Bu haber kanalları, Türkiye'nin imajının lekelemesinin arkasındaki başlıca neden. Bunu Reddit'te, Twitter'da, Facebook'ta her yerde görüyoruz. Eğer fark ettiyseniz, her Türkiye karşıtı propaganda bu sitelerden birinden geliyor. ------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------------ nordicmonitor.com (Abdullah Bozkurt - https://en.wikipedia.org/wiki/Abdullah_Bozkurt) HATTA BIR KİTAP YAZMIŞLAR (Bulent Kenes - https://www.amazon.com/Genocide-Making-Erdogan-Crackdown-Movement/dp/168206025X) https://twitter.com/bkenes/status/1306616517606465541 https://ahvalnews.com/ (Yavuz BaydaBirleşik Arap Emirlikleri destekli) https://alarab.co.uk/ (Ahval ama Arap versiyonu) https://www.turkishminute.com/authoabozkurt/ https://investigativejournal.org/ (Lindsey Snell, Abdullah Bozkurt) https://www.tr724.com/ (Ben tam olarak bu siteden emin değilim) MIT yabancı ülkelerdeki üyelerini kaçırıp okullarını kapattığından beri Türk devletini hedef alıyor. Bunları ancak 30 dakikalık bir araştırmadan sonra bulabildim, birkaç saat sonra ne bulabildiğini hayal edin. Abdullah Bozkurt denen adam, hadi hükümeti, erdoğanı falan geçtim, kendi ülkesindeki israil'i protesto eden müslümanları siyonistlere şikayet ediyor sıfatını siktiğimin orospu çocuğu. Sosyal medyada sahte haber ve fotoğraflarla türk-türkiye karşıtı propaganda yapan ne kadar heval, yunan, ermeni ve daha başka türk düşmanı varsa hepsinin profilinde bu fetocunun paylaşımlarını gördüm. nasıl biri olduğunu buradan anlayabilirsiniz. İnternette gördüğünüz her şeye inanmayın. Ne yazık ki Türkler internetteki her şeye doğru diye inanmaya çok yatkınlar. Bu insanlar ideolojilerini ve propagandalarını "Türkiye'de özgür medya" kılıfın'da yayıyorlar ve bu yüzden batılıların bu boka internette inandıklarını görüyorsunuz. Bu BAE veya Fransa olsun, her zaman dış destek olacak. Bu gerçeği inkar eden insanlar dünyanın nasıl işlediğini anlamıyorlar.
Size bir uygulama önerisi. Bi uygulama yapın, sürekli ses kaydı alsın, ama bu kaydı telefona kaydetmesin. Ama diyelim ki önemli bir konuşma veya ses yakaladınız, bir tuşa basıp son bir dakikalık sesi kaydetme imkânı olsun. Bu bahsettiğim şekilde bir uygulama var mı bilmiyorum.
Beyler, birkaç gündür uzaktan eğitim ile alakalı ettiğiniz şikayet postlarını okuyor ve öğretmen bir kardeşiniz ya da abiniz olarak bir iki şey söylemek istiyorum Özel okullar: Derslerin hiçbirine girmezseniz hiçbir şey kaybetmezsiniz. Hatta vakit kazanırsınız. Özel okullar öğretmen ya da öğrenci bazlı değil veli bazlıdır. Yüksek ihtimalle beyinsiz veliniz laf etmesin diye dünyanın en iğrenç programıyla gereğinden fazla saatle doldurulmuş bir programınız vardır. Yüz yüze eğitimde 40 dakikalık safi ders anlatımı için internette 20 dakika yeterlidir. Öğretmen devletten de yüksek ders saatlerini doldurmak için doğal olarak aynı tip soruyu 93 kez falan çözecektir. Bu da zaman kaybıdır. Konu anlatırken de ders dolsun diye sizin almanız gerekenden fazlasını verecek bu da sizin pedagojik olarak anlayamayacağınız bilgilerle kafanızın karışmasına sebep olacaktır. Devlet okulları: Devlet okullarının %5lik kısmı hariç gerisi zaten çöptür. Akplilikten orada olan öğretmenlerle dolu bir ortamdasınız. Öğretmen zaten boş. O derslerin de hiçbiri dinlenmez. Burada hiçbir zaman suç öğretmende değildir. Ders programını öğretmen yazmaz, o saatte o da bunun saçmalık olduğunun farkındadır fakat ekmek parası. Devlette yapılan derslerde hoca 20 saatten fazlasına ek ders ücreti alır maaşı ikiye katlar. Her türlü 40 dakikayı doldurur. Yani açık bir sınıfınız yoksa iş tamamen sizdedir. Kendi kendinizi eğitebiliyorsanız ilerlersiniz. Yoksa hayatınız mahvolacak. Derslerin içi bomboş. Bu, benim derslerim için de geçerli. 4 sınıfa 24 saat derse giriyorum. Sınav hazırlık grupları bu anlattıklarımın dışındadır. Ülkede daha nasıl hayatımız sikilebilir derken her an o yarak göte daha fazla batıyor. Hepinize başarılar.
Evet arkadaşlar bugün aramızdan ayrılan suluQ arkadaşımızın ayrılmasının üzerinden 1 hafta geçmiş bulunmakta, daha önce temsili olarak bir cenaze töreni ve F şelalesi yapmış olsakta şuan herşey ciddileşti ve kesinleşti. suluQ aramızdan ayrıldı arkadaşlar!
Sizleri muhterem u/suluQ anısına bir dakikalık saygı duruşu ardından ise son sövme merasimi ve gece kapanışı olarakta F şelalesine davet ediyorum. Rest in Peace, Rest in Paradise u/suluQ
HUAWEI P smart Serisi’nin yeni modeli P smart 2021, Huawei Online Mağaza’da ön satışta
HUAWEI, çok beğenilen P smart Serisi telefonlarının son üyesi olan P smart 2021’i Huawei Online Mağaza’da ön satışa sundu. P smart 2021, tüketicilerin ihtiyaçlarını gözeterek, kaliteli stil anlayışını teknoloji inovasyonlarıyla birleştirerek en iyi fiyat performans skalasında sunuyor. Gece Yarısı Siyahı, Tutku Yeşili ve Pembe Altın renklerine sahip telefonun satış fiyatı 3.499TL. 6,67 inç Full HD ekranla donatılan yeni HUAWEI akıllı telefon, gerçekten sınırsız bir izleme deneyimi sunuyor. HUAWEI P smart 2021, çok uzun pil ömrü ve kullanıcıların hayatlarından her anını yakalamalarını sağlayan daha akıllı kamerasıyla tüketicilere sunuluyor. Seyretmesi keyifli bir cihaz HUAWEI P smart 2021, 6,67 inç ekran boyutunda 2400x1080 çözünürlüğe sahip Full HD ekran oyun ve video oynatma için sürükleyici bir görüntüleme deneyimi sunuyor. Akıllı telefonun ekranı, göz sağlığını en üst düzeye çıkarmak için TÜV Rheinland sertifikalı Eye Comfort modu aracılığıyla etkili mavi ışık filtrelemesi sağlıyor. Telefonun yan tarafındaki açma düğmesine entegre parmak izi sensörü, kullanıcıların telefonun kilidini daha hızlı ve güvenli bir şekilde açmasına olanak tanıyor. https://preview.redd.it/84didd0tyjs51.jpg?width=8000&format=pjpg&auto=webp&s=60f154022fdd9dabc2a1eb0bfa3f345f18f163da 22,5W HUAWEI SuperCharge ile kesintisiz kullanım HUAWEI P smart 2021, kullanıcıların ne yapıyorlarsa yapsınlar bağlantıda kalmalarını ve üretkenliklerini sekteye uğratmayan 22,5 W HUAWEI SuperCharge özelliğine sahip. Sadece 10 dakikalık şarjla akıllı telefon iki saat boyunca kesintisiz çalışabiliyor. Ek olarak, HUAWEI P smart 2021 yalnızca hızlı şarj etmekle kalmaz, aynı zamanda kararlı ve güvenlidir. 5000 mAh yüksek kapasiteli pil ile yeni akıllı telefon, 35 saat boyunca çevrimiçi video oynatmayı destekleyen uzun süreli bir heyecan deneyimi sunuyor. Yüksek kapasiteli pil ayrıca 23 saat boyunca 4G internette gezinmeyi de sağlıyor. 48MP AI Quad Kamera ile yaratıcılığınızı konuşturun HUAWEI P smart 2021, HUAWEI'nin fotoğrafçılıktaki avantajlarını sürdürürken sorunsuz performans ve uzun pil ömrü sağlıyor. HUAWEI P smart 2021’in arka kamerası, 48MP Ana Kamera ve 1/2 inç sensör sayesinde daha düşük gürültü ve daha iyi görüntü kalitesi elde etmeye yardımcı olan yüksek çözünürlüklü fotoğraflar çekilmesine olanak tanıyor. HUAWEI P smart 2021, yüksek hassasiyet performansı ve AI teknolojisi sayesinde gece fotoğrafçılığı yeteneklerini de sergiliyor. Çoklu çerçeve gürültü azaltma sayesinde kullanıcılar, aşırı karanlık ortamlarda bile daha az gren ile net fotoğraflar çekebiliyorlar. HUAWEI P smart 2021, AI güzelleştirme özelliğine sahip 8MP selfie kamerası ile kullanıcıların paylaşmaya hazır fotoğrafları zahmetsizce çekmesine olanak tanıyor. HUAWEI P smart 2021, daha geniş bir görüş alanı sağlamak için 120 derece Ultra Geniş Açılı lens ile donatıldı. Bu sayede kullanıcılar, yeni HUAWEI akıllı telefonun şık tasarımıyla hayatlarını tam anlamıyla yaşayarak, partilerde "grup halinde" selfie'ler çekebiliyor veya seyahat ederken manzara çekimleri yapabiliyorlar. Yüksek performans ve geniş depolama alanı HUAWEI P smart 2021, 128GB dahili depolama ile donatıldı. Akıllı telefon, harici hafıza kartıyla 512GB'a kadar depolama alanı sunuyor. Kirin 710A ile güçlendirilen ve EMUI 10.1'in en son sürümüne sahip HUAWEI P smart 2021, hayatı kolaylaştıran, kullanımı kolay özellikler sunuyor. HUAWEI P smart 2021’de ön yüklü olarak gelen AppGallery, eğlenceden eğitime ve işletmeye kadar tüm tüketici ihtiyaçlarını kapsayan 18 uygulama kategorisi sunuyor. İstenen içeriği daha hızlı bulmak ve uygulama indirmeyi kolaylaştırmak için HUAWEI, artık Petal Search'ü de kullanıcılara sunuyor. Petal arama motoru tarafından desteklenen yeni arama aracı, HUAWEI kullanıcılarının AppGallery ve Phone Clone ile birlikte HMS cihazlarında uygulama bulup indirebilecekleri üç yoldan biri. Ayrıca, en yüksek sektör standartlarını karşılamak için Qwant ve Yandex dahil olmak üzere küresel arama motoru liderleriyle ortaklaşa çalışıyor.
TV'deki yayınları youtube'a yayınlayıp para kasmayı düşünüyorum dava falan yer miyim?
