ile ilgilenmektedir. Aynı zamanda da ressamdır.
Shahab Hosseini
Shahab Hosseini İranlı bir aktördür. 1974 doğumludur ve 45 yaşındadır. İlk olarak radyolarda Dj olarak çalışan Shahab Hosseini psikoloji, eğitimini bırakmakmış ve oyunculuğa baş koymuştur.
Benzer Konular Trt 1 Kore Dizisi Hapishanedeki Çiçek Oyuncu Kadrosu ve Karakterleri Trt 1 Kore Dizisi Hapishanedeki Çiçek Oyuncu Kadrosu ve Karakterleri 18 Kasım 2019 Azize Asya Kimdir? Duygu Sarışın Kimdir? Kaç Yaşında? Azize Asya Kimdir? Duygu Sarışın Kimdir? Kaç Yaşında? 17 Kasım 2019 Kurşun Kerim Paşa Kimdir? (Ünal Silver) Kurşun Kerim Paşa Kimdir? (Ünal Silver) 15 Kasım 2019 İkimizin Yerine Yeni Ganga (Aasiya Kazi) Kimdir? Aasiya Kazi Nereli Kaç Yaşında İkimizin Yerine Yeni Ganga (Aasiya Kazi) Kimdir? Aasiya Kazi Nereli Kaç Yaşında 13 Kasım 2019 Can Borcum Dizisi Oyuncuları Kadrosu ve Karakterleri Can Borcum Dizisi Oyuncuları Kadrosu ve Karakterleri 9 Kasım 2019 Azadlık Saka Oyuncuları Kadrosu Azadlık Saka Oyuncuları Kadrosu 9 Kasım 2019 Yorum yaz Adınız Yorumunuzu buraya yazabilirsiniz. Bıçak Sırtı Dizisi Oyuncuları Karakterleri Kadrosu (Kanal 7 Swaragini)
Kanal 7 sonunda 2019 2020 yeni sezonunda yayınlayacağı yeni Hint dizisinin detaylarını paylaştı. Sev Yeter dizisinden sonra eski dizilerin tekrarı ile devam eden Kanal 7 yeni dizisi Bıçak Sırtı ile ekim ayında izleyicisi karşısına çıkacak. Hindistan’da Swaragini ismi ile Hindistan’da 2 Mart 2015 – 14 Aralık 2016 tarihleri arasında 30 dakikadan 469 bölüm yayınlanan Swaragini dizisi Türkiye’de 90 dakikadan toplamda 156 bölüm yayında olacak.
Bıçak Sırtı Dizisi Konusu
Bıçak Sırtı dizisinde Swara ve Ragini isimli iki kızın hikayesi anlatılacak. Swara ve Ragini bir birlerinden çok farklı iki kızdır. Swara modern ve hayat dolu bir kızdır şarkı söylemeyi çok sever; Ragini ise Swara’nın tam tersi oldukça içine kapanık ve geleneklerine aşırı bağlı bir kızdır. Swara ve Ragini çok iyi anlaşan iki iyi arkadaş olsalar da aileleri bir birlerini hiç sevmezler ve her fırsatta kavga ederler. İlerleyen bölümlerde bu kavganın nedeni de anlaşılır Swara’nın annesi ile Ragini’nin babası gençliklerinde bir birlerine deliler gibi aşıklarmış ama kavuşamamışlar. Diğer taraftan iki kız olur da bir erkek olmaz mı? Lakşiya bu iki kızın sevdiği yakışıklı adam. Lakşiya Swara ve Ragini arasında kalacak ve seçim yapmakta zorlanacak. İşte bu üçlü arasında ki aşk Bıçak Sırtı dizisinin konusu oluşturacak. Hint dizisi olur da aşk, ihtiras entrika olmaz mı? Hepsi fazla fazla var.
Bıçak Sırtı Oyuncuları Helly Shah (Swara Sanskaar Maheshwari) Helly Shah 7 ocak 1996 Hindistan doğumludur. 14 yaşında ekranlara çıkmaya başlayan Helly Shah Alaxmi ve Gulaal gibi Hint dizilerinde çocuk oyuncu olarak yer alsa da asıl tanındığı dizi ilk defa baş rolü paylaştığı Swaragini dizisi oldu. Üç yıldır Devanshi isimli Hint dizisinde kadın başrol oyuncusu olarak yer almaya devam etmektedir.
Kuruluş Osman Nerede Çekiliyor? Dizi Seti Nerede? İşte Detaylar Kuruluş Osman Nerede Çekiliyor? Dizi Seti Nerede? İşte Detaylar
Swara Lakşiya’ya aşık hayat dolu cıvıl cıvıl bir kızdır. Rahat bir ailede yetişen Swara geleneklerini çok takmaz. O daha çok şarkı söylemeyi eğlenmeyi ve aşık olmayı sever. Açık fikirli bir kız olan Swara aynı zamanda çok da duygusaldır.
Tejaswi Prakash Wayangankar (Ragini Lakshya Maheshwari) Tejaswi Prakash Wayangankar 10 haziran 1992 Arabistan doğumludur. Eğitimini müzik üzerine almasına rağmen güzelliği ile dizi yapımcılarının dikkatini çekince dizi oyuncusu olmaya karar verdi. 163 cm boyu olan güzel oyuncu 55 kg’dır. En çok tanındığı dizi ise ilk kez başrol olarak yer aldığı Swaragini dizisi olmuştur.
Ragini geleneklerine çok bağlı içine çık kapanık bir kızdır. İçine kapanık olduğu için aklında çok fazla aşk yoktur ama mahallede Lakşiya isimli genci görmesi ile onunda kalbine aşk ateşi düşer. Marwar’lı bir kız olan Ragini maruz kaldığı entrikalara rağmen iyi niyetini korumayı başaracak kadar da saftır.
Ragini zengin bir velet olan Lakşiya’ya aşkını itiraf eder ama Lakşiya onu rezil eder. Lakşiya da Ragini’nin kız kardeşim dediği Swara’ya aşıktır.
Namish Taneja (Lakshya Durga Prasad Maheshwari) Namish Taneja 11 Eylül 1994 Hindistan doğumludur ve 25 yaşındadır. Şans eseri Delihi’den Mumbai’ye geldiğinde bir film seti ile karşılaşan Namish Taneja seçmelere katılınca ünlü olmayı başarmıştır. Ekk Nayi Pehchaan isimli ünlü Hint dizisi ile oyunculuğa başlayan Namish Taneja Swaragini dizisi ile hem Hindistan’da hemde Dünyada tanınan bir yetenek haline gelmiştir. 175 cm ve 70 Kg’dır.
Laksiya yakışıklı ve hayat dolu bir gençtir. Zengin bir şımarık çocuğudur ama ailesinde her şeyin bir kuralı vardır. İki farklı yüzü vardır biri ailesinin yanında biri de dışarıda. Aslında ne evini ne de dikdatör babasını seviyor. Sonunda babasına karşı gelir. Swara’yı seviyor ama Lakşiya’yı da Ragini seviyor.
Varun Kapoor (Sanskaar Ram Prasad Maheshwari) Varun Kapoor 1987 28 Ağustos doğumludur. 32 yaşında olan yakışıklı oyuncu Hindistan’ın Türkiye’de en çok tanınan başrol oyuncularından biridir. Türkiye’de en çok İki Yabancı isimli dizii ile tanınmıştır. Aslında mühendis kafasına sahip olmasına rağmen oyunculuk yetenekleri ile de çok dikkat çekmiş ve oyuncu olmaya karar vermiştir. Evli olan Varun Kapoor 2018 de Savitri Devi College and Hospital dizisinde de başrol oynamış ve dizisi Hindistan da çok izlenen bir doktor dizisi olmuştur.
Sanskar yakışıklı bir adamdır. Diziye sonradan dahil olacak ama entrikaların merkezinde yer alacaktır. Aslında çok kötü bir geçmişi var. Dini başka bir kız sevdi ailesi ya biz ya o kız dedi. Sasnkar kız arkadaşını seçti ve ailesinden atıldı. Sonra da eşi yani sevdiği kız kollarında öldü.
Nagesh Salwan (Durgaprasad Maheshwari) Lakşiya’nın babası marwari topluluğu başkanı. Kuralları olan sıkı bir adam. Gerçekleri öğrendiğinde evi terk edecek ama geri de dönecek.
Akanksha Chamola (Parineeta Maheshwari) Adarsh’nın karısı
Alka Kaushal (Parvati Gadodia) Alla Kaushal 2 Eylül 1969 Hindistan doğumludur. 50 yaşındaki tecrübeli oyuncu çok sayıda dizi ve filmde rol almıştır. Biz onu Kanal 7 de yayınlanan Zor Sevda dizisinden tanıyoruz. Oyunculuğun yanı sıra yapımcı olarak da görev almıştır. Alka Kaushal tv yapımcısı ve yönetmeni Ravi Kaushal ile evlidir.
Şhekar’ın annesi. Dini duyguları güçlü bir kadın. Shekhar ve Sharmishta’nın düğüne karşı çıktı ve onu durdurmak için her şeyi yaptı ama başarısız oldu. Her dizide bir fitne olur ya! İşte fitnenin başı bu kadın. Ragini ondan çok korkmaktadır. Dadima olarak da atlandırılmaktadır.
Sachin Tyagi (Shekhar Gadodia) Oyuncu ve aynı zamanda şarkıcıdır. Orta sınıf bir ailenin çocuğu olarak Hindistan’ın Merut kentinde dünyaya gelmiştir. Onu ünlü yapan dizi 2015 yılında yayınlanan Swaragini dizisi olmuştur. Sachin burada Şekar rolünü oynamıştır. Sachin evlidir.
Swara ve Ragini’nin babası. sakin bir adam. gençken Sharmishta’yı sevdi, ancak farklı dinlerde olduğu için Sharmishta ailesi tarafından kabul edilmedi. Cesaret edemedi ve sevgisinden vazgeçerek Ragini’nin gençken öldüğü annesinin annesi ile evlendi. Swara’nın gerçek kızı olduğundan habersiz. Ancak Sumi gerçeği söylediğinde Swara babasının Şekar olduğunu öğrenecek. Swara Şekar ile Sumi’yi bir araya getirmek isteyecek ancak Dadima buna engel olacak. Söylediği yalanlara Ragini inanacak.
Tanima Sen (Shobha Bose) Sharmishtha’nın annesi. Shekhar-Sharmishta’nın evliliğini tam bir yürekle kabul etti ve Swini gibi Ragini’yi seviyor. Parvati’yi genelde o kontrol eder. Gerçekçi bir insan, Swara’nın büyükannesi.
Parineeta Borthakur (Sharmishtha Gadodia) Swara’nın annesi ve Ragini’nin üvey annesi. Annesi ve kızının etrafında hayatı geçen bir kadın. Gençken Shekhar i aşıktı ve onunla yattı ve Swara’ya hamile kaldı.Shekhar’ın ailesi karşı çıkınca ilişkileri yarım kaldı Hala Shekhar’a karşı hisleri var. Dizide Sumi olarak biliniyor.
Shalini Kapoor Sagar (Annapurna Maheshwari) Durgaprasad ve Lakshya’nın annesi. Çok tatlı bir kadın. Kocasına karşı gelemediği için çok acı çekmeye mahkum bir anne. Oğulları ve kocası arasında kalır.
Abhijit Lahiri(Deendayal Gadodia) Şekar’ın babası
Amar Sharma (Ram Prasad Maheshwari) Amar Sharma 1980 doğumludur ve 39 yaşındadır. İkimizin Yerine dizisinde de oynamıştır.
Durgaprasad’ın küçük kardeşi.
Tarun Singh (Adarsh Durga Prasad Maheshwari) Durga Prasad’ın büyük oğlu
Soni Singh (Urvashi Maasi) 1984 Mumbai doğumludur 35 yaşının içindedir. Ünlü bir Hint televizyon oyuncusudur.
Swara’dan ve annesi Sharmishta’dan nefret eder Ragini’nin annesinin hayatını mahvettiğini düşünüyor. Her fırsatta Swara’ya karşı planlar ve planlar yapar.
Roop Durgapal(Kavya Malhotra) Roop Durgapal İkimizin Yerine dizisinde de oyuncu olarak yer almıştır. Hindistan Mumbai doğumludur. 15 Ekim 1988 de doğmuştur ve 31 yaşındadır 160 cm boyundadır.
Lakshya’nın eski sevgilisidir. Kavya ile Ragini’den intikam almak için evlendi.
Nikita Sharma (Kavita) Kavita, Sanskaar’ın uzun süredir komada olan eski sevgilisidir. İyileştiğinde Sanskaar’ın Swara’yı sevmeye başladığını gördüğünde geri çekilir.
Bıçak Sırtı Tanıtım Fragmanı Yasak Elma Fragman Kadın Fragman Bir Zamanlar Çukurova Fragman Elimi Bırakma Fragman Kuruluş Osman Fragman Hercai Fragman Mucize Doktor Fragman Çukur Fragman Kuzey Yıldızı Fragman Dizi Fragmanlar Yeni Fragmanlar Sesli Chat Zalim İstanbul Fragman Benim Adım Melek Fragman Arka Sokaklar Fragman
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]

Babil Dizisi Oyunculari ve Karakterleri

Babil Dizisi Oyuncuları ve Karakterleri The Choice ismi ile dünyaya tanıtılan Babil dizisi BeIN Connect’te tüm dünya ile aynı anda Türkiye’de de yayında olacak.
Ay Yapım’dan 2019 2020 yeni sezonunda harika bir aşk dizisi daha izleyeceğiz. Şimdilik ismi Babil olarak geçen yeni dizi için Star TV ve dijital platformalar ile görüşmeler devam ediyor. Efsane bir senaryo ile yola çıkan Ay Yapım Babil dizisinin senaryosunu Nükhet Bıçakçı ile Özlem Yücel’e zimmetledi. Nükhet Bıçakçı ile Özlem Yücel’in taçlandırdıkları Babil dizisi senaryosu ise ünlü yönetmen Uluç Bayraktar tarafından çekilecek. Uluç Bayraktar bilindiği üzere son olarak Türkiye’nin yakın geçmişine damga vuran dizilerden İçerde ve Karadayı’da da yönetmen olarak yer almıştı.
Babil Dizisi Konusu Babil dizisinde İrfan büyük bir üniversitede Ekonomi hocası olarak çalışmaktadır. İdealist bir profesör olan İrfan öyle bir zaman gelir ki düşünceleri yüzünden işinden atılır ve hiç bir yerde iş bulamaz. Kötü olaylar üst üste gelir İşsiz kalan İrfan’ın oğlu ise pahalı bir tedavi gerektiren ölümcül bir hastalığa yakalanır. Çaresiz durumda kalan İfan yakın arkadaşı Egemen ile emlak sektörüne atılır ve yaptıkları bir sahtekarlıkta yakayı ele verirler. Mafya ellerinde ki her şeyi alınca bu sefer iki kafadar Türkiye’nin en büyük saadet zincirini kurarlar ve çok para kazanırlar. Kazanılan bu para İrfan, İrfan’ın eşi, yakın arkadaşı Egemen ve eski nişanlısı arasında gizlenen sırların ortaya çıkmasına neden olur.
Babil Dizisi Oyuncuları Aslı Enver Aslı Enver denilince tüm dünyada akılara İstanbul’lu Gelin dizisi gelmektedir. 10 Mayıs 1984 de İngilitere’nin başkenti Londra’da doğan aslı Enver Aslen Kuzey Kıbrıslıdır. 12 yaşındayken istanbul’a gelen ve eğitimine devam eden Aslı Enver oyunculuk hayali ile Pera Güzel Sanatlar Lisesi’ni ve sonrasında İstanbul Haliç Üniversitesinin Tiyatro Bölümünü bitirdi. İlk olarak Hayat Bilgisi dizisinde oyunculuğa başlayan Aslı Enver Suskunlar ve Bana Artık Hicran De gibi dizilerde rol almıştır. Sevgilisi murat boz ile 2016 da Kardeşim Benim filminde yer alan Aslı Enver İstanbul’lu Gelin’den önce Kış Güneşi dizisinde yer almıştır.
Halit Ergenç (İrfan) Halit Ergenç 30 Nisan 1970 de İstanbul’da dünyaya gelmiştir ve şuanda 49 yaşının içindedir. 2007 de Gizem Soysaldı ile 1 yıl evli kalan Halit Ergenç eşinden ayrılmış ve 2009 da kendisi gibi oyuncu Bergüzar Korel ile evlenmiştir. Ünlü çiftin taktir edilen ve mutlu bir evlilikleri vardır. 1996 yılından beri 23 yıldır sanat camiasında aktif olan Halit Ergenç Mimar Sinan Üniversitesi Opera ve Tiyatro bölümü mezunudur. Aslında başarılı bir öğrenci olan Halit Ergenç İstanbul Teknik Üniversitesinde Gemi İnşaat Mühendisliği bölümünü kazansa da bu işin kendine göre olmadığını anlamış ve yetenekli olduğunu fark ettiği tiyatroya geçmiştir.
Halit Ergenç’in tiyatrodan sonda büyük bir çıkış yakaladığı iki dizisi vardır Biri Aliye diğeri de Binbir Gece dizisidir. Daha sonra 2011-2014 Muhteşem Yüzyıl dizisinde Kanuni Sultan Süleyman rolü ile dünyanın önünde saygı ile eğildiği bir isim halien gelmiştir. Sın olarak Vatanım Sensin dizisinde Cevdet karakteri ile yer almış ve yine başarısını ispat etmiştir. Oldukça yüksek bir bölüm başı ücret isteyen Halit Ergenç her projeye evet demeyen yer aldığı projede de başarısızlık yüzü görmeyen bir deneyimdir.
İrfan haksızlıkların karşısında dimdik durabilen; kararlı ve inatçı bir akademisyendir.
Ozan Güven Ozan Güven son olarak Baba Sahne’nin DonKişot oyununda Yüsra Geyik ile birlikte rol almıştır. Ozan Güven yğne 2018 de Meryem Uzerli ile Annemin Yarası filminde başrolde yer almıştı. 1975 yılında Almanya’da gurbetçi bir ailenin evladı olarak doğan Ozan Güven Mimar Sinan Üniversitesinde Modern Dans eğitimi almıştır. Daha sora Şahika Tekand tiyatrosunda sahne tozu yutan Ozan Güven son dönemde dizilerde yer almasa da daha önce döneme damga vurmuş Muhteşem Yüzyıl ve Bir İstanbul Masalı gibi dizilerde yer almıştır. 2010 yılında yönetmen eşi Türkan Derya’dan boşanmıştır. 1 çocuk babası bekar bir adamdır. Şuanda Ece Önen ile sevgilidir. Ozan Güven denilince akıllara ayrılmaz ikililer Cem Yılmaz’da gelmektedir. Son dönemde Arog, Gora ve Yahşi Batı gibi yapımlara birlikte imza atmışlardır.
Birce Akalay Birce Akalay son dönemde Benimle Söyle isimli şarkı yarışmasında jüri olarak yer almıştır. Daha önce de 2019 da Ağlama Anne dizisinde yer almış ama dizisi tutmamıştır. Son dönemlerin dizi tutturamayan ama ününden de hiç bir şey kaybetmeyen isimlerinden biri olan Birce Akalay 1984 İstanbul doğumludur. 35 yaşının içinde olan Birce Akalay Haliç Üniversitesi Konservatuvar bölümü mezunudur. Birce Akalay ilk olarak Tv8 de spor spikerliği yapar. Kader dizisi ile oyunculuğa geçen Birce Akalay Küçük Ağa dizisi ile büyük bir çıkış yakalamış aynı zamanda rol arkadaşı Sarp Levendoğlu ile de evlenmiştir. Evli ve Öfkeli dizisi ile tutunamayan Birce akalay sonrasında Esra Hayat Bazen Tatlıdır dizisinde Hayat öğretmen olarak yer almış dizi beğenilse de yine uzun ömürlü olamamıştır. 2017 de ise Siyah Beyaz Aşk dizisinde Doktor Aslı karakteri ile dünyada tanınan bir oyuncu olmuştur. Murat Ünalmış ile de bir evlilik geçirmiştir.
Nur Fettahoğlu
Nur Fettahoğlu son olarak Kardeş Çocukları dizisinde Umay Karay karakteri ile efsaneleşmiştir. Daha dizisi final yapmadan yeni dizisi Babil ile anlaşmıştır. 1980’de Almanya’da dünyaya gelen Nur Fettahoğlu 29 yaşındadır. Aşk-ı Memnu dizisinde hayat verdiği Peyker karakteri ile çok sevilen genç oyuncu Haliç Üniversitesi Moda Tasarım mezunudur. Nur Fettahoğlu haber spikeri olarak sektöre girmiştir. Nur Fettahoğlu Muhteşem Yüzyıl dizisindeki Mahidevran Sultan karakterine hayat vererek dünyada tanınan ve sevilen bir isim haline gelmiştir. 2017 ve 2018 de Hayat Yolunda ve Filinta dizilerinde yer almıştır. Filinta dizisinde Süreyya ve Fi dizisinde Billur karakterlerine hayat vermiştir.
Fuat Fatih Odabaşı Fuat Fatih Odabaşı Muhteşem İkili dizisinin Kaan’ı olarak tanınmış çocuk oyuncudur. 4 Kasım 2011’de doğan Fuat Fatih Odabaşı 8 yaşındadır. İlker Ayrık’ın Çocuk Programı 10 Numara 5 Yıldız’a konuk olmuştur kardeşi ile birlikte
Mesut Akusta Mesut Akusta Karagül dizisinde hayat verdiği Kendal Şamverdi karakteri ile tanınmıştır. 1964 Konya doğumlu olan doğan Mesut Akusta 26 yıllık oyunculuk kariyerinde sayısız projede yer almıştır. 55 yaşının içinde olan Mesut Akusta 2018 de Yıldızlar Şahidim dizisinde yer almış dizisi tutmamıştır. Son olarak 2019 da Yüzleşme dizisinde Battal karakteri ile yer almıştır ama dizi izlenmemiştir. 2019’un sonunda ise 7. Koğuştaki Mucize filminde kendine yer bulmuştur.
Babil Dizisinden Gelen Teklifi Redden Oyuncular Babil dizisi için ünlü oyuncu Neslihan Atagül’e de teklif gitmişti; ancak Neslihan Atagül Star TV’nin merakla beklenen dizisi Sefer’in Kızı dizisi ile anlaştı. Bu durumda Babil dizisinden Halit Ergenç ile Neslihan Atagül partner olamayacak.
Neslihan ATAGÜL Neslihan Atagül 1992 İstanbul doğumludur ve şuanda 27 yaşının içindedir. Yeditepe Üniversitesinde aldığı oyunculuk eğitiminden sonra dönemin önemli işlerinden Yaprak Dökümü dizisi deneme çekimlerine katılmış ve dizide Deniz karakterine hayat verme şansı elde etmiştir. Yaprak Dökümü dizisinde yeteneğini ve güzelliği ile dikkat çeken Neslihan Atagül daha sonra Fatih Harbiye dizisi ile çocuk oyunculuktan sonra kadın başrol olarak yer almıştır. Neslihan Atagül son olarak Kara Sevda dizisi ile dünyanın tanıyıp kabul ettiği bir kadın başrol olmuştur. Kendisi gibi oyuncu Kadir Doğulu ile evlidir.
Babil dizisi ile ilgili gelişmeleri bu sayfamızdan takip edebilirsiniz. Dizinin kadrosuna yeni dahil olan oyuncular olduğunda sayfamıza eklenecektir.
Yasak Elma Fragman Kadın Fragman Bir Zamanlar Çukurova Fragman Elimi Bırakma Fragman Kuruluş Osman Fragman Hercai Fragman Mucize Doktor Fragman Çukur Fragman Kuzey Yıldızı Fragman Dizi Fragmanlar Yeni Fragmanlar Sesli Chat Zalim İstanbul Fragman Benim Adım Melek Fragman Arka Sokaklar Fragman Çocuk Fragman Güvercin Fragman Ferhat İle Şirin Fragman Sevgili Geçmiş Fragman Aşk Ağlatır Fragman
submitted by fragmanlife to u/fragmanlife [link] [comments]

BlueKeep Attacks

Mertk850.com Siber güvenlik araştırmacıları, vahşi yaşamdaki rezil BlueKeep RDP kırılganlığını, kripto para birimli madencilik için savunmasız sistemleri tehlikeye atmaya teşvik eden ilk ama amatör girişim olduğuna inanılan yeni bir siber saldırı tespit ettiler. Bu yılın Mayıs ayında, Microsoft , yalnızca RDP üzerinden özel hazırlanmış istekler göndererek güvenlik açığı bulunan sistemler üzerinde tam kontrol sağlamak için kullanılabilecek BlueKeep adlı Windows Uzaktan Masaüstü Hizmetlerinde çok kritik bir uzaktan kod yürütme hatası için bir yama yayınladı . CVE-2019-0708
olarak izlenen BlueKeep , güvenlik açığı bulunan bir güvenlik açığıdır, çünkü olası bir kötü amaçlı yazılım tarafından, güvenlik açığı bulunan bir bilgisayardan diğerine otomatik olarak kullanıcıların etkileşimi olmadan yayılması için silahlandırılabilir. BlueKeep, keşfedilmesinden bu yana Microsoft ve hatta devlet kurumları [ NSA ve GCHQ ] ' nun, bilgisayar korsanlarının sistemlerini ele geçirmeden önce güvenlik yamalarını uygulamalarını sürekli olarak teşvik etmesi nedeniyle, ciddi bir tehdit olarak kabul edildi .
BlueKeep için tam olarak çalışan bir istismara uğrayan başarılı bir güvenlik açığı geliştiren birçok güvenlik şirketi ve bireysel siber güvenlik araştırmacısı bile, halkı daha büyük bir fayda için serbest bırakmamaya söz verdi - özellikle de yamalar yayınlandıktan bir ay sonra bile yaklaşık 1 milyon sistem savunmasız kaldı.
Bu nedenle amatör bilgisayar korsanlarının hala güvenilmez olan ve daha da kötü bir bileşeni olmayan bir BlueKeep istismarına maruz kalması yaklaşık altı ay sürdü.