Evet beyler bugün Televizyonu kurcalıyordum ilginç bir özellik keşfettim flash bellek takınca televizyon ekranı flaşa kaydedebiliyor işte bunu kullanarak disney channel, cartoon network gibi kanallardan dizileri alıp youtube'a ilk birkaç dakikalık kısmını atacağım sonrasında google drive'dan tamamını izleteceğim amaç para kasmak dava falan yer miyim? View Poll
Geçenlerde post açıp tavsiye vs. istemiştim.Şuan 2.el cort x6 ve ibanez grx20 buldum.Cort x6 nın sahibine sorduğumda bana gitarın "floyd rose sistem ancak gitara ibanez köprüsü takılmış sabit gibi düşünebilirsin" diye bir bilgi aldım ne anlama geliyor hiçbir fikrim yok.Kendisiyle kadiköy vb. bir yerde gitarı bir yere gösterdikten sonra almak istediğimi söyledim ancak uzaktan geliyorum , aldıktan sonra gösterirsin kendin gibisinden cevaplar aldım.En sonunda ikna edip yaklaşik 1.5 dakikalık bir video attı çalarken ve tamamen kendi bildiğim kadarıyla sorunu yok gibi duruyor.GRX20 sahibi ise kadiköyde bir yere gösterebiliriz vs dedi ve ek olarak bazı küçük şeyler verdiğini belirtti.Sonuç olarak cort x6 900 grx20 sahibi ise 1000 tl istiyor hangisini tercih etmeliyim acaba ?
Merhaba, burada link vermek doğru olur mu emin olamadım. İsmi tanıyan arkadaşlar şimdiden anlamıştır merak ettiğim konuyu. Videoyu izleyip de ismi hatırlamayanlar ve konudan komple bihaber olan genç arkadaşlarım bir zahmet YouTube'a yazıp 14 dakikalık videoyu izleyebilir (tavsiye değildir, bunu bir teşvik olarak algılamamanız rica olunur). Evet, ODTÜ mezunu, gayet iyi yüz hatlarına sahip, kendisinin de bahsettiği üzere "çok güzel" kadınlarla ilişkileri olmuş, genel anlamda sosyal anlamda "winner" durumunda bir adam. Bu adamın rope'u seçme sebebi ne olabilir?
İki gün, günde 12 saat barista olarak köle gibi çalıştırıldıktan sonra almam gereken maaşın yarısını alıp işten çıkarıldım
Ben daha önce pek çalışmamış, ilk defa asgari ücretli bir işe girdiğimde başımdan geçen olayı anlatıyorum. Üniversite öğrencisiyim ve bu yaz bir işe giriyim dedim. Büyük şehirlerden birindeyim. Birkaç şubesi olan bir cafe-restoranda barrista olarak İşe pazartesi başvurdum. Görüşmede patrona barrista tecrübemin olmadığını söyledim. Patron hızlıca öğrenirsin dedi. Asgari ücretin saatlik dilimine bölüp gün sonu kasadan bana saatlik maaşımın vericeğini de söyledi. SGKyı işe başladıktan daha sonra yapacağınıda dedi. Rakamları telafuz etmedik. Ben doğal olarak asgari maaşı 3224TL / 225 saat = 10TL saatlik olarak düşünülür sandım. Salı İşe başladım, bi kere öğle 12'den gece 12'ye kadar aralıksız çalışma var. Hiç bir şekilde ara yok. Bir kere yemek arası var. Yoğurtlu kuru makarnalı birşey verdiler. Onu 5 dakikalık izin süresinde hızla yerken müşteri çay bekliyor niye oyalanıyorsun diye çıkıştı. Açıklarken de susturup açıklama yapma diye azarlayıp susturdu. İlk gün gece 12 olmuş patron çıkmış bende ordaki müdüre, patron bana günlük kasadan maaşımı alabileceğimi söyledi dedim. Oda, bana kimse öyle birşey denmedi dedi. Yarın patrondan onaylayıp iki günü bir verelim dedi. Bu arada çalışırken telefona bakmak bile yasak. Barın üstünde 3 tane kamera beni izliyor. Üstümde çalışan müdür inanırmısınız bilmiyorum 12 saatlik süre içinde 1 dakika işsiz bıraktırmıyor. Patron da sürekli kamerdan izliyor heralde İşim bitirip bir kaç sefer telefona baktım diye müdürü arayıp benimle alakalı telefonla uğraşmasın diye aratmış. Öte yandan baristalığı öğrenmeye çalışıyorum ve bir garson arkadaş baristalığı öğretiyor ama müdürler falan bir yandan bok gibi davranıyorlar sana. Yani kendini epey değersiz hissediyorsun. Akşam yoğun saatlerde patronun karısı yardıma geldi yoğun saatlerde. Ertesi gün yani çarşamba yine aralıksız 12 saatlik çalışmaya başladım ve devam derken akşam saat 8'de bir 40 dakikalık acil telefonda okul ile görüşmem var dedim. Patrona açıkladım. Oda sessiz sakin bir şekilde onay verdi. Gittim geldim sonra barda benimle çalışan patronun karısı "tamam sen çıkabilirsin paydos sana" dedi bende "gerek yok çalışabilirim" dedim. Oda "sen çok yavaş kalıyorsun ben tek hallederim" dedi. Sonra patron geldi bana seni karım işten çıkardı dedi. Bende müdürden iki günlük maaşımı istedim. Oda elime 100 lira sıkıştırdı. Toplamda 12 + 8 = 20 saat it gibi çalıştırılmışım. Bana saatlik 5 liralık maaş veriyor. Patrona gittim dedim asgari ücret bu değil. Oda bu saatten sonra bana asgari maaşımı konuşucaksın diye azarlayarak benden kaçıyor. Peşinden gidip böyle davranılmayı haketmediğimi söyledim. Oda sen çok ağır kalıyorsun beceremiyorsun bu bir deneme süreciydi. Seni almıyoruz. Buda yaptığın iş kadar payına düşen dedi. (Ki deneme süreci diye birşeyin hiç bahsi geçmedi) Bende ayrıldım birşey demeden tabi kendimi bok gibi hissedek... Soruma gelicek olursak. - Orda iki garson var 17-18 yaşlarında 1-2 haftadır sgksız çalıştırılıyor. Onlarada it gibi davranıyorlar. - Yabancı bir de kaçak çalıştırılan başka bir barista var. Onada 12 saat için SGKsız 70 lira veriyorlar. - Birde kanunlarda 11 saatten fazla bir işçinin çalıştırılmasının yasak olduğunu öğrendim. Ben bu gaddarları bu sebeplerden ötürü şikayet edebilir miyim? Daha önce başınıza buna benzer bir vaka geldi mi ? ? ? ? ? ? *EDIT Kafenin ismi = Siesta Balkanpark, Bursa
Herkül’ün Megara’dan üç çocuğu olur. Hera, onu türlü oyunlarla çıldırtırken Herakles bir nöbet anında çocuklarını ve İphikles’in iki çocuğunu ateşe atarak öldürür. Bunun üzerine gönüllü olarak sürgüne gider. Sonra Delphoi bilicisine akıl danışır. Bilici ona suçlarından ve tüm günahlarından arınması ve ölümsüzlüğe ulaşması için , Miken Kralı Eurystheus’a gidip uzun bir süre onun hizmetine girmesi ve kralın her istediğini yerine getirmesi gerektiğini söyler. Eurystheus, Heraklesten 12 iş yapmasını ister, buna kaynaklarda ‘’ Herakles’in 12 görevi ’’ veya 12 işi denir. 1- Nemea Aslanı Herkles’in ilk görevi Nemea bölgesine korku saçan aslanı öldürmesi olur. Typhon ile Ekhidna’dan doğma bu canavar, Kerberos ve Sfenks ile de kardeştir. Herkül aslanla ilk karşılaştığında oklarının ve diğer silahlarının da bir işe yaramadığını anlar. Nemea Aslanı, aslında postunun delinmez olduğuna inanılan bir canavardır. Herakles canavarı topuzuyla kovalayarak köşeye sıkıştırmayı başarır ve güçlü kollarıyla sıkarak öldürür. Aslanın kendi pençeleriyle derisini yüzer ve üstüne giyer. 2- Herakles ve Hydra Ejderi’nin Öldürülmesi Herkül yaratığı öldürmeye gidince ilk ateşli oklar atarak canavarı ininden çıkarmayı başarır. Daha sonra kılıcı ve topuzuyla ona saldırır. Canavarın bir başını kestiğinde yerine iki tane baş çıktığını görür.Bu da görevi daha da zor bir hale getirir.Son çare olarak ormanı ateşe verir ve yeni çıkan kafaları da ağaçları kullanarak dağlayarak yakar. Son ölümsüz başı da büyük bir kayanın altına gömüp öldürmeyi başarır. Canavarın zehirli safrasını oklarına sürerek zehirli bir hale getirir. 3- Kyreheia Geyiği İlk iki görevini tamamlamasına sinirlenen Eurystheus, Heraklese yapamayacağını düşündüğü Kyreheia Gayiği’ni yakalama görevini verir. Altın boynuzlu, bakır ayaklı bu geyik Av tanrıçası Artemis için kutsanmıştır. Herkül eğer geyiğe zarar verirse Artemsin gazabına uğrayacağını bildiğinden onu diri yakalamak için bir yıl boyunca takip eder. Sonunda yorgun düşen geyiği nehirden geçerken hafifçe yaralar ve yakalar.Herakles dönüş yolunda Artemis ile karşılaşır ve ona durumu anlatı ve geri getireceğine dair söz verir. Geyiği Eurystheus’a götürmesinin ardından geyiği elinden kaçırmış gibi yapar bu şekilde hem görevini yerine getirmiş, hem de Artemis’e verdiği sözü tutmuş olur. 4- Ermanthos Dağındaki Yaban Domuzunun Canlı Getirilmesi Eurystheus hala hoşnut değildir. Bu sefer Arkadia’daki Erymanthos dağında yaşayan ve civardaki köyleri yakıp yıkarak büyük zararlar veren vahşi yaban domuzunun canlı yakalayıp getirilmesini ister. Herkül kısa bacakları olmasına rağmen hızlı koşan domuzun peşinden uzun bir süre koştuktan sonra yorulan hayvanı kıstırır ve bir ağla yakalayıp Eurystheus’a götütür. Hayvanı görünce korkan Eurystheus bir fıçının içine saklanır. 