BlueKeep Exploit Cryptocurrency Kötü Amaçlı Yazılımları Yayılıyor

Vahşi doğadaki BlueKeep sömürüsü ilk kez Cumartesi günü Kevin Beaumont tarafından birden fazla EternalPot RDP bataklığının aniden düştüğü ve yeniden başlatıldığı tahmin edildi.
📷 2017'de WannaCry ransomware salgınını durdurmaya yardımcı olan araştırmacı Marcus Hutchins , daha sonra Beaumont'un paylaştığı çarpışma dökümlerini analiz etti ve "Monero Miner'i düşürmek için BlueKeep'in bellekteki ve kabuk kodundaki eserleri" doğruladı.
Bugün yayınlanan bir blog yazısında Hutchins, "Sonunda, [çarpışma dökümü] içindeki bu segmentin çalıştırılabilir barkodu işaret ettiğini onaylıyoruz. Bu noktada, vahşi ortamda geçerli BlueKeep istismar girişimlerini iddia edebiliriz. BlueKeep Metasploit modülündeki shellcode! "
Suistimal, başlangıçtaki yük olarak kodlanmış PowerShell komutlarını içerir, bu durumda nihayetinde kötü niyetli çalıştırılabilir ikili dosyayı uzaktaki saldırgan tarafından kontrol edilen bir sunucudan indirir ve hedeflenen sistemlerde çalıştırır. VirusTotal kötü amaçlı yazılım tarama hizmetine göre, son ikili dosya, saldırganlar için gelir elde etmek amacıyla virüslü sistemlerin işlem gücünü kullanarak Monero'yu (XMR) kullanan cryptocurrency kötü amaçlı yazılımdır.

Ama Endişe Edilen Saldırı Değil!

Hutchins ayrıca, sömürünün, bir bilgisayardan diğerine yardımsız atlama için kendi kendine yayılma yeteneklerini içermediğini de doğruladı. Bunun yerine, bilinmeyen saldırganların önce interneti, savunmasız sistemleri bulmak ve sonra onları kullanmak için taradığı anlaşılıyor.
Başka bir deyişle, kötü niyetli bir bileşen olmadan, saldırganlar yalnızca doğrudan İnternet'e bağlı olan ancak dahili olarak bağlanan ve bunlardan erişilebilen güvenlik açığı bulunan sistemleri tehlikeye atabilirler.
Her ne kadar sofistike hackerlar, hedeflenen mağdurları gizlice tehlikeye atmak için BlueKeep kusurundan yararlanmış olsalar da, neyse ki, kusur, WannaCry ya da NotPetya'nın endişe verici saldırıları gibi başlangıçta belirtildiği gibi daha büyük bir ölçekte kullanılmamıştır .
Bununla birlikte, yazı yazarken, Monero madenciyi vahşi doğada dağıtmak için en son siber saldırılarda ne kadar BlueKeep güvenlik açığı bulunan Windows sisteminin tehlikeye girdiği açık değildir.
Kendini korumak için mi? Bunu bir daha denememe izin verin - Siz ya da kuruluşunuz hala BlueKeep güvenlik açığı bulunan Windows sistemlerini kullanıyorsa , lanet olası güvenlik açığını giderin.
submitted by mertk850 to u/mertk850 [link] [comments]

At Yarışı Sonuçları

At Yarışı Sonuçlarını Nasıl Öğrenirim?
At yarışı iddaa gibi zevkli bir bahis oyunudur. Atları yakından takip ederek yarışta hangi atların birinci geleceğini tahmin ederek kazanç elde edebilirsiniz. At yarışında sezgiler önemli yer tutar. Her zaman favori atlar birinci gelmez. Favori atları bilmek zaten size yüksek kazanç sağlamaz. At yarışından kazanmak için mutlaka sürpriz atları bilmelisiniz.
At yarışında birçok bahis türü bulunur. Bahis çeşitleri 6lı ganyan, 5li ganyan şeklinde 2li ganyana kadar uzanır. 6lı ganyan sonuçlarını öğrenmek için Türkiye jokey kurumunun internet sitesini kullanabilirsiniz. At yarışı sonuçlarını internet kanalından birçok web sitesinden anlık olarak öğrenebilirsiniz. Güncel at yarışı sonuçlarını anlık olarak https://nalkapon.net/ sitesinden takip edebilirsiniz. Müsabakalar sonuçlanır sonuçlanmaz anlık olarak sitemize sonuçlar düşer.
At Yarışı Sonuçları Nasıl Açıklanır? At yarışı sonuçları koşu bazında açıklanır. 1 ayakta 10 at koştu atların sıralaması 1.gelen at keko, 2.gelen at Çankırı şeklinde sonuçlar açıklanır. At yarışında önemli olan sonuçlar değil kazanılan ikramiye tutarıdır. Sonuçlarla birlikte at yarışında 6.lı ganyan şu kadar, 5li ganyan şu kadar para kazandırdı şeklinde sonuçlar açıklanır. At yarışı sonuçlarına göre iyi para kazanabilmeniz için sürpriz atları bilmelisiniz. Sürpriz atları kimse tercih etmediği için bu atların ganyanı yüksektir. Favori bir at birinci geldiğinde 1.8 ganyan elde ederken sürpriz bir at birinci geldiğinde bu oran 7.63 gibi yüksek oranlara denk gelir. Favori 6 atın birinci geldiği bir kupon size 120-150 lira gibi bir para kazandırırken sürpriz atların birinci geldiği bir kupon size 50-100 milyar para kazandırabilir.
At Yarışı Sonuçları Hangi Başlıklar Altında Açıklanır?
At yarışı sonuçları şu alt başlıklar altında açıklanıp ikramiyeler bu sonuçlara göre ödenir.
submitted by atyarisitahminleri to u/atyarisitahminleri [link] [comments]