5- Augias’ın Ahırlarının Temizlenmesi Elis Kralı Augias’ın çok sayıda hayvanı vardı. Ahırlar yıllarca temizlenmemiş ve pislik içindeydi. Eurystheus, Herakles’ten onu küçük düşürmek için bu ahırları bir gün içinde temizlemesini ister. Herkül ahırları temizleyecektir ama karşılığında sürünün onda birini istemiştir. Kral ahırların bu kadar kısa sürede temizlenemeyeceğini düşündüğü için Herakles’in teklifini kabul eder. Herkül tanık olarak kralın oğlunu yanına alır. Uzun süreden beri birikmiş olan hayvan pisliklerini temizlemek için bir plan yapar. Ağılların duvarlarına iki delik açıp Alpheus ve Peneus ırmaklarının yataklarını değiştirerek ağıllara yönlendirir. Böylece ağıllardaki tüm gübre ve pisliği bir gün içerisinde temizlemiştir. Herkül ahırları bir gün içinde temizlemesine rağmen kral sözünü tutmaz. Herakles’te buna sinirlenip kral ve çocuklarını öldürür 6- Stymhalos Kuşları Arkhadia’da Stymphalos Gölü kıyılarında yaşayan Ares için kutsal sayılan bu kuşlar pençeli, tunçtan kanatlı ve gagalıdır. Bu kuşlar kanatlarını ok gibi kullanıp insanlara ve hayvanlara zarar verirlerdi. Zamanında bir kurt istilasından kaçarak buraya sığındığı düşünülmektedir. Herakles, gölün kenarına ulaştığında sayıları çok fazla olan kuşlar Hephaistos’un yaptığı ve Athena’nın ona armağan ettiği çıngırakla ürküterek kaçırır. Kaçan kuşların bir bölümünü de oklarıyla öldürür. 7- Girit Boğası Poseidon’un Girit Kralı Minos’a kendisine kurban etmesi için gönderdiği boğayı, Minos kurban etmek istememiştir. Poseidon öç almak için boğayı kudurtmuştur. Eurystheus, Herakles’ten bu boğayı da canlı getirmesini ister. Hayvanı önce yorup daha sonra kollarıyla kavrayarak yakalar daha sonra hayvanı sırtlanıp Eurystheus’a götürür. Eurystheus boğayı Hera için kurban etmek ister, fakat Hera bunun Herakles’e daha fazla şan ve şöhret getireceğini düşündüğünden reddeder ve boğayı serbest bıraktırır. 8- Diomedes’in Azgın Atlarının Eğitilip Getirilmesi Bir sonraki görev, Trakya kralı Diomedes’e ait dört vahşi atı ehlileştirip yakalamaktı. Kral bu atları demir zincirlerle bağlar ve masum konuklarını atlara yem ederdi. Herakles, bu işi yalnız başına yapamayacağını anlayıp, ona aşık olan erkek sevgililerinden Abderus ve birkaç arkadaşından yardım ister.Atları yakalarlar fakat yolda Diomedes’in saldırısına uğrarlar. Herakles, Diomedes ile savaşırken, atların kontrolünü Abderus’a bırakır. Herakles, Diomedes ile uğraştığı sırada kontrolden çıkan atlar, Abderus’u paramparça ederek yerler. Bunun üzerine sinirlenen Herakles, Kral Diomedes’i öldürüp, onu kendi atlarına yedirir. Karınlarını iyice doyuran hayvanlar ehlileşir. Herakles, sakinleşen atların bu durumu sayesinde kolaylıkla Eurystheus’a götürür. 9- Amazon Kraliçesi Hippolyte’nin Sihirli Kemerinin Getirilmesi Ares’in Hippolyte’ye armağan ettiği büyülü bir kemer vardı. Herakles’e 9. görev olarak Eurystheus’un kızının istediği üzerine bu kemeri alma görevi verilir. Kemeri almak için Amozonlara Hippolyte’nin yanına gidip konuşur. Herakles’ten etkilenen kadın, Herakles’in kemeri almasına izin verir.Bunun üzerine Hera ortalığı karıştırmak için, Herklesin aslında Amozonlara Hippolyte’yi kaçırmak için geldiği dedikodusunu yayar. Bunu duyan Amozonlar ona saldırırlar. Hippolyte’nin ona ihanet ettiğini zanneden Herakles ise onu öldürür. 10- Geryoneus’un Sürülerini Çalmak Okeanos Irmağı’nın bir adasında Erytheis Kralı Geryoneus, üç insan gövdesi taşıyan bir devdir. Bu devin, iki başlı köpeği Orthos’un bekçilik yaptığı dillere destan sürüleri vardı. Heraklaesin bu seferki görevi bu sürüleri Eurystheus’a getirmekti. Herakles Geryoneus’un yanına giderken güneşten o kadar kavrulur ki oklarını güneşe fırlatmaya başlar. Helios (Güneş), Herakles’in bu cesaretinden etkilenir ve ona altın bir sandal hediye eder. Herkül bu sandalla Okeanos nehrini rahatlıkla geçer. İlk Orthos ile karşılaşır, köpeği zeytin ağacından yapılma bir sopayla öldürür. Sürüsünü kurtarmak için koşarak gelen Geryoneus’u da zehirli okuyla kafasından vurarak öldürür. Dönüş yolunda Herakles’in başına bir çok aksaklıklar daha gelir. En sonunda sürüyü Eurystheus’a teslim eder ve oda sürüyü hera’ya kurban eder. 11- Batı Kızlarının (Hesperid’lerin) Altın Elmaları Hera, Zeus’la evlenirken Gaia’dan düğün hediyesi olarak bu altın elmaları almıştır. Bu elmalar dört batı kızı ve yüz başlı bir ejder olan Ladon tarafından Atlas dağının en batısındaki bir bahçede korunuyor ve saklanıyordu. Herakles’in on birinci görevi bu elmaları getirmekti. Ama Herakles bu elmaların nerede olduğunu bilmiyordu. Nereus’tan izleyeceği yeri öğrenip yola koyulur. (Başka bir deyişe göre ise Prometheus’tan öğrenmiştir) Batı kızlarının bahçesine geldiğinde orada, Dünya sırtında taşıyan Hesperid’lerin babası sayılan Atlasla karşılaşır. Herakles Atlası elmaları getirmesi konusunda ikna eder ama bir şartı vardır o dönene kadar Dünyayı Herakles’in tutmasını ister. Herakles bunu kabul eder. Atlas elmaları alıp gelir ama Özgürlük onu cezbeder ve Gök kubbeyi yeniden sırtlanmak istemez, elmaları Eurystheus’a kendi götürmeyi teklif eder. Herkül bu teklifi kabul etmiş gibi görünür, Atlastan bu pozisyonda rahat etmediğini bir destek almak için bir dakikalık tutmasını ister. Atlas Gök Kubbeyi yeniden sırtlanıncada elmaları alıp oradan kaçar. Elmaları alan Eurystheus elmalar ile ne yapacağını bilemeyip onları geri Herakles’e verir, Herakles’te bu elmaları Athena’ya adar. Ahtena da bu elmaları Batı kızlarının bahçesine geri götürür. 12Kerberos’un Ölüler Ülkesinden Çıkarılması Herakles’in son görevi ise cehennemin üç başlı köpeği Kerberos’u yeryüzüne çıkarmasıdır. Herakles Ölüler ülkesine inip Hades ve karısı Persephone’dan kerberos’u götürmek için izin ister. Hades, Herakles’in teklifini alaycı bir şekilde kabul edip hiçbir silah kullanmamasını şart koşar. Herkül köpeğe usulca yaklaşır ve kollarıyla boynunu kavrar. Köpek ne kadar kurtulmaya çalışsa da en sonunda teslim olur. Köpeği yeryüzüne çıkararak Eurystheus’a teslim eden Herakles 12. görevi de böylece tamamlamış olur. Herakles, Eurystheus’un verdiği görevleri bitirdikten sonra Thebai’ye döner fakat Heraklesin maceraları daha bitmemiştir. Eski Karısı Megara’yı arkadaşı İolaos’a verir. Oikhalia kralı Eurystos bir yarışma düzenler, düzenlediği yarışmanın kazananına kızını verecektir.Herkül düzenlenen ok atma yarışını kazanır fakat, kral verdiği sözü tutmaz ve kızı güzel İole’yi Herakles’e vermez. Çünkü Herakles‘in deliliği daha hafızalardan silinmemiştir. Nitekim çok geçmeden Herkül ikinci bir delilik nöbeti geçirir ve Eurytos’un oğlu İphitos’u şehir surlarından atarak öldürür. Bu suçundan da arınmak ister fakat kimse onu kabul etmez. Yine Delphoi bilicisinin yanına gider fakat oda Herakles’in sorularına cevap vermez. Bu duruma çok sinirlenen Herkül, kutsal sacayağı alıp gider ve bir binicilik merkezi kurmak ister ama Apollon buna karşı çıkar. Aralarında çıkan kavga Apollon’un yıldırımıyla sona erer. Bilici en sonunda Herkül ile konuşmaya karar verir. Herkül’ün iyileşmesi ve günahlarından arınması için köle olarak satılması gerekmektedir. Akheloos ve Herakles Efendisine 3 yıl boyunca hizmet etmesi ve kazandığı bütün parayı İphitos’un ölümüne karşılık olarak Eurytos’a vermesi gerektiğini söyler. Herakles’i köle olarak Lydia Kraliçesi dul Omphale satın alır. İyileşen ve özgürlüğüne kavuşan Herkül Kalydon’a gidip Deianeria ile evlenir. Fakat Irmak Tanrısı Akheloos’da Deianeira’ya aşıktır ve onunla dövüşmek zorunda kalır. Akheloos, boğa kılığına girip Herakles’e saldırır. Herakles onun bir boynuzunu koparıp yener. Daha sonra karısı Deianeira’yı yanına alarak gider. Güney Teselya’da bir nehir kıyısında at adam Nessos’la karşılaşır. Nehri geçmek için Nessos’un yardımına ihtiyaçları vardır. Neossos, Deianeira’yı karşıya geçirirken ona sahip olmaya çalışır, bunun üzerine Herakles onu zehirli bir okla vurur.
Adım Yoshikage Kira. 33 yaşındayım. Evim Morioh'nun kuzeybatı yönünde, diğer bütün villaların olduğu yerde ve evli değilim. Kame Yu departmanlı mağazasında eleman pozisyonunda çalışıyorum ve eve hergün en geç saat akşam sekizde varıyorum. Sigara içmiyorum ama ara sıra içki içiyorum. Saat 11 civarı yatakta olurum ve ne olursa olsun sekiz saat uyudugumdan emin olurum. Bir bardak ılık süt içtikten ve 20 dakikalık esneme hareketlerinden sonra genelde sabaha kadar hiç sorun olmadan uyurum. Tıpkı bir bebek gibi, hiçbir yorgunluk veya stres belirtisi olmadan sabah uyanırım. En son ki muayenemde bir sorun olmadığı söylendi. Sana sessiz sakin bir hayat yaşamak istediğimi açıklamaya çalışıyorum. Başımı düşmanlarla belaya sokmamaya çalışıyorum. bilirsin işte, kazanmak veya kaybetmek gibi şeyler. Bu, geceleri uykumun kaçmasına sebep olur. Ben toplumla böyle baş ediyorum ve beni ne mutlu eder iyi de bilirim. Fakat savaşacak olsaydım kimseye de kaybetmezdim.
İnsanların "aşırı üremesi" konusunda oldukça fazla fikir var. Peki bunlar ne kadar gerçekliğe dayanıyor? Nereye kadar üreyeceğiz ve bunun sebepleri neler? Bu konuları araştırmış olan Hans Rosling'in 10 dakikalık TED konuşması bu konuda oldukça bilgilendirici. ted.com/talks/hans_rosling_on_global_population_growth Sağ altta bulunan altyazı seçeneklerinden Türkçe'yi seçebilirsiniz.
İki genç kız, birbirleriyle konuşmadan önlerindeki yemeğe konsantre olmuşlardı. Bulundukları oda oldukça dağınıktı. Yerdeki giysiler, koltukların üzerindeki yiyecek artıkları, günlerdir temizlenmediği için ağzına kadar dolmuş küllük ve ucuz bir elektrikli ısıtıcı buranın bir öğrenci evi olduğunu gösteriyordu. Saçları kirpi gibi olanın son lokması bitince tekrar çenesi açıldı: “Peki niye seni istiyolarmış? Bebek bakıcılığını liseli hatunlar yapmaz mı?” “Tanıdığımın tanıdığı. Beni biliyorlar.” “İki çocuğu sana teslim ettiklerine göre her şeyi bilmiyolar heralde.” Saçları uzun olan genç kız, parlak yeşil gözleriyle kirpi olana nefret dolu bir bakış attı. Çatalı tabağa fırlatıp sofradan kalktı. “Para lazım tamam mı? Hoşuma mı gidiyo sanıyosun?” Çatalın çıkardığı sesten irkilen kirpi cevap veremedi. Akşamüstü beşte telefon çaldığında uzun saçlı kız okuldan yeni gelmişti. Üstünde sütyen, altında kot pantolonla telefonu yakaladı. Arayan, gideceği evin sahibesiydi: “Adım Şenay” diye devam etti. “Akşam dokuzda evinizdeyim. Yo, sorun olmaz. Mavişehir’i biliyorum.” Kirpi arkadaşıyla kaba bir üslup ve ses tonuyla konuşmuş olan Şenay, telefondaki hanıma karşı gayet nazik ve yumuşaktı. Ama bu yapmacık bir nezaket değildi. Tedaviden sonra ilk defa çalışacağı için oldukça duyguluydu, bu duygu yoğunluğu konuşmasına yansımıştı. Otobüsten indiğinde saat sekiz buçuğu biraz geçiyordu. Gece olmamakla birlikte hava yeterince kararmıştı. Bir daire oluşturmuş birkaç gökdelenin bulunduğu bir siteye girdi. Etraf karanlık olduğu için gideceği apartmanın yerini birkaç dükkana girerek ancak bulabildi. Elindeki adres kağıdına baka baka apartmana geldi. Daire sekizin ziline bastı. Diafondaki kadına kendini tanıtıp içeri girdi. Kapıyı çalmadan önce kirpi arkadaşıyla yaptığı son konuşması aklına geldi. Dışarı çıkmak için ayakkabılarını giyerken “Psst, Şenay!” sesini duymuştu. “Kızmadın di mi?” “Ne kızcam lan? Aslında evet kızdım da salla boşver.” Kapıdan çıkarken de kolunu tutmuştu: “Bol şans, sıç hepsinin ağzına.” “Ne sıççam ya hiç uğraşamam. Yine de sağol.” Şenay cesaretini toplayıp kapıyı çaldı. Kapı tahmin ettiği gibi süslü bir kokona tarafından açıldı. Kadının suratından önce istemeden içeriye göz attı. İçerisi de tahmin ettiği gibi oldukça lükstü. “Merhaba” dedi Şenay. “Ne yapıyorsun?” diye cevap verdi kadın. “Eee... Ayakkabılarımı çıkarıyorum.” “Ayakkabı dışarda mı çıkar?” “Çıkmaz mı?” “Ne komik şeysin sen. Geç bakayım içeri.” Her an bir mayına basabilirmiş gibi dikkatli adımlarla holden salona geçti. Önünde eskortluk yapan kokonayı evin hizmetçisi sanmıştı ama kadın “İşte çocuklarım” diye söze başlayınca yanıldığının farkına vardı. Zaten evin bir hizmetçisi olsaydı çocukları ona bırakırlardı. Böyle lüks bir evde hizmetçi olmaması da ayrıca garipti. Belki de evde bir yabancının olmasından hoşlanmıyorlardı ama o zaman çocukları bakıcıya bırakmazlardı. Sıkıntıdan ellerini ceketinin cebine soktuğunda eline bir kart geldi. Kartı okuyunca, onun oraya kirpi arkadaşı tarafından çaktırmadan konduğunun farkına vardı. “Şenay” demişti arkadaşı. “Şenay, bak bunlar ufak paralar. Çalış çalış bi yere kadar. Bunun yol parası var bilmemnesi var.” “Ben kendimi satmam tamam mı?” diye çıkışmıştı. Tam gidecekken son bir hamleyle omzundan yakalamıştı arkadaşı Şenay’ı: “Bak, adam üç milyar saydı tek böbreğime. Üç milyar lan. Dört senenin harç parası. Yediğime içtiğime dikkat edicem o kadar. Havadan üç milyar geldi. Sen de yapsan şu işi, bi sene kira derdi çekmeyiz valla.” “Beyin de alıyolar mı? Seninkini satarız, sahibinden az kullanılmış...” “Duydun mu?” dedi kokona. Şenay şimdiki zamana döndü. Kartı cebine geri soktu. “Çocuklar on buçukta yatacak?” “Çocuklar on buçukta yatacak” diye tekrarladı kokona. “Birazdan yemeklerini yedir, üstüne derin dondurucudaki dondurmadan ver. Sadece bir bardak. Etrafı dağıtmasınlar, uslu uslu otursunlar. Ödevlerini yaptıklarından emin ol. Başlarından da sakın ayrılma.” Şenay kafasını çevirip ilk defa çocuklara baktı. İki kişiydiler. Erkek olan on yaşlarındaydı. Şirin gözüksün diye saçları hamam tası şeklinde traş edilmişti. Amerikan dizilerindeki küçük ama haylaz çocuk tipine benzetilmeye çalışılmıştı, ama koyu kahverengi gözleri ve gülümsediği zaman eksik dişleri görünen itici suratıyla altın semerli bir fareyi (?) andırıyordu. Ablasının da ondan geri kalır yanı yoktu. Pamuk Prenses’e benzetilmek için üzerinde saatlerce uğraşıldığı belliydi ama en fazla elyaf veya orlon prenses olabilirdi. Cimcime ünvanı verilen, yaşıtı olan erkekleri her fırsatta yalan, iftira ve kaba kuvvetle ezmeye çalışan ve yaptıkları büyükler tarafından “Bak sen cimcimeye” diye teşvik edilen kız çocukları aklına geldi. O an evden çıkıp gitmek istedi. Keşke gitseydi... “Annecim?” dedi cimcime. “Bu büyüüük?” “Aceleye geldi naapalım? Liseli bakıcımız kalmadı. Bu Şenay.” Liseli bakıcımız kalmadı? Neden her şey bu kadar zor olmak zorundaydı? Tek istediği evde birkaç saat kalıp, parasını alıp gitmekti. Ama anlaşılan karşısında Ayşecik, Ömercik, Cimcimecik, Orospu Evladıcık türünden afacanlar vardı. Yine de kararlıydı. Planını şimdiden belirlemişti. “Sen Gülşah olmalısın” dedi Şenay, sonra erkeğe döndü: “Sen de Sezer.” “Hayır ben Gülşah’ım o Sezer” dedi Sezer. Sesi ablasından daha inceydi. İkisi birden kahkahayla güldüler. Şenay da zorlama bir gülümsemeyle karşılık verdi. Sonra anneye döndü: “Liseli bakıcınız niye kalmadı?” “Hepsini yediler.” Salonda kısa bir sessizlik oldu. Sonra anne ve çocuklar tekrar gülüşmeye başladılar. İçlerinde kulağını en çok tırmalayan Sezer’in o tiz sesiyle çıkardığı sözde kahkahalar oldu. Şenay biraz önceki gülümsemesinin bir kopyasını yaptı ve anneye kapıya kadar eşlik etti. Anne kapının eşiğinde durup “Çocuklara iyi bak, bir dediklerini iki etme tamam mı?” diye imkansıza yakın bir emir verirken tuvaletten baba çıktı. Şenay’ın dikkatini çeken ilk özelliği haram göbeği ve kel kafası oldu. Mutlaka bir BMW’si olmalıydı. Park yerinde yanından geçtiği son model arabaları tek tek aklına getirdi. Acaba hangisi onundu? “Meraba hanımefendi” dedi kapının eşiğinde ayakkabılarını giyerken. “Bunlara bakıcı dayanmıyor biliyo musun? Ama şimdiden söyliyim. Eğer ikinci kez gelirsen sana bu gece aldığın ücretin iki katını veririm.” “Merak etmeyin, ben dayanıklıyım. Ötekilere benzemem.” Arkasında bir fısıltı duydu. Gülşah’la Sezer bütün konuşmaları dinlemişlerdi. Bir dediklerini iki etme bölümü dahil. Şenay yeterince soru soramadan kaçınılmaz son geldi. Anne ve baba evden ayrılmışlardı. Çocuklar sorun çıkarmasın diye hemen önceden planladığı konuşmasını yaptı. Diğer ‘dadı’lardan farklı olduğunu, çocukların düşmanı olmadığını belirtmek istiyordu: “Selam, anneniz saat on buçukta uyuyun, ödevleri yapın falan dedi ya. Ben size öyle kurallar koymuyorum. İstediğiniz kadar oyun oynayın, televizyon melevizyon seyredin. İstediğiniz zamanda da yatın. Çok gürültü yapmayın yeter. Anlaştık mı?” Sorusunun cevabını dinlemesine bile gerek yoktu, ama kulağına beklemediği bir söz geldi: “Anlaşmadık” dedi Gülşah’ın sesi. Şenay yüzünü ona çevirdi ama bir şey söylemedi, Gülşah’ın gerekçesini dinlemek istiyordu. “Annemi duydun. Bizi on buçukta yatırmak zorundasın. Ödevlerimizi yaptırmak zorundasın. Annemin söylediği her şeyi yapmak zorundasın, yoksa para yok.” Para derken eliyle para sayma hareketi yaptı. Şenay’ın gülümseyen, nazik suratı kayboldu. Daha ilk dakikadan kontrolü kaybetmişti. Uzlaşmacı tavrını sürdürdü: “Peki, nasıl isterseniz. Birazdan akşam yemeğini yeriz. On buçukta da yatarsınız.” Saat dokuzu on geçiyordu. Seksen dakikalık iş için ücret almak karlı olabilirdi. Her şeyin yolunda gitmesi için dua etti. Karşısında kendinden çok daha güçsüz iki çocuk vardı, en çok da bundan korkuyordu. Çocuklar da bu korkuyu hissetmişlerdi... Şenay salona girdiğinde çocuklar televizyonda, ünlü bir popçunun reklamlardan sonra açıklayacağı yeni sevgilisinin tanıtıldığı paparazzi programlarından birini seyrediyorlardı. Mutfağın ışığı açıktı. “Yemeğinizi ısıttım” dedi Şenay. “Gelemeyiz. Televizyon izliyoruz.” “Ama şimdi yemezseniz saat on buçuka yatakta olamazsınız.” “Evet, sen de paranı alamazsın.” “Bana yardımcı olmak istemiyor musunuz? İşimi yapmam lazım. Sonra on buçuğa kadar hem dondurma yersiniz hem de televizyon...” “Parayı alacak sensin. Senin işini niye biz yapalım?” Bu sefer konuşan Sezer’di. “Evet, o para lazım bana. Okula gidiyorum, ailem İstanbul’da. Okumak için para laz......” “Allah versin” diye sözünü