12 Ağustos 2019 Pazartesi Spor Haberleri

12 Ağustos 2019 Pazartesi Beşiktaş Haberleri
Beşiktaş'tan transfer atağı! İşte listedeki 4 yıldız!
Siyah-Beyazlılar, Abdullah Avcı’nın raporu doğrultusunda kadroya yeni takviyeler yapmak için çalışmalarını sürdürüyor. İlk etapta hücumhattını güçlendirmeyi planlayan yönetim, forvet için Aboubakar, kanat için de Elyounoussi’nin peşinde! Kaleye de Türk bir isim almak isteyen yönetim, Başakşehirli Volkan Babacan’ı renklerine bağlamak için düğmeye bastı. Beşiktaş, ek olarak Süper Lig ekibi Sivasspor’un genç oyuncusu Emre Kılınç için de nabız yoklamaya başladı.
Yeni sezon öncesinde kadrosunu; Tyler Boyd, Douglas ve Pedro Rebocho’yla güçlendiren Siyah-Beyazlılar, transferde gaza basmaya devam ediyor. Teknik direktör Abdullah Avcı’nın raporunun ardından çalışmalara başlayan ve Avusturya kampında yaşanan üst üste sakatlıklar sebebiyle hedef alanını genişleten Beşiktaş yönetimi, son olarak 4 isim üzerine yoğunlaştı. Avcı’nın ısrarla istediği sol stoper transferi için yoğun mesai harcayan Kara Kartal, Burak Yılmaz’ın sakatlığı sonrası forvet, Loris Karius’un da yaklaşık sahalardan 1 ay uzak kalacak olması sebebiyle kaleye de takviye yapacak. Ek olarak Beşiktaş, genç isimler üzerine de çalışmalarını sürdürüyor. İşte Kartal’ın listesi...
1- VINCENT ABOUBAKAR
Siyah-Beyazlı formayı 2016-17 sezonları arasında kiralık olarak giyen Vincent Aboubakar, Burak Yılmaz’ın sakatlığının ardından tekrar Kara Kartal’ın transfer hedefleri arasına girmişti. Kendi kulübünde teknik direktör Sergio Conceiçao’nun kadro alternatifleri arasında yer almayan Kamerunlu futbolcu da geri dönüş için yeşil ışığı yakmıştı. Bu gelişmenin ardından Mavi-Beyazlılar’la oyuncunun menaceri aracılığıyla ilk teması kuran yönetim, ‘7 milyon Euro’luk cevap almıştı. Kulübüyle 2021 yılına kadar sözleşmesi bulunan oyuncuyu ilk etapta kiralık olarak kadrosuna katmak isteyen Beşiktaş’ın, bu cevabın ardından Porto’yu satın alma opsiyonlu kiralama formülüne ikna etmeye çalıştığı belirtildi.
2- MOHAMED ELYOUNOUSSI
Almanya ekibi Schalke’yle yol ayrımında bulunan Ukraynalı kanat oyuncusu Yevhen Konoplyanka için uzun süredir çalışmalarını sürdüren Kara Kartal, yıldız ismin 3 milyon Euro’luk maaş talebinden geri adım atmaması sonrasında bu oyuncuyla yapılan görüşmeleri askıya almıştı. Bu gelişmenin ardından hedefini İngiltere Premier Lig ekibi Southampton’ın Fas asıllı Norveçli kanat oyuncusu Mohamed Elyounoussi olarak belirleyen yönetim, 25 yaşındaki futbolcu için menacerler aracılığıyla sürdürüyor. Siyah- Beyazlılar’ın, yeni haftada Ada ekibiyle resmi olarak görüşmelere başlayacağı ifade edildi. Sevilla ve Celta Vigo’nun radarında bulunan tecrübeli oyuncu, Beşiktaş’a gitmek istiyor.
3- VOLKAN BABACAN
Tolga Zengin’le yollarını ayırmasının ardından yeni bir Türk kaleci arayışlarını sürdüren Siyah-Beyazlılar, Loris Karius’un da sakatlanmasının ardından temaslarını hızlandırdı. Bu doğrultuda ilk hedef olarak Bursaspor’un genç kalecisi Muhammed Şengezer’i belirleyen Beşiktaş’a, bu transferde Başakşehir rakip olarak çıktı. Bu gelişme sonrasında iki kulübün arasındaki iyi ilişkileri kullanma kararı alan yönetimin, Muhammed’in Başakşehir’e transferine engel olmayıp bunun karşılığında Volkan Babacan’ı isteyeceği ifade edildi. İstanbul temsilcisinde Mert Günok’un gölgesinde kalan 31 yaşındaki file bekçisinin de bu transfere olumlu baktığı bildirildi.
4- EMRE KILINÇ
Kara Kartal’da yeni sezon öncesinde transfer çalışmaları tüm hızıyla devam ederken yönetim, yaşlanan kadroyu gençleştirmek için de hamlelerini sürdürüyor. Spor Toto Süper Lig ek iplerinden Sivasspor’un 24 yaşındaki sol kanat oyuncusu Emre Kılıç’ı hedefleri arasına ekleyen Beşiktaş’ın, temaslarını sürdürdüğü ifade edildi. Orta sahada sol kanada ek ol arak orta sahanın merkezinde ve sağ bölgesinde de forma giyebilen genç oyuncu için 500 bin Euro’luk bütçe belirleyen yönetimin, bu hafta içerisinde Sivasspor’la resmi görüşmelere başlaması bekleniyor. Başarılı futbolcunun da kariyerinde böyle önemli bir adım atmaya kendisini hazır hissettiğini yönetime ilettiği kaydedildi.
Beşiktaş'ın gençlerinde hayat var!
Beşiktaş'ın genç oyuncuları, Panathinaikos karşısında sergiledikleri performansla teknik direktör Abdullah Avcı’nın beğenisini kazandı. Tecrübeli çalıştırıcı, gençleri yeni sezonda birçok Süper Lig karşılaşmasında da görevlendirmeyi hedefliyor.
Spor Toto Süper Lig öncesindeki son hazırlık maçına önceki akşam Atatürk Olimpiyat Stadı’nda Panathinaikos karşısında çıkan Siyah-Beyazlılar, rakibiyle 2-2 berabere kalmıştı. Oyunun ilk bölümünde Erdem Seçgin ve Muhayer Oktay’ın golleriyle 2-0 öne geçen ancak ikinci yarıda Christos Donis’in gollerine engel olamayan Beşiktaş, sahadan beraberlikle ayrılsa da gençlerin performansı alkış topladı. Panathinaikos karşısında genç ağırlıklı kadro sahaya süren Beşiktaş Teknik Direktörü Abdullah Avcı da oyuncularının genel olarak performansından memnun kaldığı ve birçok genç oyuncuyu yeni sezonda kullanma kararı aldığı kaydedildi.
‘Hayalim gerçek oldu’
Yunanistan temsilcisi karşısında takımın ilk golünü kaydeden Erdem Seçgin, maçın ardından Twitter hesabından açıklamada bulundu. 19 yaşındaki orta saha oyuncusu, “Bu formayı ilk giydiğim günden beri hep taraftarımızın önünde gol attığım günü hayal ettim. Çok şükür bugün en büyük hayalim gerçek oldu. Kuzenim Yiğit’in hastalığını öğrendiğimiz bu tatsız günlerde, bu gol ona savaşma gücü versin, Yiğit’imize şifa getirsin. Benim için en güzel deneyimlerimden birisi oldu. Her şeyiyle çok özel bir akşamdı. Devamının gelmesi için çok çalışmaya devam” sözlerini sarf etti.
Beşiktaş sahasına kavuştu
Beşiktaş Nevzat Demir Tesisleri'ndeki ana idman sahasının zemini yenilendi.
Siyah-Beyazlılar, geçen sezon Vodafone Park ve Nevzat Demir Tesisleri’nde kötü zemin sorunu yaşanmıştı. Hibrit çim uygulamasıyla Türkiye’de fark yaratan ve büyük beğeni alan zemin, geçen sezon başında etkisini kaybetmişti. Yeni sezon öncesi yapılan çalışmalarla Nevzat Demir Tesisleri’ndeki 1 numaralı ana saha, adeta hayran bıraktı. Ortaçizgi.com’un ulaştığı görüntülere göre, Nevzat Demir Tesisleri’ndeki idman sahası, yeni sezon öncesinde ilk günkü haline getirildi.
Beşiktaş'ta kombineler 22 bini aştı
Kara Kartal, Spor Toto Süper Lig’de ilk hafta maçında cumartesi günü Sivasspor deplasmanına gidecek.
Beşiktaş’ın yeni sezon kombine kartlarının satışları ise devam ediyor. Şu ana kadar 22 bin 200 kombine kart satışının yapıldığı öğrenildi. Siyah-Beyazlılar, taraftarı önündeki ilk maçına ise ligin ikinci haftasında 23 Ağustos Cuma günü Göztepe karşısında çıkacak.
Şenol Güneş'ten Abdullah Avcı sözleri!
A Milli Futbol Takımı Teknik Direktörü Şenol Güneş, Demirören Haber Ajansı'na (DHA) özel önemli açıklamalarda bulundu. Güneş, "Abdullah Avcı'nın karakter olarak Beşiktaş'a uygun olduğunu düşünüyorum. Efendi, saygıdeğer ve işini çok seven birisi. Başarılı olacağını düşünüyorum ve başarılı olmasını da bekliyorum" dedi.
Milli takımda birçok iyi kaleci olduğunu ancak özellikle sol stoper ve sol bekte sayıca az oyuncu olduğunu belirten Şenol Güneş, "Kaleci sayımız çok fazla, bu yüzden en iyi olanları seçmeye çalışıyoruz. Kötüden veya yokluktan seçmektense varlıktan en iyisini seçmek bizim için daha iyi. Zaten bunun sayılabilmesi ve kadroyu 11 yapabilmek çok önemli. 11 - 15 kişi saydıktan sonra rekabet geliyor. Arka taraftan gelen adamın asıl oyuncuyu geçmesi gerekli diye düşünüyorsunuz. Şu anda Mert, Uğurcan, Gökhan, Altay ve Muhammed de milli takımda olan arkadaşlar ve hepsi de iyi. Tecrübeli olan kaleciler de var, çok sıkışırsak onları da alabiliriz. Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı olan her arkadaşımızı burada oynatabiliriz. Yeter ki o başarıyı bize göstersinler. Dolayısıyla kalecide şu anda çok büyük sorun olduğunu düşünmüyorum. Mesela sol bekte ve sol stoperde sayıca az oyuncularımız var. Stoperde iyi arkadaşlarımız var ama sol ayaklı bir stoperimiz yok. Sol bekte ideal anlamda şu anda sayısal bir fazlalığımız da yok. Lige baktığımızda takımlarda da bunu görüyoruz. Onun dışında diğer mevkilerde bir sorunumuz yok ve bu güzel bir şey. Şimdi onu da dizayn etmemiz gerekiyor. Mesela diyelim ki sol ayaklı bir sol stoper ve sol bek eksiğimiz var, bunu genç takımlarla ve kulüplerle diyalog kurarak şimdiden tohumunu atmamız gerekiyor. Bu bir eksikliktir. Geçmişte mesela takımımızda defans oyuncumuz çok vardı, ancak forvet oyuncumuz yoktu. Şimdi forvette de oyuncularımız var ki bunların birçoğunu Avrupa'ya gönderiyoruz. Üretimi biraz planlayarak yapmamız lazım, şansa bırakmamak gerekiyor" dedi.
"AVRUPA'DA EN BÜYÜK SORUMLULUK GALATASARAY'A DÜŞÜYOR"
Avrupa'da bu sezon ülkemizi temsil edecek olan takımlar hakkında da konuşan Güneş, "UEFA Avrupa Ligi'nde Yeni Malatyaspor iyi bir başlangıç yaptı. İlk defa katıldığı bir kupada moral, güven ve tecrübe kazandı. Partizan takımını da eleyebilir, başarılar diliyorum. Trabzonspor da Sparta Prag'ı eleyebilir. Trabzonspor, geçen sene iyi bir kadro oluşturdu. Bu sene de iyi bir başlangıç yapmasını bekliyorum. Değişim var ama çok köklü bir değişim yok. Başakşehir'e de başarılar diliyorum. Olympiakos'la denk bir maç olacağını düşünüyorum. Olympiakos'un tecrübesi var ama Başakşehir de eleme maçlarını birkaç defa oynadı. İnşallah bu sefer geçer. Çünkü bu konuda hep başarısız olduk, genelde elemeye katılan Şampiyonlar Ligi'ndeki takımımız maalesef kaybediyordu. İnşallah bu sefer onlar da katılır ve Galatasaray'la birlikte Şampiyonlar Ligi'nde iki takımımız olur. Beşiktaş da Avrupa Ligi gruplarına direkt katılacak. O da başarılı olacak inşallah, daha rakipleri de belli olacak. Şu anki takımlarımıza baktığımızda Avrupa kupalarında yarışmaya hazırlar. Burada en büyük sorumluluk Galatasaray'a düşüyor, çünkü Şampiyonlar Ligi çok önemli. En üst seviyede bir yarışma yani. Dünya Kupası milli takımlar için neyse, Şampiyonlar Ligi de kulüpler için önemli turnuvalar diye düşünüyorum" ifadelerini kullandı.
"ABDULLAH AVCI'NIN BAŞARILI OLACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM"
Tecrübeli hoca, eski kulübü Beşiktaş'ın yeni hocası Abdullah Avcı'nın yeni kulübünde yabancılık çekmeyeceğini ifade ederek, "Abdullah Avcı ile ligde Beşiktaş'la yarışırken rakip olduk. Ligde son yıllarda çok başarılı bir antrenör, başarılarını kimse inkar edemez. Daha önce İstanbulspor'da kısa süre beraber olduğum bir oyuncuydu. Karakter olarak da Beşiktaş'a uygun olduğunu düşünüyorum. Efendi, saygıdeğer ve işini çok seven birisi. Başarılı olacağını düşünüyorum ve başarılı olmasını da bekliyorum. Kulüpteki yöneticileri ve oyuncuları da tanıyor. Dolayısıyla yabancılık çekeceğini düşünmüyorum" şeklinde konuştu.
"ÖDEME SORUNU AZ OLAN TAKIMLARIN DAHA BAŞARILI OLACAĞINI DÜŞÜNÜYORUM"
DHA'ya yaptığı açıklamada, kulüplerdeki başarının anahtarının ekonomik dengeler olduğunu vurgulayan Şenol Güneş, "Kulüpte başarı, aslında ekonomik dengeler olacaktır. Bunu yaşadığım için söylüyorum. Bu yeni bir şey değil. Geldiğim ilk gün de bu sorun vardı, bugün de aynı sorun var. Kulüplerin belirli bir bütçesi olur ve ona göre harcarsınız. Avrupa'daki birinci madde; hiçbir oyuncu ve hiçbir hoca anlaşmanın gereğinden çıkamaz. Bizde ise anlaşmaya hiç uyulmaz. Bu düzeltilmeden futbolun özünü konuşamayız. Yaptığımız işte bir yanlışlık var. Bunu yönetici de hoca da personel de herkes biliyor. Bu çözülmeden olmaz. Mesela futbolcularımız Avrupa'ya, Uzak Doğu'ya gidiyor ve oraların hep tarihinde vardır. Hiçbir oyuncunun 'paramı kulüpten alır mıyım, alamaz mıyım' diye düşünmemesi lazım. Oyuncuyla ya da hocayla anlaştıysanız, o ödeme tarihi de bellidir ve o para gider. O yüzden hep duyuyoruz işte 'ödemeler yapılmadı, kriz var' gibi. Bazen dışarıya yansıyor, bazen de yansımıyor ve bu durum takım dengelerini bozuyor. Takım içi dengeyi de bozuyor. Bir kısmına veriliyor, bir kısmına verilmiyor, bir kısmı ihtarname çekip alıyor. Bu huzur kaçırıyor. Hoca eğer yeniyse bir süre dayanıyor. Sonra hocanın da, yöneticinin de, oyuncunun da fonksiyonu kalmıyor. Sapla saman karışıyor. Onun için ekonomik dengelerin yarışı etkileyeceğini düşünüyorum. Ödeme sorunu az olanların daha başarılı olacağını düşünüyorum, ancak kadroları iyiyse tabii. Diyeceksiniz ki ekonomik olarak iyi oyuncuları alıyorlar çünkü paraları var ama paraları öderlerse başarı gelir. Ödemezlerse o kendilerine problem olur" diye konuştu.
"BEŞİKTAŞ ŞAMPİYONLUK YARIŞININ DA DOĞAL ADAYIDIR, İSİMLERİ YETER"
Süper Lig'deki büyük takımların gelecek sezondaki durumları hakkında yorumlar yapan Güneş, şunları kaydetti:
"Ligin heyecanı ve kalitesi için maçları görmek lazım. Galatasaray, Şampiyonlar Ligi'ne hazırlandığı için daha farklı transferler yapıyor. Fenerbahçe eksikleri itibarıyla transferler yapıyor. Beşiktaş da aynı şekilde. Trabzonspor'un da iyi bir kadrosu var. Yusuf'u kaybetmesine rağmen yeni oyuncular aldı. Gördüğüm kadarıyla şampiyonluk yarışında olabileceğini hissettirmek istiyor. Beşiktaş zaten göreve geldiğim ilk gün de söyledim, her büyük takımda olduğu gibi onlar da şampiyonluk yarışının da doğal adayıdır, isimleri yeter. Başakşehir de şampiyonluğu zorlayacaktır."
"TRABZONSPOR'DA 'KENDİM BURADAN GİDEYİM' DEMEDİM, GİTMEK ZORUNDA KALDIM"
Şu an teknik direktörlük kariyerine yeni başlayan bir antrenör olsa, Avrupa'ya giderek kariyerini sürdürmek istediğini belirten Şenol Güneş, "Bu işe yeni başlasam Avrupa'ya gidip başarılı olurum diye düşünüyorum ama işin sonuna geldik. Futbolculuğu da kalecilik dönemimde geç devreye soktum. Genç takımlarda olmadan A Milli Takıma geldim. Aynı şekilde antrenörlük olarak da son dönemlerimde bir çizgi yakaladım. 2002'de Dünya Kupası'ndan sonra gidebilirdim. Ancak çalıştığım ve yaptığım iş itibarıyla hep bir kulüpte kalma imkanım oldu, o da en çok Trabzonspor oldu. Ben Trabzonspor'dan dışarıya pek gitmedim. Gitmek zorunda kaldım. Trabzonspor'dan ayrılışım hep öyle oldu, ben kendim buradan gideyim demedim. Oyuncuyken de ben Trabzonspor'dan ayrılmadım. Antrenörken ayrılmak zorundasınız çünkü tek adamsınız ve başarısız olarak göründüğünüzde sizi istemediklerinde gideceksiniz. Öyle ayrılıklarım oldu. Bir tek yurt dışına Güney Kore'ye gittim. Uzak olmasını istedim çünkü Türkiye'de o günkü koşullar altında kaldığımda hem kendime, hem de bulunduğum ortama zarar vereceğimi düşündüm. Bu yüzden uzağa gittim. Avrupa farklı bir dünya, ona hazırlanmanız lazım. Yeni arkadaşların da ona göre hazırlanmaları gerekir, aynı oyuncular gibi. Eğer onlara hazırlanmazsanız benim gibi geç kalırsınız. Çünkü onlar da sizi alırlarken kendilerine göre hesap yapacak ve belirli bir beklentileri olacak. Yeni bir antrenör çıkarmak istiyorsak ligde çalışan antrenörlerimizin Avrupa'da çalışacak tarzda hazırlanmaları lazım. Bizim zamanımızda şartlar çok kısıtlıydı ve böyle bir hazırlanma imkanımız yoktu. Kendi koşullarımızla büyümeye çalıştık. Bugün ise kendinizi uluslararası olarak hazırlıyorsunuz. Dünya çapında düşünürsek zaten en önemli Avrupa ve orayı düşünmeliler. Orada çalışan antrenör de her yerde çalışabilir" açıklamasında bulundu.
Beşiktaş’ın yeni transferi Pedro Rebocho İstanbul'da
Beşiktaş'ın Fransa'nın Guingamp takımında kadrosuna kattığı yeni transfer Pedro Rebocho, İstanbul'a geldi. Rebocho, bugün sağlık kontrollerinden geçtikten sonra resmi imzayı atacak.
İlk kez FANATİK’in duyurduğu Beşiktaş’ın yeni sol beki Rebocho akşam saatlerinde İstanbul’a geldi. Portekiz'in Lizbon kentinden kalkan uçakla saat 22.20'de İstanbul Havalimanı'na ulaşan Pedro Rebocho'yu siyah beyazlı kulübün yetkilileri karşıladı. Fransız ekibi Guingamp'dan satın alma opsiyonlu bir yıllık kiralık olarak kadroya katılan sol bek oyuncusu Rebocho, bugün sağlık kontrollerinden geçtikten sonra resmi imzayı atacak.
24 yaşındaki oyuncuyu Marsilya’nın elinden kapmayı başaran Siyah-Beyazlılar’ın, Portekizli futbolcuyu hemen takımla çalışmalara başlatacağı öğrenildi.
Beşiktaş Maçı Canlı İzle, Taraftarium 24 İzle, Justin Tv, Şifresiz Maç İzle
12 Ağustos 2019 Pazartesi Fenerbahçe Haberleri