kesti Sezer. Gülşah ekledi: “Çık sokağa orda dilen.” Şenay sustu, dişlerini sıktı. Gözlerini hafif kıstı. Sesini yükseltmemeye çalışarak: “Yemeği buraya getireyim o zaman” dedi. “Öffff... Naaparsan yap.” Saat dokuz buçukta Şenay elinde tepsiyle salona girdiğinde yüzünde artık gülümseme yoktu. “Şuraya bırak” dedi Gülşah gözlerini televizyondan ayırmadan. Şenay içinden “Beni sinirlendiremezsiniz” diye tekrarlıyordu. Şenay’ı tanıyan çoğu insan onun inanılmaz sakin ve sabırlı biri olduğunu, karıncayı bile incitmeyeceğini söylerdi. Evdeki karasinekleri bile öldürmeden yakalayıp evin dışına atmaya çalışırdı. Eğer dünyada bu çocuklarla baş edebilecek tek bir kişi varsa o da Şenay olmalıydı. Tepsiler çocukların önündeydi ama televizyona bakmaktan yemekle ilgilenmiyorlardı. Şenay salondaki yemek masasının sandalyelerinden bir tanesini çekti ve yüzü koltuktaki çocuklara dönük şekilde oturdu. Onları gözleriyle rahatsız edip yemeklerini yedirmeye çalışıyordu. On beş dakika hiç bir tepki gelmedikten sonra konuşmaya karar verdi: “Yemeklerinizi yesenize.” Akşam yemeğini yarım saat geciktirmiş olan çocuklar açlıktan ölüyor olmalıydılar. Kızarmış patates ve köftenin kokusu Şenay’ı bile tekrar acıktırmıştı. Çocuklar eğer gerçekten çocuk olsaydılar karınlarının acıktığını farkedip yemeğe saldırmaları gerekirdi, ama onların bu umursamazlıkları sanki kasıtlıydı. Şenay bileğine baktı, saat on olmuştu. “Program bitince yersiniz. İstediğiniz saatte de yatarsınız. Olmaz mı?” İkisinden de cevap gelmedi. Sabırla cevap vermelerini bekledi ama oralı bile olmadılar. “Tamam o zaman anlaştık, ben şu masada ders çalışıyorum. Yemeğinizi yer, yatarsınız.” “Hayır.” Sezer gözlerini televizyondan ayırmadan cevap vermişti. “Yemeğimizi yedirmek ve bizi on buçukta yatırmak zorundasın. Tabi eğer paranı istiyosan.” “Ama siz kocaman çocuklarsınız. Kendi kararlarınızı veremez misiniz?” “Biz televizyon seyretmeye karar verdik.” Sezer’in lafını ablası tamamladı: “Yemeğimizi yediremiyorsan o senin sorunun.” Şenay sandalyeden kalktı. İki çocuk da, bu hareketten irkilmiş olmasına rağmen aralarında anlaşmış gibi umursamaz tavırlarını sürdürdüler. Kendisine daha yakın olan Gülşah’ın tepsisindeki çatalı aldı ve köfteye batırdı: “Ne yapmamı istiyorsunuz anlamıyorum ki.” Köfteyi kızın ağzına götürdü: “Ben mi yedireyim size?” Gülşah “Git başımdan be” diyip kafasını çevirmeden Şenay’ın elindeki çatala elinin tersiyle bir tokat attı. Bu tepkiyi beklemeyen Şenay çatalı yere düşürdü. Yerdeki çatalı almadan önce kafasını televizyona çevirdi. Televizyonda reklamlar vardı. Yerden çatalı aldı ve bir kez üfledikten sonra çatalı Gülşah’ın ağzına zorla sokmaya çalıştı: “Zorla mı yedirmemi istiyorsunuz?” Bu zorba hareketine karşın sesi oldukça yumuşak ve sakindi. Gülşah’ın ağzını açması için burnunu sıktı: “Aç bakalııım.” Gülşah’ın ilk defa televizyon üzerinde yoğunlaşmış dikkati dağılmıştı. Yüzünü ekşitip Şenay’a çevirdi, iki eliyle çatal tutan eli yakaladı ve avazı çıktığı kadar “İmdaaaat!” diye bağırmaya başladı. Olayı dışarıdan biri seyrediyor olsaydı, sapık bir katilin kızı bıçaklamaya çalışırken kızın canını kurtarmak için çırpındığını düşünürdü. Çığlığı komşuların duymasından korkan Şenay çatalı geri çekip bu sefer de Gülşah’ın ağzını kapamaya çalıştı. Aynı anda Sezer yerinden fırlayıp tek eliyle zar zor kaldırdığı kalın cam küllüğü Şenay’ın beline indirdi. Tüm olay esnasında sesini yükseltmemiş olan Şenay, telaşlı ama yumuşak ve kısık sesiyle “Dur. Şşş, sakin ol. Saçmalama” diyerek Gülşah’ı yatıştırmaya çalışırken beline yediği kültablasının ardından ilk defa “Ananıs kiyim!” cümlesiyle sesini yükseltmiş oldu. Arkasına dönüp bu sefer de Sezer’in küllüğü tekrar indirmeye çalışan elini tutmak isterken, Gülşah kontrolden çıkıp sadece korku filmlerinde duyulabilecek yapay çığlıklar atmaya başladı. Çığlıkların yapay olduğu besbelliydi, çünkü hiç kimse bu kadar acı bir çığlığı bu kadar uzun süre çıkaracak kadar ızdırap çekip hayatta kalamazdı. Paniğe kapılan Şenay iki eliyle küllüğü tutup bütün gücüyle kendine çekti. Sezer ellerini ovuşturdu: “Canımı acıttın hayvan!” Şenay hala daha ortamı yumuşatmaya çalışıyordu. Küllüğü yerine koyup Sezer’in eline bakmak istedi: “Hani bakayım neresi acımış.” “Sktir lan!” diye elini hızla geri çekti Sezer: “Öyle götünü yiyim ayağıyla kurtulamassın, anneme söylicem seni.” Nefesi kesilen Gülşah kendi kendine sustu. “Ne istiyosunuz, istediğinizi söyleyin o zaman.” Şenay sözünü bitiremeden kapı çaldı. Birileri çığlıkları duymuş olmalıydı. “Şimdi sıçtık” diye geçirdi içinden. Yavaşça kapıya gitti. Delikten baktı. Kelli felli bir adam vardı kapının dışında. Kapının kolunu tuttu, sonra çocuklara döndü, “Size para veririm” diyip kapıyı açtı. “Buyrun” denmeyi beklemeden direkt içeri daldı kapıdaki adam. “Nerde çocuklar?” diye etrafa bakınırken çocukları televizyonun karşısındaki koltukta yemek yerken buldu. Şenay rahat bir nefes aldı: “Kusura bakmayın. Çocuklar televizyonun sesini fazla açmışlar.” Göbeği atletinin altından sarkan bu ‘V’ kaşlı adamın karizmasına güvenip uzaktan kumandayı eline aldı: “Zaten de yatıyorlardı.” Televizyonu kapattı. Bakıcının çocuklara zarar verdiğini düşündüğü için eve girmiş olan atletli adam kendinden utandı ama bozuntuya vermemeye çalıştı: “Olmaz ki ama, hastası var şeysi var...” Binbir özürle adamı postaladıktan sonra çocuklara baktı Şenay. Çocukların ikisi de atletli adam başlarında bekliyormuş gibi yemeklerini yemeye devam ediyorlardı. Tek fark, televizyon tekrar açılmıştı. “Ne kadar istiyosunuz?” Şenay, sorusuna bir süre yanıt alamadı çünkü çocuklar yemeklerini hızla bitirmekle meşguldüler. Bir süre sonra Sezer, iki lokmasının arasında “fifti fifti” dedi. “Ne?” “Fifti fifti.” “Ne fifti fifti?” “Alacağın paranın yarısı.” Şenay aslında başta anlamıştı ama anlamak istememişti. “Alacağım paranın yarısını veremem tamam mı? İnsaf edin biraz, o kadar para bu işe değer mi?” “Öteki türlü hiç alamazsın” dedi Gülşah, genç kız taklidi yapan çocuk sesiyle. “Şimdi en azından yol paranı çıkarırsın, hem de sürümden kazanırsın.” Sezer sözü ablasından aldı: “Babamın dediğini unutma, ikinci seferde iki kat ücret.” Yol parasını çıkarmak? Sürümden kazanmak? Bu çocuklar nasıl eğitilmişlerdi? Şerefsiz olmayı kim öğretmişti onlara bu yaşta? “Yüzde otuz” dedi. “Ya fifti fifti, ya sıfır.” bu sefer Sezer’in sözünü Gülşah tamamladı: “Pazarlık yapacak durumda değilsin.” Şenay’ın yüzde otuz denemesi de başarısız olduğuna göre kararını açıklayabilirdi: “Kabul, alacağım paranın yarısı.” “Şimdi vereceksin.” “Ne?” “Bizi salak mı sandın? Parayı şimdi vereceksin, sonra da ücretini alıp gideceksin.” Sezer konuşurken Şenay yerdeki halının desenini inceliyordu. Kapana kısılmıştı. Aklına bir çözüm gelmiyordu. En azından işini hakkıyla yaptığını gösterip tekrar çağrılabilir, ikinci gelişinde de iki kat ücret alıp zararı sıfırlayabilirdi. Cüzdanından beş tane banknot çıkarıp Sezer’e uzattı. “Ellerim yağlı, masanın üstüne bırak.” Çocuklar çok geçmeden yemeklerini bitirmişlerdi. Şenay kolundaki saati unutup arkasına döndü ve duvara baktı. On buçuğa on dakika vardı. “Tamam mı?” diye heyecanla sordu. Tamam olduğuna inanamıyordu. “Dondurmayı unuttun galiba” dedi Gülşah. “Çocuklara yemekten sonra bir bardak dondurma.” Şenay bir ara durakladı: “Yiyeceksiniz di mi?” “Tabi tabi” dedi Sezer elindeki paralara incelerken. “Hangi çocuk dondurmayı sevmez ki?” “Bu arada ben sizin izninizi on bire uzatıyorum. Ne dersiniz?” “Şımarma hemen, kurallara hala uymak zorundasın.” “Ama yetişme...” “Konuşçaana gitseydin yetişirdi. Hadi hadi hadi...” Şenay içinden lanet okuyarak mutfağa gitti. Derin dondurucudan aceleyle dondurma kabını çıkardı. İki bardak aldı. İki kaşık aldı. Dondurma kabının kapağını açtı. Ama kap boştu. “Üzgünüm çocuklar, kap boş” dedi Şenay salona girerken. “Bugün de dondurmasız yatacaksınız anlaşılan.” “Dondurma olup olmaması umrumda değil. Bize dondurma vermek zorundasın.” Şenay’ın duyduğu kız sesini ondan daha ince olan erkek sesi takip etti: “Biz sana yardımcı olmaya çalıştıkça sen işi yokuşa sürüyosun.” Şenay iki çocuğun da bir süre gözlerini süzdü. İkisinde de aynı korkutucu ciddi bakış vardı. “Asıl ben size yardım etmeye çalıştıkça siz şımarıyosunuz. Size ücretimin yarısını verdim, doymadınız mı? Benim patronum anneniz, siz değil. Şimdi arıcam onu.” Şenay konuşurken bir yandan da telefona ilerliyordu. Ahizeyi kaldırdı, tam tuşlara basacaktı ki Sezer koşarak gelip ahize yuvasındaki düğmeye bastı. Çevir sesi gitti. “Beleşçiye bak sen! Arıycaksan git kendi telefonundan ara.” Şenay, karakteri gereği çocukların her bağırışından sonra biraz daha siniyor, sesi biraz daha kısılıyor, atmosfere girmiş bir göktaşı gibi aşınarak küçülüyordu. Hiç cevap vermeden ahizeyi yerine koydu ve anneyi kendi cep telefonundan aradı. “Pardon, şey, rahatsız ettim. Evde dondurma kalmamış, acaba bu gecelik yemeseler...” cümlesini bitiremeden gözlerini sıkıca kapadı. Duyduklarının hoşuna gitmediği kesindi. “Ama saat?... Peki efendim.” Cep telefonunun kapatma tuşuna basıp saatine baktı: “Hassik... Lanet olsun” Işık hızıyla ayakkabılarını ayağına geçirip asansörle zemin kata indi. Apartmana girerken gözüne çarpan ama dikkat etmediği marketteki dondurma kabı aklına geldi. Apartman kapısından çıkınca hemen sağa dönüp dondurmacıdan kendi parasıyla koca bir kap dondurma aldı. *** Sokak kapısı aceleyle açıldı. Şenay dışarıda çıkarmış olduğu ayakkabılarını orada bıraktı ve içeri dalıp mutfağa gitti. Bir dakikadan kısa bir süre sonra üstünde iki bardak dondurma ve iki kaşık olan bir tepsiyle salonda, çocukların huzurundaydı. Ama yine bir şeyler ters gidiyordu. Çocuklar, bir tepsiye, bir Şenay’a bakıyorlardı. Sadist veletlerin tepki vermediğini gören Şenay tepsiyi masanın üzerine bıraktı: “E hadi, yiyin?” Sezer sonunda ağzını açtı: “Şenay’dı di mi?” Fakir ama gururlu genci odasından atacak olan patron edasıyla gözlerini Şenay’ın üzerine dikti. “Gene ne var ya?” Gülşah, ciddi suratındaki gözlerini hafifçe kıstı: “Çok üzgünüz.” Konuşurken kafasını sağa sola sallıyordu. Sezer Gülşah’a ekledi: “Kaybettin.” Gülşah Sezer’e ekledi: “Çok da yaklaşmıştın.” Kardeşler daha önceden hazırlanmış gibi devamlı birbirlerinin sözlerini tamamlıyorlardı. Bir süre sessizlik oldu, sonra Sezer tekrar konuştu: “Neyse, canın sağolsun.” “Neyi kaybettim gene?!” Saatine baktı, on buçuğa bir vardı: “Hile yapmayın, zamanında geldim işte!” “Sorun o değil” diye devam etti Sezer, sözü ablasına bırakarak. “Annem ne demişti? Asla çocukların başından ayrılma. Sen bizim başımızdan ayrıldın.” “Sepet sarkıtman lazımdı. Bunu düşünemeyecek kadar aptal olduğunu bilmiyorduk.” Gülşah telefona yöneldi: “Bakıcılar neden bir bir gidiyorlar sanıyordun?” Yeri seyreden Şenay’ın sesi ölmek üzereydi: “Ben onları yediğinizi düşünmüştüm.” Gülşah telefona ulaşamadan, Sezer de olduğu yerden katıla katıla gülmeye başladılar. Gülşah yere oturup katılmaya orada devam etti. Sezer, sinir bozucu tizlikteki kahkahalarının arasında Şenay’a laf yetiştirmeye çalışıyordu: “Para için sağol. Birkaç bakıcı sonra kendime yeni bi pley steyşın alabilicem.” “Aslında doğru” dedi Gülşah. “Yiyoruz da denebilir.” Çocukların kahkaha sesleri Şenay’ın kafasında gittikçe yükseliyordu. Şenay, onları duymamak için elleriyle kulaklarını kapamaya çalışıyordu ama bu hareket kahkahaların sesini kısmıyor, sadece boğuklaştırıyordu. Salondaki her şey gittikçe kırmızılaşıyordu, bir süre sonra çocuklar hariç odadaki hiçbir şeyi ayırt edemez oldu. Sezer, elindeki paraları sayıyordu. Birden sinirlendi, eline bakarak bir şeyler söyledi. Sonra iki eli hala kulaklarında olan Şenay’ın yanına gidip aynı sinirli suratla tekrar konuştu. Şenay gözlerini sıkı sıkı kapattı. Dişlerini sıkmaktan kıracaktı. Sezer elindeki parayı göstererek Şenay’ı devamlı dürtüyordu. Gülşah’ın gülme faslı hala bitmemişti. Derinlerden Sezer’in sesi geldi: “Heeey, sağır mısın? Sana söylüyorum!” Şenay’ın gözlerini açması için bir tokat attı. Şenay gözlerini açtı... *** Saat ikiye beş kala evin kapısı anahtarla açıldı. İçeri giren baba, Şenay’ı salonda kitapları çantasına yerleştirirken gördü. “İyi akşamlar” dedi Şenay, sonra duvar saatine bakıp gülümsedi: “Beş dakka erken geldiniz.” “Trafik” dedi anne. Şenay tekrar gülümsedi. “Çocuklar nerde?” diye sordu anne merakla. Çocukların bu saatte yatmış olacaklarına ihtimal vermiyordu, kendi koyduğu kurala rağmen. Şenay’ın yüzünde sinsi bir gülümseme vardı: “Çocuklar odalarında.” Anne odaya doğru yürürken baba Şenay’ın yolunu kesti: “Eee naaptın? Dondurma yedirdin mi çocuklara?” “Evet efendim.” “Nerden aldın dondurmayı?” Şenay’ın sesi titriyordu: “Aşağıdaki marketten.” “Aşağı mı...” Babanın sözünü annenin odadan gelen bağırışı (“Aman tanrım!”) kesti. Baba ve Şenay aynı anda koridora baktılar. Anne odadan dışarı çıktı: “Bunu nasıl yapabildin?” dedi. “Kolay olmadı” diye cevapladı Şenay alnındaki teri silerek. “Ne oldu, fena bişey mi olmuş?” dedi baba telaşla, sözünü bitirmeden odaya girdi. “Ben öteki bakıcılara benzemem demiştim” dedi Şenay anneye bakarak. O sırada çocukların odasından “OHA!” sesi geldi. Baba odaya girdiğinde çocukları yataklarında birbirine sarılmış, mışıl mışıl uyurken bulmuştu. Önceki bakıcılardan hiçbiri bunu başaramamıştı. Hem de Cuma gecesi, ertesi gün okul yokken. “Nası becerdin kız bunu?” Şenay gururlu bir sesle: “Onların dilinden anlamak lazım” dedi. “Para her kapıyı açar, he he he. Bana biraz pahalıya patladı ama... ikinci gelişimde zararı sıfırlarız.” Baba, Şenay’ın cümlesini bitirmesine izin vermedi: “Hah. Ben de onu konuşacaktım çocuğum. Sen dondurmaları nasıl almıştın bakayım?” “Baya... Aşağı indim aldım.” “Demek aşağı indin ha?” “Evet.” Anne aniden söze girdi: “Ben sana çocukları yalnız bırakmayacaksın demedim mi? Ha? Ya başlarına bişey gelseydi? Ya canları acısaydı? Ne sorumsuz bir insansın sen?” Gözleri doldu, sesi ağlayan kedilere benziyordu. Şenay şaşkın gözlerle: “Nasıl alacaktım ki?” dedi. “Sepetle tabi. Bu kadarcık şeyi düşünemiycek kadar aptal mısın?” Anne gözyaşlarının arasından hala laf yetiştirmeye çalışıyordu: “Seni mahkemeye vericem! Sürüm sürüm süründürücem!” Şefkatli baba anneyi kollarına aldı, sırtını sıvazlayarak onu teselli etti: “Tamam karıcım, yok bişey, geçti.” Sonra kafasını Şenay’a çevirdi: “Sen de çabuk defol burdan gözüm görmesin seni.” Şenay, bütün hakaretlere rağmen amacından sapmamaya çalışıyordu: “Şey, tamam da, para konusu...” “Sen ne küstah şeysin be? Defol git polisi çağırıcam!” Dişlerini hafifçe sıktı, sonra yere bakarak sakinleştirilmeye çalışılan sesiyle: “Peki” dedi. “Canınız sağolsun.” Çantasını omzuna takıp gitti. Sokak kapısı Şenay tarafından yavaşça kapatıldıktan sonra anne de baba da derin bir nefes aldı. Sonra alınan derin nefesler geri verilirken sadist kahkahalara dönüştü. “Bu seferki üniversiteli çıkınca tırstım biraz” dedi anne. “Hem çocukları falan da uyutmuş. Her şey yerli yerinde. Bu kadar zorlayanını görmedim. Şu dondurma numarası da olmasa...” “Anlaşılan çocuklar şanslarını baya zorlamış.” Baba gönül rahatlığıyla kravatını çıkarıp vestiyere astı. “Ama iyi yolmuşlar. Baksana para her kapıyı açar falan diyo. Bi kaç bakıcı sonra yeni bi bisiklet bile alabilirler.” Anne eteğini çıkartıp selülitli vücuduyla yatak odasına ağır ağır gitti: “Ama en güzel parkçıyı yolduk bugün.” Hayatları dolandırıcılık olan anne ve baba bir süre daha konuştular. Sonra konuşmalar azaldı. Yatak odasının ışığı söndü. Konuşmalar kesildi. Şenay apartmanın dışında yürürken cep telefonu kulağındaydı: “Alo...” Ertesi sabah anne ve baba haftasonu münasebetiyle kahvaltıda omlet yiyorlardı. “Dün gece çocuk gidince gardrobumu kontrol ettim. Bir gömlek eksik. Eğer o karı aldıysa, mahkeme...” Anne cevap veremeden telefon çaldı. Telefonlara normalde evin halkla ilişkiler müdürü olan anne bakardı ama bu sefer telefona çok uzaktı. “Serap Hanım’ın evi mi?” “Evet...?” “Merhaba, ben Şenay’ın ev arkadaşı.” “Şenay mı? Dün bakıcılık yapan kız mı?” “Hı hı, evet. Şey, bişey sorcaktım da rahatsız etmiyorsam. Acil bi konu.” “Lütfen kısa olsun.” “Şenay dün eve gelmedi. Acaba nerde olduğu hakkında bir bilginiz...” “Sen yanlış anlamışsın çocuğum. O bize bakıcılık yaptı, biz ona değil.” “Şey... Bakın... Onun bir durumu var beyfendi. Kendisi hastanede tedavi gördü. Şu anda oldukça iyi ama... Yine de başına bişey gelmesinden korkuyorum.” Aradan bir gün geçmesine rağmen kazıkladıkları Şenay’dan kurtulamayan baba iyice sinirlendi: “Tamam da kızım ben ne yapabilirim? Benden gitmiş artık benim sorumluluğumdan çıkmış.” “Bakın anlamıyosunuz beyfendi. Yolda ölmüş de olabilir. Lütfen, en azından çocuklara soramaz mısınız?” Ölmüş kelimesi babanın aklına polisleri, karakolu, ifade vermeyi ve mahkemeyi getirdi. Arkasına döndü ve Şenay’ın arkadaşının anlayamadığı bir şeyler mırıldandı. Anne söylene söylene ayağa kalktı. “Tamam. Serap Hanım gidiyor çocuklara sormaya. Neymiş bu kızın durumu?” “Ne olduğu çok önemli değil aslında. Hem zaten artık