Berke Özer: Güçlü döneceğim

Fenerbahçe’den kiralık olarak Westerlo’nun yolunu tutan Berke Özer, “Kimseye asla bir kırgınlığım olamaz. Geçen sezon şans bulabileceğim bir ortam yoktu. Bu sene oynamam gerekiyordu. Hem Avrupa’yı tecrübe etmek hem de kendimi geliştirmek için burayı seçtim. Çok daha güçlü döneceğim” dedi.
"Fenerbahçe’nin önce taraftarı, sonrada futbolcusuyum. Geçen sezon şans bulabileceğim bir ortam yoktu malesef. Bu sezon daha geriye gitmemek için oynayacabileceğim bir takım seçmem gerekiyordu, ben de öyle yaptım. Hem de bana göre en doğru seçimi yaptım. Çünkü Avrupa’da oynamak her zaman hayalimdi. Westerlo’da bu tecrübeyi yaşama fırsatı buldum. Mümkün olduğunca fazla forma şansı bulmak ve Fenerbahçe’ye daha güçlü dönmek istiyorum. İki maçımızı geride bıraktık ve şansı buldum. Fenerbahçe’ye yeni sezon için başarılar diliyorum. Seneye şampiyon bir takıma döneceğimden şüphem yok.”

‘Altınordu sayesinde...’

“Belçika’ya uyum sağlamak hiç de zor olmadı. Aksine çok çabuk adapte oldum. Çünkü dil problemim yok. Altınordu her oyuncusunu Avrupa’yı düşünerek hazırlıyor. Saha içi kadar saha dışı donanımı da kazanmamızı sağlıyor. Buraya gelince dolayısıyla yaptığımız bu çalışmaların deneyimini daha iyi anlıyoruz.”

Ferdi Kadıoğlu göze girdi!

Fenerbahçe'de süre alamadığı için ayrılmak isteyen Ferdi Kadıoğlu, daha sonra oynadığı maçlarda başarılı bir performans sergileyerek teknik ekibin gözüne girdi.
Genç futbolcu, ilk hazırlık maçlarında süre alamamıştı. Bu nedenle sosyal medyadaki Fenerbahçe fotoğraflarını silip, ayrılmak istedi. Audi Cup’la birlikte forma şansı bulmaya başlayan Ferdi Kadıoğlu son olarak Sivasspor karşısında da başarılı bir performans sergiledi. Maça 11’de başlayan 19 yaşındaki oyuncunun ikinci yarının başına oyundan alınması, taraftarın tepkisini çekti.

Victor Moses hayal kırıklığı!

Geçtiğimiz sezona iyi başlayan Victor Moses bu sezon takımla birlikte kampın tamamında yer alsa da beklenen performansı gösteremedi.
Nijeryalı futbolcu, geçtiğimiz sezon ocak ayında geldiği Fenerbahçe’ye güzel bir başlangıç yaptı. Ancak haftalar geçtikçe formu düştü. Victor Moses, kampın tamamında takımla çalışmasına rağmen bir türlü form tutamadı. Sivasspor karşısında 71 dakika sahada kalan 28 yaşındaki futbolcu, Kruse’ye asist yapsa da Fenerbahçe’nin en etkisiz oyuncularından biri oldu.

Alper Potuk sabır taşırdı

Taraftarlar, bir türlü beklentileri karşılayamayan Alper Potuk’un sürekli şans bulması nedeniyle kızgın.
Alper’in Real Madrid maçında kaptan olarak sahaya çıkması, tribünlerde Ersun Yanal arasındaki iplerin gerilmesine neden olmuştu. Kadıköy’deki Cagliari maçında yoğun protestoya maruz kalan 28 yaşındaki oyuncunun Sivas karşısında da oynaması, sosyal medyada eleştiri konusu oldu.

Khedira'nın derdi başka!

Sami Khedira, ilk görüşmede Fenerbahçe’yi reddetti. Tecrübeli orta saha oyuncusu, Juventus’un sözleşmesini feshetmesini istiyor. Bu sayede hem 4 milyon Euro kazanacak hem de Arsenal’e imza atabilecek.
Fenerbahçe, Alman yıldız için Juventus ile temas kurdu. İtalyan ekibi, Khedira konusunda her türlü kolaylığı sağlamaya hazır olduğunu belirtip, oyuncuyla görüşmeye izin verdi. Ancak İtalyan basınına göre 32 yaşındaki futbolcu, gelen tüm teklifleri geri çevirdi. Khedira’nın bu tavrı, Juventus Yönetimi’ni kızdırdı. Tunus asıllı oyuncunun, İtalyan ekibinden tazminatı vererek sözleşmeyi feshetmelerini istediği kaydedildi. Khedira bu sayede bir taşla iki kuş vuracak.

Juventus soğuk bakıyor

Hem Juventus’tan 1 senelik maaşı olan 4 milyon Euro’yu alabilecek. Hem de sadece serbest olan oyuncuların transferine izin verilen Premier Lig’de, Arsenal ile anlaşabilecek. İtalyan devi ise tazminat vermemek adına utbolcusunu gerekirse hiç bonservis almadan başka bir kulübe satmak istiyor. Ancak şimdilik Khedira, talebinde geri adım atacak gibi görünmüyor.
Fenerbahçe Maçı Canlı İzle, Futbol Cafe TV, Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle
12 Ağustos 2019 Pazartesi Galatasaray Haberleri

Feghouli'ye İtalya dönüşü operasyon!

Galatasaray'ın Cezayirli futbolcusu Feghouli, Fiorentina ile oynanan maç sonrasında İstanbul'da böbreklerinden ameliyat oldu.
alatasaray'da Fatih Terim'den sonra bir isim daha ameliyat edildi. Sarı kırmızılıların Cezayirli futbolcusu Sofiane Feghouli, İstanbul'a dönüş sırasında yaşadığı böbrek sancısı sonrasında, takımın sponsor hastanesinde bıçak altına yattı.
Kulübün resmi internet sitesinden Feghouli'nin durumu ile ilgili şu açıklama yapıldı:
Floransa dönüşü uçakta renal kolik (böbrek sancısı) şikayeti olan oyuncumuz Sofiane Feghouli sponsor hastanemiz Liv Hospital Üroloji kliniğinde Prof. Dr. Orhan Tanrıverdi başkanlığında endoskopik üreter taşı çıkarılması ameliyatı geçirmiştir.
Oyuncumuzun sağlık durumu iyi olup tedavisi devam etmektedir.

Galatasaray Kostas Mitroglou'nun maaşından kurtuluyor!

Galatasaray'ın geçen sezon devre arasında Marsilya'dan 1,5 sezonluğuna kiraladığı ancak bir türlü istenilen seviyeye ulaşamayan Kostas Mitroglou'dan iyi haber geldi.
Özellikle Fransa'dan talipleri olan ayrıca İtalya'dan Lecce ve İspanya'dan da Getafe'nin transferi için uğraştığı 31 yaşındaki Yunan forvet için Nantes bir adım öne geçti.
Galatasaray'la transfer konusunda anlaşan Fransızların, başarılı golcünün maaşının tamamını, yani 2,7 milyon euroyu ödemeyi kabul ettiği öğrenildi.
Böylece Galatasaray'ın maaş yükünde nefes alacağı bir boşluk oluşacak. Bilindiği üzere Mitroglu Marsilya'nın sözleşmeli oyuncusu ancak Galatasaray'la olan kiralık sözleşmesi de 2020 yılı haziran ayına kadar. Dolayısıyla Nantes'ın Sarı Kırmızılılar'ı ikna etmesi gerekiyor. Mitroglou'nun Marsilya'yla olan sözleşmesi ise 2021 yılı haziran ayında bitiyor.
Tecrübeli golcü geçen sezon ocak ayında kadroya katılmış ancak performansı beklentilerin çok ötesinde kalmıştı. 7 lig maçında 1 gol, 1 asistle oynayan oyuncu Akhisar maçında uzatma dakikalarında attığı gol ile takıma galibiyeti getirmiş ve şampiyonluk yolunda önemli katkı sağlamıştı.

Galatasaray'da Fatih Terim ameliyat oldu!

Galatasaray, teknik direktör Fatih Terim'in bel fıtığı ameliyatı olduğunu açıkladı.

Galatasaray'dan yapılan açıklama şu şekilde:

Teknik Direktörümüz Sayın Fatih Terim, bir süredir belinde yaşadığı rahatsızlık nedeniyle takımımızın İstanbul’a varışıyla sponsor hastanemiz Liv Hospital Beyin Cerrahisi kliniğine getirilmiş ve Prof. Dr. Mustafa Kemal Hamamcıoğlu başkanlığında başarılı bir bel fıtığı ve dar kanal ameliyatı geçirmiştir.
Hocamızın durumu iyi olup tedavisi devam etmektedir.

Bir bomba da orta sahaya: Fred

Falcao’nun ardından artık gözler tamamen ön libero transferine çevrildi. İngiliz basını, Manchester City’nin yıldızı Fred’in kiralık olarak Galatasaray’a transfer olabileceğini yazdı.
3 kupalı şampiyon Galatasaray, Devler Ligi kadrosunun son halkalarını tamamlıyor. Avrupa’nın en iyi golcülerinden Falcao’yu bitiren Sarı Kırmızılılar’da, şimdi sıra orta sahaya geldi. Seri’nin yanına en az onun kadar kaliteli bir transfer yapmayı hedefleyen Cim Bom’un gündeminde önemli isimler bulunuyor. Bunlardan biri de Fred. Manchester United’ın 26 yaşındaki Brezilyalı yıldızı, 2018 yılında Shakhtar Donetsk’ten 59 milyon Euro bonservis bedeliyle İngiltere’nin yolunu tutmuştu. Fakat Fred için Ada macerası pek de iyi geçmiyor.

Seri ile müthiş ikili

The Sun Gazetesi, Galatasaray’ın kiralık olarak Fred’i istediğini ve oyuncunun da Şampiyonlar Ligi faktörü nedeniyle bu teklife soğuk bakmadığını yazdı. Bu transferin gerçekleşmesi halinde Cim Bom, Fred-Seri ikilisiyle rakiplerine karşı iyice psikolojik üstünlük kurmuş olacak.

Emre Mor: Daha iyi oynamalıydık

Galatasaray'ın yeni transferlerinden Emre Mor, sarı kırmızılı takımın Fiorentina'ya 4-1 mağlup olduğu hazırlık maçının ardından açıklamalarda bulundu.
Galatasaray'ın yeni transferlerinden Emre Mor, sarı kırmızılı takımın Fiorentina'ya 4-1 mağlup olduğu hazırlık maçının ardından açıklamalarda bulundu.
Çok zorlu bir maçı geride bıraktıklarını dile getiren Emre Mor, "Herkesin bildiği gibi çok sıcak. Fakat evet güzel bir maç çıkarttım. Tabii ki daha iyi oynamalıydık. Biz bugün gösterdiğimizden daha iyi bir takımız. Fakat hava çok sıcaktı. Zemin çok zorluydu" dedi.
Galatasaray Maçı Canlı İzle, Futbol Cafe TV, Şifresiz Maç İzle, Futbol Cafe TV
12 Ağustos 2019 Pazartesi Trabzonspor Haberleri

Niasse'de kıran kırana pazarlık!

Alexander Sörloth’un ardından kadrosunu bir santrforla daha güçlendirmek isteyen Trabzonspor’da en büyük hedef Oumar Niasse...
Everton, Senegalli oyuncu için kapıyı 5 milyon Euro’dan açarken, Fırtına kıran kırana pazarlıklara başladı. 29 yaşındaki oyuncunun transfere sıcak bakması, görüşmelerde Trabzonspor’un elini güçlendiriyor.

Trabzonspor'da bilet çılgınlığı: Vallahi Billahi bilet kalmadı!