düzeldi. Melek gibi biri oldu.” Anne çocukların odasına girdi. “Önceden neydi, şeytan mı?” “Hayır, alakası yok. Sadece hastaydı.” “Kafadan mı?” Anne odanın perdelerini açtı. İçeri Güneş fotonları hücum etti. Oda birden aydınlandı ve yavaş yavaş ısınmaya başladı. Çocukların kafaları ışıkla birlikte belirginleşti. “Düşündüğünüz gibi değil. Sadece...” Gülşah yatarken örgülerini çözmemişti. “Duygularını dışa vuramıyor. Çocukluğuyla ilgili bişey. Özellikle sinirlendiği zaman. Onu tanıyan hemen hemen hiç kimse onu sinirli olarak görmemiştir.” Anne odayı kokladı, yüzünü ekşitti ve pencereyi açtı. “Ne güzel işte. Kendini kontrol etmesini biliyomuş.” Anne çocukları kalkmaları için dürttü. Çocuklar hala birbirlerine sarılıyorlardı. “O kendini şişiren bir balon. Bütün balonlar bir noktada patlamaz mı?” Çocuklar bu halleriyle bebekliklerinden beri ilk defa bu kadar sevimli görünüyorlardı. Fakat annenin dürtmelerine karşılık vermiyorlardı. “Orta okuldayken arkadaşının kafasına sıra fırlatmış. Çocuk bitkisel hayata girmiş. Islahevine yollamışlar.” Anne çocukların yüzüne dokunduğunda garip bir soğukluk hissetti. “Lise sonda da kendisine hakaret eden bir hocanın gözüne kalem saplamış. Sonra da hiçbi şey olmamış gibi yerine oturup ders çalışmaya devam etmiş.” “Sezer?” dedi anne, oğlunun yüzünü sağa sola sallarken. “Oha be... Vay anasını... Eee, hapse girmemiş mi peki?” “Hayır, akıl hastanesinde tedavi altına almışlar. İlaç falan. Ama pırıl pırıl olmuş kız.” Sezer’in de Gülşah’ın da tepki vermediğini gören anne telaşla ikisinin de isimlerini tekrarlayarak hızla sarsıyordu. “Yaa bak niye söylemiyo ki bunu?” Babanın ses tonunun sinir katsayısı artmıştı: “Bilsem alır mıydım o manyağı?” Sezer’in ağzından bir şey çıktı dışarı. Ne olduğunu anlayabilmek için anne kafasını iyice yaklaştırdı. “O deli değil. Kaç senedir tanıyorum daha hiç sorunumuz olmadı.” Beyaz, şerit halinde bir kumaş parçasının ucuydu. Anne bilinçsizce kumaşı tutup dışarı çekti. Kumaş gelmeye devam ediyordu. “...Ürkütücü bir uysallığı var.” Bir avuca sığamayacak kadar çok kumaş vardı yatağın üzerinde. Şerit kumaşın en ucu ise kan kırmızısıydı. Şoktan çıkamayan anne, çığlık atmayı bile aklına getiremeden Gülşah’ın ağzını kontrol etti. Aynı kumaş ondan da geliyordu. Hala olanların farkına varamamıştı. Uyanması için Gülşah’ın vücudunun üzerine abanınca karın; patlak bir şişme kadın gibi içine çöktü. En sonunda çocukların ölmüş olabileceği ihtimalini düşünerek Gülşah’ın göz kapaklarını açtı... “O adam bu memlekette ka...” Babanın kulakları bir anda, en yüksek seste aniden açılmış bir teybin yanındaymış gibi çınladı. Kafasının içinde yankılanan çığlık tizliğe dayanamayıp çatallandı. Alt katta hala uyanamamış olan atletli amca havaya sıçradı. İkinci katta arkadaşıyla bilgisayar oynayan çocuk bilgisayarın sesini kısıp arkadaşına şaşkın şaşkın baktı. Birinci katta kestiren köpek uyanıp havlayarak sahibini uyandırdı. Zemin katta apartmanın girişinde oturan kapıcı ayağa fırlayıp merdivenlere doğru koşmaya başladı. “Alo? Beyfendi? Bey... neydi lan bunun adı?” Telefonun ahizesi yere doğru sallanıyordu. Baba koşarken ayağı halının kıvrımına takılıp tökezleyerek çocukların odasına girdi. “Çocuklara bişey mi........................” Şenay otobüsten inip İstanbul’a ayak bastı. Taksim’de yürüyerek Havaş servisini buldu. Kırk dakika sonra havaalanında olacaktı. Otobüsteki görevliye yüz dolar vererek “Pardon bozuk kalmamış, bunu bozabilir misiniz?” dedi her zamanki kibar sesiyle. Önceki gece İzmir’in arka sokaklarından birindeydi Şenay. Nuri Alço bıyığı olan biriyle buluşmuştu. “Şenay?” “Hı hı.” “Ne getirdin?” “Getirdim bişeyler.” Baba odaya girince yatakta yatan çocukları gördü. Gülşah’ın göz kapakları açıktı. Ama göz yuvalarında göz yoktu... Şenay önce bir kavanoz vermişti adama: “Dört tane.” “Renkli olsa daha iyi olurdu, seninkiler gibi, ehehehehe. Neyse iş görür” demişti kavanozda şeffaf bir sıvının içinde yüzen gözlere bakarken. “Başka ne var?” “Böbrek var dört tane.” Çantanın içinden çıkardığı buzla dolu torbayı Nuri Alço bıyığa vermişti. “İyi iyi, bak bunlar iyi gidiyo.” “Kalp var iki tane, ince kalın bağırsak.” Şenay bir taraftan konuşurken bir taraftan da buzlu torbaları bir bir Nuri Amca’ya takdim etmişti. “Kalın istemez.” “Al benden olsun, kedilere verirsin.” “Başka?” “Karaciğer var.” “Oha hem de taze. Nerden buldun bu kadar çok taze malı?” “Gasp ettim. Zenginden alıp fakire verdim, arada ben de zengin oldum, falan...” Çocukların vücutlarını inceleyecek olan polislerin keşfedecekleri iki şey daha vardı. Birincisi; çocukların kazaklarının altında, karınlarında dev birer yarık olduğu ve yarıkların çocukların ağzında bulunan kumaşın aynısıyla doldurulduğu, ikincisi ise o kumaşın babanın kaybolan gömleğine ait olduğu... “Bi de apandis var iki tane...” “Apandis mi? Yok çocum sağol onlar satmıyo hiç. Neden bilmiyom, bozulmayan bi organ heralde.” Şenay dün gece olanları düşünürken havaalanına gelmişti bile...
Evde bir tane bilgisayar vardı 3-4 ay öncesine kadar, kardeşimle ortak kullanıyorduk. Bu salak(benle yaşıt) sürekli saçma sapan yerlerden müzik, oyun indirip bilgisayara virüs bulaştırıyor. Yüklediğim virüs programını da silmiş. "Bilgisayarı yavaşlatıyormuş" Kız müzik indirdim diye yarım mb'lik exe indirip bilgisayarı malware dolruruyor. 5 dakikalık bi parçanın yarım megabayt olmayacağını bile anlayamıyor. Hala internet explorer kullanıyor, tarayıcı toolbar'a boğulmuş. Bir gün bilgisayarı açtım, windows yazısını geçemiyor alet bir türlü. Salona gittim annemle ikisi oturuyor, dedim ne yaptın bilgisayara açılmıyor. Ben bi şey yapmadım dedi. Geldiler odaya annemle. Bi iki kere açıp kapattık, durum aynı "Ben kapattığımda sağlamdı" dedi kardeşim. Annem de "Bilgisayarı sen bozdun suçu başkasına atma" dedi. Kızdı bir sürü, bilgisayarı kullanmamı yasakladı. Şifre koydular bilmiyorum vs. (Şifre olmasa bile açtığımı görüp kapattırır.) Bilgisayarı servise götürmüşler, onlar da harddiski sıfırlamışlar, içindeki tüm dosyalarım gitti diye söylendi kardeşim(sims oyunları, salak salak müzikler sadece), annem bi de bu yüzden azarladı tonla. Her neyse, ben yazın bir tanıdığın yanında çalışıp, 400-500 lira kadar biriktirmiştim. Bununla gidip bir netbook aldım. İçine de Ubuntu Netbook remix yükledim.(Linux tabanlı bir işletim sistemi, internete girmekten başka bi şey yapmadığım için windows yüklemedim) Bilgisayarı aldıktan 1 hafta sonra, belli ki kardeşim açmaya çalışmış şifre olduğu için açamamış, annem sen neden şifre koyuyorsun şu bilgisayara, ne gizliyorsun bizden, o şifre kalkacak yoksa interneti keserim diye azarladı. Linuxta şifre kaldırılmadığı için(ya da ben kaldırmayı bilmiyorum) şifreyi "1" olarak değiştirip söyledim ikisine de. Bugün, okuldan geldiğimde baktım netbook yok ortada. Sinirden kendimi yiyorum, sonunda annem kardeşimi kursundan alıp eve netbookla geldi. Dedim netbook nerde, annem "sen onu bozmuşsun bize söylememişsin, biz de gidip tamir ettirdik" dedi. Ne bozması ne diyosunuz siz dedim. Meğerse salak kardeşim kendi bilgisayarını bozmuş (gitarını -nası yaptı tam bilmiyorum- anakarta tümleşik ses kartına bağlamış, ses kartı yanmış, anakart da çalışmaz hale gelmiş)(ya da gitarı bilgisayara takmaya çalışırken anakartı kırmış da olabilir, çok sormama rağmen söylemediler, bunlar benim tahminlerim). Sonra bu benim bilgisayarımı alıp sims falan yüklemeye çalışmış. Tabi netbookun içinde Linux kurulu olduğu için, sims oyununu yükleyememiş. Anneme de "Oğuz bilgisayarını bozmuş ama bize söylemeye utandığı için tamir ettirmiyo" demiş. Annem de alıp mahalledeki salak bilgisayarcıya götürmüş, o da benim netbooka vista yüklemiş. Üstüne üstlük her ihtimale karşı SİLMEYİN YEDEK diye isim verdiğim disk bölümü dahil tüm harddiski silmiş. (sonradan arayıp bilgisayarcıyı, görmedin mi silmeyin yazdığını niye sildin diye sorduğumda bilmiş bi tavırla "disk bölümü dediğin ya FAT olur ya NTSC olur yigenim, o disk bölümü virüslüydü, eks4 mü ne, öyle disk bölümü mü olur la" dedi. Ext4 eski linuxda kullanılan disk biçimidir. O adama ana bacı sövmemek için zor tuttum kendimi) Anneme o bilgisayar bozuk değildi falan diye açıklamaya çalıştım. Yalan söylüyosun dedi, bi türlü ikna edemedim, hiç abartısız 1 saat dil döktüm, işe yaramadı. yalan söylediğin için ceza olarak bilgisayarı kardeşine veriyorum dedi. Hiçbi şey diyemedim resmen beynim durdu. Ağlamamak için zor tuttum kendimi. 3-4 saat kendime gelemedim. Velhasıl ben bu ikisini nasıl sikerim ?