Bordo-Mavili taraftarlar, perşembe günü Sparta Prag ile oynanacak rövanş maçında da Akyazı’yı cehenneme çevirecek. 40 bin bilet kısa süre içerisinde tükenirken, Trabzon’da bulunan Passolig gişesine ‘Vallahi de billahi de yok, yemin ederiz biletler bitti” şeklinde yazı asıldı.
Bordo-Mavili taraftarlar sezonu müthiş açacak... Geçen yıl hiçbir maçta Fırtına’yı yalnız bırakmayan, yağmur çamur demeden hem Akyazı’ya hem de deplasmanlara giden Fırtınalı futbolseverler, Trabzon’daki yeni sezonun ilk resmi karşılaşmasında da Medical Park Stadyumu’nu tamamen dolduracak. UEFA Avrupa Ligi 3. Ön Eleme Turu mücadelesinde perşembe günü 2- 2’nin rövanşında Çek ekibi Sparta Prag ile kozlarını paylaşacak olan Karadeniz ekibinde taraftarlar, stadyumu rakip için adeta bir cehenneme çevirecek. Tam 40 bin kişinin tribünde olacağı karşılaşmada yer yerinden oynayacak, müthiş bir atmosfer oluşturulacak.

‘VIP bile bitti’

Trabzonsporlu futbolseverlerin kritik karşılaşmaya gösterdiği yoğun ilgiden Passolig gişesi de nasibini aldı. Tüm koltukların tükenmesi nedeniyle internet üzerinden bilet alamayan taraftarlar, soluğu Passolig gişesinin önünde aldı. Burada yetkililer de yüzlerce kişiye aynı derdi anlatmaktan bıktı ve cama biletlerin tükendiğine dair bir yazı astı. O yazıda, “Bir tane bile kalmadı, evet 4 saatte bitti. VIP bile bitti, vallahi de billahi de yok, yemin ederiz bitti” ifadeleri yer aldı.

Trabzonspor taraftarları Yusuf Yazıcı'yı ilk maçında yalnız bırakmadı

Trabzonspor'dan Fransa Ligue 1 ekiplerinden Lille'e transfer olan Yusuf Yazıcı'yı Trabzonspor taraftarları ilk maçında yalnız bırakmadı.
Fransa Ligue 1'in ilk haftasında Mehmet Zeki Çelik ve Yusuf Yazıcı'nın formasını giydiği Lille, sahasında Nantes'i konuk ediyor. Mücadeleye Zeki Çelik ilk 11'de çıkarken, Yusuf Yazıcı ise karşılaşmaya yedek kulübesinde başladı.
Lille'nin Nantes'i konuk ettiği karşılaşmada Trabzonspor taraftarları da Yusuf Yazıcı'ya destek olmak için stadyumdaki yerlerini aldı. Lille kulübünün sosyal medya hesabından yapılan paylaşımda, Trabzonspor formalı bir grup taraftarın fotoğrafı yer alırken, fotoğrafın altına "Yusuf Yazıcı, tribünlerde hoş bir karşılaşma ile ağırlandı" notu düşüldü.

Oumar Niasse harekatı

Gelecek sezon öncesinde son bir santrfor daha almayı hedefleyen Fırtına, Everton’da istediği şansı bulamayan Oumar Niasse bir kez daha ile görüşecek. Başkan Ağaoğlu ve kurmayları hafta içerisinde resmi temaslara başlayacak.
Geçtiğimiz hafta içerisinde Crystal Palace’den Alexander Sörloth’u kiralık olarak kadrosuna katan Bordo- Mavililer, forvet için yeniden harekete geçiyor...
Daha önce İngiltere Premier Lig ekiplerinden Everton’da forma giyen ancak istediği şansı bulamayan Oumar Niasse için Fırtına resmi temaslara başlayacak. Teknik direktör Ünal Karaman’ın da kadrosunda görmeyi çok istediği Senegalli santrfor için Trabzonspor Yönetimi, bir kez daha düğmeye basacak.

Bonservisini istiyorlar

Ahmet Ağaoğlu ve kurmaylarının önümüzdeki günlerde İngiltere’ye uçması bekleniyor. Karadeniz ekibinin hedefi daha önce ülkemizde Akhisarspor forması giyen 29 yaşındaki futbolcuyu bonservisiyle kadrosuna katmak. Böylece Bordo-Mavililer, Niasse transferiyle hücum hattındaki seçeneklerini en üst seviyeye çekmek istiyor. Geçen sezon 20 maça çıkan Niasse, gol sevinci yaşayamamıştı.

Fırtına’dan müthiş seri

Karadeniz ekibi, 26 Şubat’ta Türkiye Kupası çeyrek finalinde Ümraniyespor’a boyun eğdi. Bordo-Mavililer, bu tarihten beri yenilgi yüzü görmedi.
2018-19 sezonunda ligde oynadığı son 11 maçında 8 galibiyet ve 3 beraberlik alan Trabzonspor, daha sonra yeni sezon hazırlıkları kapsamında Avusturya’da oynanan 4 hazırlık maçından da beraberlikle ayrıldı. Fırtına, son olarak Avrupa Ligi Eleme maçında Sparta Prag ile 2-2 berabere kaldı ve yenilmezlik serisini 16 maça çıkardı.
Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe Tv, Şifresiz Maç İzle
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]

17 Ağustos 2019 Cumartesi Spor Haberleri

17 Ağustos 2019 Cumartesi Beşiktaş Haberleri

Beşiktaşlı Güven Yalçın'a dev talip!
Beşiktaş'ın genç santrforu Güven Yalçın hakkında İtalyan basınından gündeme bomba gibi düşen bir transfer iddiası geldi. 20 yaşındaki milli futbolcunun Cengiz Ünder ve Mert Çetin'le takım arkadaşı olabileceği öğrenildi.
Serie A devi Roma, Cengiz Ünder'in ardından dün de bir başka Türk futbolcu Mert Çetin'i kadrosuna kattığını duyurmuştu. Gençlerbirliği'nden transfer ettiği genç stoperle beş yıllık sözleşme imzalayan başkent kulübünün şimdi de gözünü Beşiktaş'ın milli santrforu Güven Yalçın'a diktiği öğrenildi.
İtalya'da yayım yapan Tutto Mercato Web adlı internet sitesi, okuyucularıyla paylaştığı özel haberinde yeni sezon öncesi kadrosunu bir golcüyle güçlendirmek isteyen Sarı Kırmızılılar'da sportif direktör Gianluca Petrachi'nin Siyah Beyazlılar'ın 20 yaşındaki yıldız ismini gündemine aldığını yazdı. Güven'in Kara Kartal'la olan sözleşmesi 2022 yazında sona eriyor.
Sivasspor-Beşiktaş maçının VAR hakemi belli oldu
Beşiktaş, Spor Toto Süper Lig'de ilk hafta maçında Sivasspor ile karşılaşacak.
Bu akşam saat 21:45'te Sivas 4 Eylül Stadı'nda oynanacak karşılaşmanın VAR hakemleri belli oldu.
Karşılaşmanın VAR hakemi Koray Gençerler olacak.
AVAR hakemi olarak ise İbrahim Çağlar Uyarcan görev yapacak.
Maçı canlı ve şifresiz olarak taraftarium24.macizle25.site üzerinden izleyebilirsiniz.
Sivas'ta Emre Kılınç zirvesi! Bugün bitebilir!
Beşiktaş, 24 yaşındaki sol kanadın transferini bugün bitirmeyi hedefliyor.
Siyah-beyazlı takımın bir süredir kadrosuna katmak için çaba sarf ettiği Emre Kılınç için bugün Sivas'ta yüz yüze görüşme yapılacak.
Yerli oyuncu takviyesi için adı gündemde olan 24 yaşındaki sol kanadı, Sivasspor'dan resmen isteyecek olan Beşiktaş, pazarlıklar için masaya oturacak.
Kırmızı-beyazlıların 3 milyon Euro'ya yakın bonservis talep ettiği oyuncuya karşılık 1 milyon Euro + iki kiralık oyuncu teklifi götüren Beşiktaş, Sivasspor Başkanı Mecnun Odyakmaz'dan indirim isteyecek.
Beşiktaş'a sıcak bakan Emre'nin de son yılına girdiği Sivas ile sözleşme yenilemek istemediği gelen bilgiler arasında.
Beşiktaş, Yohan Boli için girişimlere başladı!
Golcü arayışlarını dört koldan sürdüren Beşiktaş, Belçika ekibi St. Truiden’de forma giyen Yohan Bolie’ye kancayı attı.
Siyah-Beyazlılar’ın genç yıldız için 2.5 milyon Euro’yu gözdenç ıkardığı ifade ediliyor.
Teknik direktör Abdullah Avcı'nın raporu doğrultusunda forvet transferi için arayışlarını dört koldan sürdüren Beşiktaş'ta rota bu kez de Belçika'ya döndü.
Siyah- Beyazlılar, St. Truiden formasını giyen Yohan Boli'ye kanca attı. Yönetim, Avcı'nın onay verdiği Nijeryalı yıldız için girişimlere hemen başladı. Beşiktaş'ın 25 yaşındaki Boli'nin bonservisi için 2.5 milyon Euro'yu gözden çıkardığı öğrenildi.
GEÇEN SEZON 12 GOL, 5 ASİST!
ST. Truiden kulübünün Boli'nin sözleşmesi sezon sonunda biteceği için bu rakamı büyük oranda kabul edeceği belirtiliyor.
Geçen sezon ligde 29 maçta 12 gol ve 5 asistlik performans gösteren Fildişili yıldız tüm dikkatleri üzerine çekti. 1.81 boyundaki Boli güçlü fiziği ve etkili gol vuruşları ile tanınıyor.
Beşiktaş'tan 3 transfer görüşmesi birden!
Süper Lig'de sezonun ilk haftasında deplasmanda Sivasspor ile karşılaşacak olan Beşiktaş'ta yönetim, Ada’ya çıkarma yaparak Everton kulübü ile masaya oturacak.Forvet arayışlarına devam eden Beşiktaş, listede ilk sıraya koyduğu eski oyuncusu Cenk Tosun için çalışma başlattı.
Daha önce Hollandalı stoper Martins İndi için İngiltere'de yapılan pazarlıklardan sonuç alamayan siyah-beyazlılar, bu kez milli golcü için Ada'ya çıkarma yapacak.
Everton'da üçüncü forvet konumuna düşen Cenk'i yeniden takımda görmeyi arzu eden Beşiktaş yönetimi, oyuncunun kiralanması için şartları soracak ve Cenk'e "Evine geri dön" diyecek.
BOLASİE'DEN VAZGEÇMEDİLER
Kartal'ın bizzat kulübüyle masaya oturacağı diğer isim ise Everton'ın 30 yaşındaki futbolcusu Yannick Bolasie.
Sol kanat ve forvet olarak çift yönlü oynayabilen oyuncunun maliyetini düşürmeye çalışan Beşiktaş, transfer harekâtında Elyounoussi için de Southampton ile son pazarlıkları yürütecek.
Beşiktaş Manuel Fernandes'i reddetti
2011-2014 sezonları arasından Siyah-Beyazlı formayı giyen Manuel Fernandes, menacerler aracılığıyla Beşiktaş’a önerildi.Ancak teknik direktör Abdullah Avcı ve kurmaylarının, Portekizli futbolcunun disiplin sorunu ile oyun sistemime uymaması nedeniyle bu transfere onay vermediği ortaya çıktı. Son olarak Rusya ekiplerinden Lokomotiv Moskova’da forma giyen 33 yaşındaki Portekizli on numara, halen kendisine kulüp arıyor.
Beşiktaş Mohamed Elyounoussi ile anlaştı!
Southampton’ın sol kanadı Elyounoussi ile 500 bin Euro’luk kiralama bedeli karşılığında anlaşmaya varan Beşiktaş, geri sayıma geçti. Norveçli yıldızın, önümüzdeki hafta içerisinde imzaya gelmesi bekleniyor.
İngiltere Premier Lig ekiplerinden Southampton’ın yıldız sol kanadı Mohamed Elyounoussi ile görüşmelerini sürdüren Beşiktaş Yönetimi, geçtiğimiz günlerde 500 bin Euro’luk kiralama bedeli karşılığında oyuncu ile anlaşmaya varmıştı. Şimdi ise Siyah-Beyazlılar, 25 yaşındaki futbolcuyu kadrosuna katabilmek için geri sayıma geçti. Norveçli yıldızın, hafta içerisinde İstanbul’a gelerek Kara Kartal’a imzayı atması bekleniyor.
3. haftaya yetişebilir
Siyah-Beyazlılar, Elyounoussi’nin transferini bitirmek üzere. Bu doğrultuda yıldız sol kanat oyuncusunun ligin 3. haftasına kadar yetişebileceği edinilen bilgiler arasında yer alıyor. Beşiktaş Yönetimi’nin, bu transferin bir an önce bitirilmesi için çalışmalarına hız verdiği bildirildi.
Lecce Burak Yılmaz'ın formasını hazırladı!
Burak Yılmaz’ı kadrosuna katmak isteyen Lecce, yıldız futbolcunun formasını bile hazırladı! Sarı- Kırmızılılar, yeni sezon öncesinde Kral lakaplı futbolcunun ‘17’ numarasını boş bıraktı.
İtalya Serie A ekiplerinden Lecce, yaz transfer dönemi boyunca Kara Kartal’ın golcüsü Burak Yılmaz’ı kadrosuna katabilmek için yoğun bir çaba sarf etti. Ancak Sarı-Kırmızılılar, yıldız futbolcu için tüm imkânları seferber etmesine rağmen başarısız oldu. Sarı- Kırmızılılar, şimdi ise flaş bir hareketin altına imza attı. Sezon öncesinde forma numaralarını açıklayan Lecce, 33 yaşındaki futbolcunun Siyah-Beyazlılar’da giydiği ‘17’ numaralı formayı boş bıraktı.
Hocası çok istiyor
Bu gelişme sonrasında İtalyan basınında Lecce’nin, Burak Yılmaz yeniden masaya oturacağı yazıldı. Lecce Teknik Direktörü Fabio Liverani de, Burak Yılmaz’ın Sarı-Kırmızılı formayı giymesini çok istiyor. Çizme ekibinin ise golcü futbolcu için transfer sezonunun sonuna kadar girişimlerini sürdüreceği öğrenildi.
Beşiktaş Maçı İzle, Taraftarium24 İzle, Şifresiz Maç İzle, Canlı Maç İzle

17 Ağustos 2019 Cumartesi Fenerbahçe Haberleri

İsmail Köybaşı imzayı atıyor!

Sözleşmesi sona eren İsmail Köybaşı, Fenerbahçe’den ayrıldı. Milli futbolcunun Westerlo ile anlaşmaya yakın olduğu öğrenildi.Sözleşmesi sona eren İsmail Köybaşı, Fenerbahçe’den ayrıldı. İsmail’e Süper Lig’den teklifler gelse de oyuncunun önceliği Avrupa. Bonservisi elinde olan 30 yaşındaki futbolcu, Hasan Çetinkaya’nın yöneticiliğini yaptığı, Berke Özer ve Recep Gül’ün formasını giydiği Westerlo ile temas halinde. Tarafların anlaşma sağlamaya yakın oldukları iddia edildi.

İşte Michael Frey'in yeni takımı!

Ersun Yanal’ın kadroda düşünmediği Michael Frey, sonunda kendine kulüp buldu. 25 yaşındaki oyuncu, satın alma opsiyonuyla birlikte 1 yıllığına Almanya 2. Lig ekibi Nürnberg’e kiralandı.
Damien Comolli’nin geçen sezonki iddialı transferlerinden biri Michael Frey’di. Ancak Zürih’ten gelen İsviçreli forvet, kısa sürede taraftar tarafından istenmeyen adam ilan edildi.
Ersun Yanal’ın kadroda düşünmediği Frey, sonunda kendine kulüp buldu. 25 yaşındaki oyuncu, satın alma opsiyonuyla birlikte 1 yıllığına Almanya 2. Lig ekibi Nürnberg’e kiralandı.

Fenerbahçe'den açıklama: "Adaletli bir lig diliyoruz"

Fenerbahçe Spor Kulübü, Süper Lig’in başlama gününde internet sitesinden bir açıklama yayınladı.
Fenerbahçe Spor Kulübü, Süper Lig’in başlama gününde internet sitesinden bir açıklama yayınladı:
"Futbolda adalet ve eşitlik gibi değişmez ilkelerin tüm takım ve kişilere istisnasız ve imtiyazsız aynı mesafede uygulanmasını istiyoruz. Sahada mücadele eden takımlara ve oyuna, hak, emek, alın teri gibi manevi kavramlar ve kurallar esas alınarak yüzde 100 tarafsızlıkla yaklaşılmasını diliyoruz. Futbola dair kuralların, kulislerin, lobilerin, kişilerin etkisinde kalmadan uygulandığı ‘mutlak adalet ve eşitliğin egemen olduğu’ sezon temenni ediyoruz."

Kıran kırana maçta Emre Belözoğlu'nun takımı güldü!

Süper Lig’de yeni sezon resmen başladı, Samandıra’da futbolcuları hırs ve heyecan bastı. Çabukluk ve pas çalışmalarının ardından antrenman dar alanda oynanan çift kale maçlarla devam etti. Finalde Kruse’nin önderliğindeki Turuncu takım ile Emre Belözoğlu’nun liderliğindeki yeşil takım karşı karşıya geldi. Günün sonunda zafere ulaşan yeşil takım, bunu doyasıya kutladı.
Süper Lig’de yeni sezon resmen başladı, Samandıra’da futbolcuları hırs ve heyecan bastı. Dünkü antrenman müthiş bir mücadeleye sahne oldu. Çabukluk ve pas çalışmalarının ardından antrenman dar alanda oynanan çift kale maçlarla devam etti. Finalde Kruse’nin önderliğindeki Turuncu takım ile Emre Belözoğlu’nun liderliğindeki yeşil takım karşı karşıya geldi.
Maç, tam anlamıyla kıran kırana geçti. Resmi maçları aratmayan ikili mücadeleler yaşandı, jeneriklik goller atıldı. Günün sonunda zafere ulaşan yeşil takım, bunu doyasıya kutladı. Antrenman sona erdiğinde futbolcular, Ersun Yanal’dan çalışmayı yarım saat daha uzatmasını talep etti! Tecrübeli teknik adam da bunu kabul etti. İdmanın son bölümü son derece neşeli bir şekilde geçti.

Fenerbahçe'den Joe Hart bombası!

Fenerbahçe'de taraftarlar savunma ve orta sahaya transfer beklerken sürpriz bir iddia ortaya atıldı. Harun Tekin ve Altay Bayındır’ın formsuz olması nedeniyle kaleci takviyesinin gündeme geldiği öne sürüldü. Bu konudaki ilk adayın ise bir dönem İngiltere Milli Takımı’nın da kalesini koruyan Joe Hart olduğu kaydedildi.
Fenerbahçe'de taraftarlar savunma ve orta sahaya transfer beklerken sürpriz bir iddia ortaya atıldı. Harun Tekin ve Altay Bayındır’ın formsuz olması nedeniyle kaleci takviyesinin gündeme geldiği öne sürüldü. Bu konudaki ilk adayın ise bir dönem İngiltere Milli Takımı’nın da kalesini koruyan Joe Hart olduğu kaydedildi.
32 yaşındaki file bekçisi, Burnley’de Nick Pope’un arkasında yedek bekliyor. Tecrübeli kalecinin, düzenli forma şansı bulacağı bir kulübe gitmeye sıcak baktığı kaydedildi. Eğer Burnley de oyuncusunu satmaya sıcak bakarsa, bu transferde sürpriz gelişmeler yaşanabilir. Joe Hart’ın sözleşmesi sezon sonunda bitiyor.
Fenerbahçe Maçı İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe TV, Canlı Maç İzle

17 Ağustos 2019 Cumartesi Galatasaray Haberleri

Galatasaray’ın deplasman kabusu yeni sezona da taşındı

Süper Lig’de 2019-2020 sezonunun ilk hafta maçında Yukatel Denizlispor’a 2-0 mağlup olan son şampiyon Galatasaray’da deplasman kabusu sürüyor.
Geride kalan iki sezonda Süper Lig’deki toplam 12 mağlubiyetinin tamamını dış sahada yaşayan sarı-kırmızılı takım, yeni sezonun ilk haftasında da deplasmanda çıktığı karşılaşmadan eli boş döndü.
Galatasaray, 2017-2018 sezonundaki 7 mağlubiyetini deplasmanda Trabzonspor, Medipol Başakşehir, Beşiktaş, Yeni Malatyaspor, Demir Grup Sivasspor, Kasımpaşa ve Gençlerbirliği karşısında yaşadı.
Sarı-kırmızılı takım geçen sezon ise sadece dış sahalardaki Trabzonspor, Akhisarspor, Yeni Malatyaspor, Beşiktaş ve Demir Grup Sivasspor müsabakalarını kaybetti.
Evindeki başarı şampiyonlukları getirdi
Süper Lig’de geride kalan iki sezonda iç sahadaki başarılı performansıyla şampiyonluğa ulaşan Galatasaray, Türk Telekom Stadı’nda çıktığı son 36 maçta mağlup olmadı.
Sahasında Süper Lig tarihinin en uzun süreli yenilmezlik serisini geçiren sarı-kırmızılı takım, bu kulvarda evinde son mağlubiyetini 2016-2017 sezonunun 30. haftasında, 6 Mayıs 2017’de 3-1’lik skorla Kasımpaşa karşısında yaşadı.
Galatasaray, söz konusu karşılaşmadan sonra evinde oynadığı 36 müsabakada 31’ini kazanırken, 5’inde berabere kaldı.

Sahasında 92, deplasmanda 52 puan

Galatasaray, Süper Lig’de şampiyonluğa ulaştığı geride kalan iki sezonda sahasında toplamda 92 puanı hanesine yazdırırken, deplasmanda ise 52 puan elde edebildi.
Sarı-kırmızılı takım, 2017-2018 sezonunda iç sahada 49, deplasmanda ise 26 puan kazandı.
Galatasaray geçen sezon ise Türk Telekom Stadı’ndaki maçlarda 43 puanı hanesine yazdırırken, dış sahadaki müsabakalarda ise 26 puan aldı.

Galatasaray'da Luyindama krizi!

10 transfere 7.4 milyon Euro harcayan, Fernando’dan ise 4.5 milyon Euro gelir elde eden yönetim, tablo değişmezse FFP anlaşması gereği bu açığa sebep olan Luyindama’yı Avrupa kadrosuna yazamayacak.

Transferlerin en hızlı takımlarından Galatasaray büyük bir krizle karşı karşıya...

Sarı-Kırmızılılar şu ana kadar aldığı 10 oyuncu için kasasından bonservis ve kiralama bedeli olarak 7.4 milyon Euro çıkardı. Buna karşılık Fernando'nun Sevilla'ya satışından 4.5 milyon Euro geldi. Finansal Fair Play anlaşması nedeniyle Galatasaray transfer sezonunu artıda kapatmak zorunda. Eğer 2.9 milyon Euro'luk açık kapanamazsa, 5 milyon Euro bonservisiyle bu açığa neden olan Luyindama, Şampiyonlar Ligi kadrosuna yazılamayacak.

TAKIMA AYAK UYDURDU

Luyindama takım arkadaşları gibi kötü bir futbol sergiledi. Kongolu stoper, Rodallega karşısında çok zor dakikalar yaşadı.

Neredesin Falcao!

Sarı-kırmızılılar, Diagne’nin gönderilmesini beklerken, Radamel Falcao’nun da yolunu gözlüyordu. Kolombiyalı oyuncunun transferi resmileşmezken, Diagne de Denizli karşısında 11’de sahaya çıktı, performansı ile saç baş yoldurttu!
Süper Lig’in son şampiyonu Galatasaray, yeni sezona Jean Michael Seri, Steve Nzonzi, Ryan Babel ve Emre Mor gibi transferleri ile oldukça iddialı girdi. Ancak Aslan’ın tek düşüncesi forvet transferiydi. Mbaye Diagne’nin gönderilmesine kesin gözüyle bakılırken, Sarı-Kırmızılı taraftarlar da Monaco’nun yıldızı Radamel Falcao’yu dört gözle bekliyordu. Bu transfer henüz resmileşmezken, Diagne de Denizli karşısında ilk 11’de sahaya çıktı.

Çok net kaçırdı!

Kritik maçta Cim Bom’un gol umudu olan Senegalli golcü, henüz 2. dakikada saç baş yoldurttu! Jimmy’nin sol kanattan pasında ceza sahası içinde müsait pozisyonda topla buluşan 27 yaşındaki forvet, topu kaleci Stachowiak’a nişanlandı. Sahada kaldığı 72 dakika boyunca Yeşil-Siyahlı savunmacılar arasında kaybolan ve etkisiz kalan tecrübeli oyuncu, adeta yokları oynadı. Diagne’nin bu performansı sonrasında bir forvet transferinin şart olduğu gözlemlendi.

En kötüsü Diagne

Senegalli oyuncu, Denizli karşısında o kadar etkisiz kaldı ki, ilk devrede topla buluşmakta zorlandı. Uruguaylı kaleci Fernando Muslera 9 isabetli pas atarken, Diagne sadece 6 kez pasında adresi buldu ve bu alanda sahanın en kötü ismi oldu.

Passolig’de zirve yine Galatasaray’ın

Süper Lig’de sezon açılışı dün akşam yapılırken, Galatasaray’ın Passolig liderliği de kaldığı yerden devam ediyor.
Süper Lig’de sezon açılışı dün akşam yapılırken, Galatasaray’ın Passolig liderliği de kaldığı yerden devam ediyor. Sarı-Kırmızılılar 964 bin 331 kartla zirvede. Aslan’ı 896 bin 730 kartla Fenerbahçe takip ediyor. Beşiktaş 753 bin 172 ile üçüncü sırada. Dördüncü ise 270 bin 735 kartla Trabzonspor. Süper Lig’de kartı en az satılan kulüp, 16 bin 272 ile Kasımpaşa.
Galatasaray Maçı İzle, Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Şifresiz Maç İzle

17 Ağustos 2019 Cumartesi Trabzonspor Haberleri

"Sörloth gollerine devam edecek"

Fırtına’ya transfer olduğu dönemde soru işaretleri ile birlikte gelen Alexander Sörloth, iki maçta attığı iki golle teknik direktör Ünal Karaman’ın birinci santrforu olmayı başardı. Norveçli futbolcunun Türkiye temsilcisi Mathieu Markaroglu da 23 yaşındaki santrforla ilgili flaş bir açıklamada bulundu.
Fırtına’ya transfer olduğu dönemde soru işaretleri ile birlikte gelen Alexander Sörloth, iki maçta attığı iki golle teknik direktör Ünal Karaman’ın birinci santrforu olmayı başardı. Norveçli oyuncunun Türkiye temsilcisi Mathieu Markaroglu da “Sörloth, kısa sürede kendisini ispatladı. Taraftarın da sevgisini kazandı. Yönetim ve hocanın da ondan memnun olduğunu düşünüyorum. Sörloth da Trabzon’da olduğu için çok mutlu. Tek hedefi, gollerine devam edip büyük hedefleri bulunan Trabzon’a katkı sağlamak” diye konuştu.

AEK'nın müzesi kupa dolu!

4 sene sonra UEFA Avrupa Ligi’nde mücadele eden ve Çek ekibi Sparta Prag’ı eleyerek Play-Off’a yükselen Trabzonspor’un rakibi Yunan temsilcisi AEK Atina oldu. Yunan devinin müzesinde tam 30 kupası bulunuyor.
Bordo-Mavililer, UEFA Avrupa Ligi’nde 3. Ön Eleme Turu’nda Çek ekibi Sparta Prag’ı 2-2’nin rövanşında 2-1 yenerek Play-Off’a yükseldi. Fırtına, Rumen ekibi Craiova’yı eleyen Yunan temsilcisi AEK ile eşleşti. İlk karşılaşma 22 Ağustos’ta Yunanistan’da, rövanş mücadelesi ise 29 Ağustos Perşembe günü Trabzon’da oynanacak. Yunanistan’ın en büyük kulüplerinden birisi olan ve tarihinde 30 kupası bulunan AEK, geçen sezonu PAOK ve Olimpiakos’un ardından 3. sırada tamamlamıştı.

Trabzonspor Sturridge ile anlaştı

Fırtına uzun süredir görüşme halinde olduğu Daniel Sturridge transferinde artık sona geldi. Bordo-Mavililer, Prag karşılaşmasını tribünden takip eden Sturridge ailesi ile büyük oranda anlaştı. Artık İngiliz yıldızın son kararı bekleniyor.
Bordo- Mavililer transferde yılın bombasını patlatmaya hazırlanıyor... Orta sahaya John Obi Mikel’i alarak ses getiren Fırtına, geçen sezon İngiliz devi Liverpool ile Şampiyonlar Ligi şampiyonluğu yaşayan Daniel Sturridge’le de büyük oranda anlaşmaya vardı. Hem Amerika’da, hem İngiltere’de hem de Türkiye’de yapılan görüşmelerde kıran kırana pazarlıklar yapıldı. Görüşmelerde son aşamaya gelen Bordo-Mavili yönetim, Sturridge ailesini önceki gün Prag karşılaşmasına davet etti. Sturridge ailesi de öğle saatlerinde şehri gezdi, akşam ise Medical Park Stadyumu’nda karşılaşmayı takip etti.

Ağaoğlu bizzat görüştü

Trabzon’daki atmosferden oldukça memnun kaldıkları öğrenilen anne Grace Sturridge ile menacerlik haklarını elinde bulunduran amcası Dean Sturridge, dün de Başkan Ahmet Ağaoğlu ile bizzat görüştü. Taraflar mali konularda imza aşamasına gelirken, ufak detaylarda da el sıkışıldığı belirtildi. Trabzonspor yönetimi, artık Daniel Sturridge’in vereceği son kararı beklemeye başladı.

13 takım istedi Trabzon alıyor

Liverpool ile sözleşmesi sona erdikten sonra bonservisini eline alan İngiliz yıldızı, Trabzonspor ve Fenerbahçe başta olmak üzere tam 13 takım istiyordu. ABD, Meksika ve Avrupa ülkelerinden teklifler alan 29 yaşındaki futbolcunun, Avrupa faktörü nedeniyle Fırtına’ya çok yakın olduğu kaydedildi.

2 kez en büyük oldu

Kariyerinde Manchester City, Chelsea ve Liverpool gibi devlerin formasını giyen Daniel Sturridge, 2 kez Şampiyonlar Ligi’nde zafere uzandı. Yıldız oyuncu, 2011-12’de Chelsea ile geçen sezon da Liverpool ile en prestijli kupayı kazandı. Fırtına’nın bu sezon bir diğer yıldız transferi Obi Mikel de 2011-12 sezonunda Sturridge ile beraber Chelsea'de başarıya ulaşmıştı.

Trabzonspor'un zorlu fikstürü: 17 günde 5 maç

UEFA Avrupa Ligi 3’üncü ön eleme turu rövanş maçında Çekya ekibi Sparta Prag’ı sahasında 2-1 mağlup ederek Play-Off turuna yükselen Trabzonspor, 17 günde 5 maç oynayacak.
2-2’nin rövanşında dün sahasında karşılaştığı Sparta Prag’ı 2-1 yenerek Avrupa’daki yolculuğuna devam eden Trabzonspor’u zorlu bir fikstür bekliyor. Sparta Prag karşılaşmasının ardından ara vermeden Pazar günü Süper Lig’in ilk haftasında oynayacağı Kasımpaşa maçının hazırlıklarına soyunan bordo-mavililer, yarın çalışmalarını tamamlayarak İstanbul’a hareket edecek. Trabzonspor, 18 Ağustos’ta Kasımpaşa ile yapacağı mücadelenin ardından ise rotasını 22 Ağustos’ta UEFA Avrupa Ligi Play-Off turu ilk maçında Yunanistan’da AEK ile oynayacağı karşılaşmaya çevirecek.

3 DEPLASMAN, 2 EV

Bordo-mavililer, 25 Ağustos’ta ligin 2’nci haftasında ise sahasında Yeni Malatyaspor’u konuk edecek. 29 Ağustos’ta UEFA Avrupa Ligi Play-Off turu rövanş mücadelesinde Medical Park Stadı’nda AEK’yı ağırlayacak olan Trabzonspor, 1 Eylül’de ise Süper Lig’in 3’üncü haftasında deplasmanda Fenerbahçe’ye konuk olacak. Bordo-mavililer böylece 1 Eylül’e kadar 3’ü deplasman, 2’si evinde olmak üzere toplamda 17 günlük süreçte 5 müsabakaya çıkmış olacak.

UĞURCAN VE NOVAK’TAN TUR YORUMU

Avrupa’da yoluna devam eden Trabzonspor’da kaleci Uğurcan Çakır, dünkü maçın ardından yaptığı değerlendirmede, “Bu sezonun evimizdeki ilk maçımızda hem galip gelip hem tur atlamak çok önemliydi. Çok şükür bunu başardık. Bir sonraki elemeyi de kayıpsız geçip Avrupa Ligi’nde gruplara kalmayı istiyoruz. Hedeflerimiz doğrultusunda çalışmaya devam” dedi. Karşılaşmada galibiyet golünü kaydeden sol bek oyuncusu Filip Novak ise “Bir sonraki turda görüşmek üzere” ifadesini kullandı.

SORLOTH 2’DE 2 YAPTI

Trabzonspor’un yeni transferlerinden forvet oyuncusu Alexander Sörloth, oynadığı iki resmi maçta da gol atmayı başardı. Bordo-mavililerin satın alma opsiyonuyla kiraladığı 23 yaşındaki genç forvet oyuncusu, UEFA Avrupa Ligi 3’üncü eleme turunda Sparta Prag ile oynanan iki karşılaşmada da 1’er gol kaydetti. Sörloth’un bu iki maçta ortaya koyduğu performans da beğeni topladı.

YEREL GAZETELERDEN ‘FIRTINA FİŞİ ÇEKTİ” YORUMU

Yerel gazeteler, UEFA Avrupa Ligi 3’üncü eleme turu rövanş karşılaşmasında sahasında Sparta Prag’ı 2-1 mağlup ederek adını Play-Off’a yazdıran Trabzonspor için ‘fişi çekti’ yorumunu yaptı. Taka gazetesi, “Mekanın sahibi Avrupa’da coştu”, “Fırtına 2-2’nin rövanşında Sparta Prag’ı Sörloth ve Novak’ın golleriyle mağlup ederek adını Play-Off’a yazdırdı”, Sonnokta gazetesi, “Çektik fişi, aldık bileti. AEK kolla kendini”, “Trabzonspor Prag’ı eledi, Yunan rakibine gözdağı verdi”, Günebakış gazetesi, “Trabzon fişi çekti”, “Trabzonspor, Çekya ekibi Prag’ı şamarladı, Avrupa Ligi yolunda şimdi sıra AEK’ya geldi”, Karadeniz gazetesi, “Novak fişi çekti”, “Fırtına, Play-Off turuna genç Norveçli Sörloth ve ‘arka direk’ Novak’ın golleriyle uzandı” ifadelerine yer verdi.

Trabzonspor, transferi KAP'a bildirdi

Trabzonspor Kulübü'nün Yusuf Yazıcı transferi karşılığında Lille'den kadrosuna kattığı Edgar Miguel Le, 1 yıllığına Feyenoord'a kiralandı.
Bordo-mavililerin KAP'a yaptığı açıklama şöyle;
"Profesyonel futbolcumuz Edgar Miguel IE'nin, 2019-2020 futbol sezonu için Hollanda'nın Feyenoord Rotterdam Kulübüne geçici transferi konusunda anlaşma sağlanmıştır. Yapılan anlaşmaya göre futbolcumuz Edgar Miguel IE'nin 2019 -2020 sezonundaki tüm hak ve alacakları, Feyenoord Kulübü tarafından karşılanacaktır."
Canlı Maç İzle, Taraftarium 24 İzle, Futbol Cafe TV, Şifresiz Maç İzle
submitted by Haberfutbol24 to u/Haberfutbol24 [link] [comments]

İKİLİ VEYA DÖRTLÜ TESTTE RİSK ÇIKMASI BEBEKTE SORUN VAR ... İkili, üçlü, dörtlü tarama testlerinde yüksek risk çıkan gebeler ne yapmalı? Kahraman İkili Fragman - Türkçe Dublaj - YouTube KAHRAMAN İKİLİ FREE BİRDS 2013 Türkçe Dublaj - YouTube Feride Hilal Akın feat. Enbe Orkestrası - Bilir mi - YouTube

İkili test sonucunda risk oranının yüksek riskli çıkması bebekte belirtilen oranda down sendromu olabileceği anlamına gelir. (Edwards sendromu riski ayrıca değerlendirilir) Örneğin Down sendromu riski (Downs risk) 1/100 gelmiş ise bu bebekte 100'de bir oranında Down sendromu olma riski vardır anlamına gelir. Ikili opsiyon bahis siteleri: İkili seçenekler sinyalleri. yabancı sitede 1.45 olan oran bizde ikili opsiyon güvenilir site 1.05 Ikili opsiyon ikili opsiyon en güvenilir site güvenilir site. Queenstocks Investor, Borsa İstanbul’da işlem gören bütün şirketlerin halka arzlarından başlayarak açıkladıkları tüm bilanço ve gelir ... 20 gr. İkili Burma 22 Ayar Altın Bilezik. 10.125,41 TL 9.922,90 TL %2. Bilezikci 15 gr. İkili Burma 22 Ayar Altın Bilezik. 7.609,08 TL 7.456,90 TL %100 GERÇEK MÜŞTERİ MEMNUNİYET İ ... Olymp ticaret bonus uyrca 2020. Ikili opsiyonlar ticareti nedir - İkili seçenekler 2020 Sırlar gelir ikili seçenekleri ticaret için strateji. Ikili seçenekleri öğrenin. Ikili seçeneği robot 1 0 inceleme. Etiket ikili seçenekleri broker dizin arşivi. İrlanda ikili seçenekleri kaynakları. Ikili opsiyon günlük inceleme. Ikili seçenekleri geçimini sağlayan. Ikili seçenekleri okunaklı olur.

[index] [263] [6724] [3221] [594] [1534] [1552] [7624] [5088] [2814] [7575]

İKİLİ VEYA DÖRTLÜ TESTTE RİSK ÇIKMASI BEBEKTE SORUN VAR ...

Free Birds, özgürlükleri için menülerden hindi yemeğini kaldırma amacıyla bir araya gelen ve zamanda yolculuk yapan iki hindinin eğlenceli öyküsünü konu edin... Best of Brake Check Gone Wrong (Insurance Scam) & Instant Karma 2019 Road Rage, Crashes Compilation - Duration: 15:20. Dashcam Lessons 3,000,599 views İkİlİ test ve detayli ultrasonda bebek ense kalinliĞi kaÇ olmali?ne zaman down sendromu rİskİ artar? - Duration: 2:52. Jinekolog Dr. Kağan Kocatepe 14,955 views İkili test hakkındaki tüm videolar: https://www.youtube.com/playlist?list=PLiEDNrdgMfqu9oyToU1VFRGxv8AuVqGki Dörtlü test hakkındaki tüm videolar: https://www... Enjoy the videos and music you love, upload original content, and share it all with friends, family, and the world on YouTube.

http://forex-turck.cloudmining24.pw