Goji berry faydaları nelerdir? Sağlıklı bir yaşam için nelere dikkat etmek gerekir? Gibi çok sayıda makale saglik101.com 'da yer almaktadır. 1. Dengeli beslenmek Gününüze kahvaltı ile başlamak dengeli beslemenin en büyük etkenidir. Sağlıklı olan meyve sebze üretimi de dengeli beslemenin içeriğinde bulunur. Mevsiminde yetişen meyve sebze tüketmeniz daha doğru olacaktır. Proteini ve karbonhidratı orantılı olan yiyeceklerin tüketilmesi daha doğru olacaktır. Örneğin goji berry gibi alternatif, sağlıklı meyveleri tüketebilirsiniz. Goji berry faydaları için saglik101.com internet sitesinde yer alan ilgili sayfayı ziyaret edebilirsiniz. 2.Sigara ve alkolden uzak durun Sağlığın en büyük düşmanı olan sigara ve alkol içilmemelidir. İçildiği taktirde hem kendinize hem de etrafınıza zarar veriyorsunuz bu sebeple bırakamıyorsanız bile etrafınızdan yardım alabilirsiniz. Birçok hastalığa sebep olan sigara ve alkol sağlığın büyük bir düşmanıdır. Kullanmamakla en büyük iyiliği yapmış olacaksınız. 3. Düzenli uyumak Uyku düzeni insanın en çok etkileyen maddelerden birisidir. Uyku düzeniniz olduğu taktirde yaptığınız işten yediğiniz şeye kadar etkisi olmaktadır. Bu sebeple düzgün bir uyku beslemenize de etki edecektir. 4. Beyninizi aktif tutun Zekâ oyunları, bulmacalar, zekâ soruları gibi beyninizi aktif tutacak şeylerle uğraşmak beyninizi sürekli olarak kullanmanıza yardımcı olacaktır. Yemeklerinizde de özellikle zerdeçal, tarçın, safran gibi baharatlar beyninizin aktif kalmasına yardımcı olur. Her gün her durumda yeni tatlar almaya çalışabilirsiniz. 5. Spor yapın Vücut aslında akşam spora daha meyillidir. Ancak şart değildir her zaman diliminde yapabilirsiniz. Kol, bacak, karın, göğüs, çalışmak oldukça önemlidir. Ancak ömrünüz boyunca yapmayı isterseniz 10 dakikalık hafif tempoyla koşmakta yeterli olacaktır. Hafta içerisinde 3 kez spor yapıyorsanız 20 dakika, bundan daha az zaman ayırırsanız eğer 45 dakika olmalıdır. Spor ile ilgili ankilozan spondilit egzersizleri yazısına saglik101.com aracılığıyla ulaşabilirsiniz.
ilk çıkışına baktığımız zaman, vampirler güneş ışığında yanarak ölüyor. hatta bazı film ve dizilerde vampir bireyler tekrar güneşi görmek için her şeyi yaparız gibi boş laflar saçıyor. mantık hatası ise şurada başlıyor; vampirler aslında güneşi yanmadan görebilirler çünkü güneş üzerinden bir ışının dünya'ya ulaşması yaklaşık 8 dakika sürüyor. yani güneş doğarken (o minnacık minnacık ufukta gözüktüğü zaman) 7-8 dakikalık bir sürede görüntü var ama ışın yok. şimdi bu ne işimize yarayacak derseniz eğer, aramızda vampir yazarlar var ise onlara güzel bir fırsat sunmuş oldum. ayrıca vampirlikte de bir bug bulmuş oldum. tez vakitte fixlensin.
Avsallar’da Çilingir Servisi İçin 7/24 gece gündüz demeden bize ihtiyacınız olduğu her an telefon numaralarımızdan iletişime geçerek uygun fiyatlara çilingir hizmetleri talep edebilirsiniz.
Avsallar Çilingir Ustası Kapıya Zarar Verir Mi? Alanya Avsallar Çilingir ustalarımız bu işe yıllarını vermiş tabiri caiz ise saçlarını değirmende ağartmamış yıllarca anahtarcılık yapan bu işin belgesini almış güvenilir uzman kişilerle çalışıyoruz. İşini severek yapan ve müşteri memnuniyetine önem veren ustalarımız bizim gurur kaynağımızdır. Sizde haklısınız daha önce bize hiç iş yaptırmayan müşterilerin hep kafalarında soru işaretleri oluyor ta ki bizden hizmet alana kadar. Bizden hizmet aldıktan sonra anlıyorlar ki yanılmışlar ve güvensizliğin sadece bir ön yargıdan ibaret olduğunu anladıktan sonra iş bitiminde teşekkür eden müşterilerimiz bizim bu yolda daha güçlü adımlar atmamıza sebep olan kıymetli müşterilerimizdir.
Avsallar’da Şuan Müsait Anahtarcı Ustası Var Mı? Bize ihtiyacınız olduğu her an Alanya Avsallar bölgesinde müsait çilingir ustamız var telefon numaralarımızdan hızlıca ulaşabilirsiniz. O müsait değilse diğeri var. Bulunduğunuz konumun neresi olduğunu bilmediğimiz için net süre vakit veremiyoruz ama Avsallar merkezde yaşıyorsanız hiç sorun değil 10 dakika ya da en geç 20 dakika gibi kısa sürede talep ettiğiniz bölgeye adresinize ustamız ulaşmış olacaktır. Ve artık yapacağı işin detayını bilmediğimiz için net şekilde yazamıyoruz ama Örnek: Kapı anahtarını kayıp ettiniz kapıda kaldınız eve giremiyorsunuz, Ya da anahtarınız kırıldı, ya da anahtarı evin içinde unuttunuz hiç dert etmeyin çilingir ustalarımız 10 - 15 dakika gibi kısa sürede sorunu halleder. Sizde evinize rahat bir şekilde girebilirsiniz gece gündüz demeden bizlere telefon numaralarımızdan ulaşabilirsiniz 7 gün 24 saat kesintisiz hizmetimiz vardır.
Avsallar’da Nöbetçi Çilingir Var Mı? Avsallar ve mahallelerine hizmet vermesi için her gece Avsallar’da nöbetçi çilingir ustalarımız vardır. Nöbetçi çilingir listesi haftalık olarak belirlenir hangi günler nöbetçi kalacağını ustalarımız daha önceden biliyordur ustalarımız kendi aralarında müsait olmadığı günlerde değişiklik yapabilirler ama hizmette sorun yaşatmazlar. Siz bizi aradığınız dakikadan itibaren ustamız sizin adresinize doğru yol alır ve hızlıca adresinize ulaşırlar. Artık kilit değiştirme, çelik kapı açma, yapacağı işin hiç önemi yok hangi çilingir hizmetini talep ederseniz edin ustalarımız bu konuda eğitimli ve bu işe yıllarınız vermiş ustalardır. Sorun yaşamadan hizmet alacağınıza emin olun çünkü kötü ustalar geçmişimizde kaldı işini seven işine ve müşterimize saygısı olan ise hala çalışmaya devam ediyor, Alanya Avsallar nöbetçi çilingir servisi var mı sorusuna yeterince açıklık getirebilmiş olmayı umut ediyoruz.
Avsallar Çilingir Fiyatları Ne Kadar? Avsallar’da Çilingir Fiyatlarının değişimine sebep olan etkenleri söyle sıralayalım yol, mesafe, zaman, konum ve yapılacak işin uzunluğu ve yoruculuğu. Size ezbere cevap vermemek adına çok bir şey yazamıyoruz ama 7/24 gece gündüz demeden iletişime geçerek talep ettiğiniz iş ile ilgili net fiyat bilgisi alabilirsiniz. Ön bilgi olması adına kısaca size söylemem gerekirse kilitsiz kapı açma ücreti kilitli kapı açma ücretine göre biraz daha uygun olur çünkü kilitsiz kapı açma işi kilitli kapı açmaktan daha kolaydır ondan dolayı biraz daha ekonomiktir. Umarım sizin kapı kilitli değildir, Avsallar’da çilingir kapı açma ücreti ne kadar sorusuna cevap olmuştur inşallah.
Avsallar’da Verdiğiniz Çilingir Hizmetleri Nelerdir? Avsallar Çilingir Servisi olarak verdiğimiz hizmetleri şu şekilde sıralayabiliriz. Çelik kapı açma, Kapı kilidi açma, Kapı göbeği açma, Çelik kasa göbeği değiştirme, Para kasası açma, iç kapı kilidi açma, Şifreli Kilit Açma, Anahtar yedekleme, Ev kapısı göbeği değiştirme, Kapı kilidi değiştirme, Kapı göbeği değiştirme, Ev kapısı kilidi açma, Kapı anahtarı kopyalama, Çelik kapı kilidi açma, Çelik kapı kilidi tamiri, Kapı göbeği açma, Kapı kilidi göbeği açma, Arızalı kilit değişimi, kapı açma şifre değiştirme, Çelik kapı kilidi tamiri gibi farklı hizmetlerimiz var. Çilingir hizmetleri üzerine aklınıza gelebilecek ne iş varsa üstesinden gelebiliriz sizin de bahsettiğimiz hizmetlere ihtiyacınız varsa hemen bizi arayın lütfen ustamızı gönderelim.
Avsallar’da Pazar Gün Çilingir Servisi Var Mı? Avsallar çilingir servisi pazar günde dâhil olmak üzere gece gündüz özel günler demeden bize ihtiyacınız olduğu her an yılın 365 günü, ayın 31 günü, günün 24 saati telefon numaralarımızdan bize ulaşıp Avsallar çilingir hizmeti talep edebilirsiniz. O an müsait olan elinde iş olmayan Avsallar anahtarcı ustasını hızlı bir şekilde adresinize yönlendirmekteyiz merak etmeyin siz bile şaşıracaksınız ne kadar hızlı hizmet aldığınız için çünkü sorunsuz işini seven işine saygısı olan ustalar ile çalışmaktayız buda bizi gururlandırıyor.
Avsallar Gece Çilingir Servisinde Fiyat Farkı Var Mı? Avsallar gece çilingir fiyatlarında küçük farklılıklar oluşabilir farklılığın oluşmasına sebep ise mesai saatleri dışında servis sağlanıyor olmasıdır. Sizde dilersiniz gün içerisinde akşama kadar çalışmış usta aksam evine varmış çocuklarına eşine vakit ayıracak ama iş çıkıyor. Geç vakitte telefon çalıyor sıcak yatağından kalkıp takımı taklavatı omuzlayıp işe çıkıyor. Eminim aynı çilingir hizmetini siz veriyor olsaydınız sizde küçük fiyat farkı uygularsınız. Avsallar çilingir fiyatları ne yazık farklı oluyor bu farkın sebebi sadece gece olması değil tabi yol uzaklığı da fiyat farkına sebep etkenlerden. Usta zaten sabahtan akşama kadar mesai yapıyor ve evine geliyor dinlenecek ama gece servise çıktığı için dinlenemiyor. Sabah kalkıp gene mesai yapacak işte burada gece kaç saat çalıştığı ne kadar yol gittiği bir gün sonra bitkin düşmesinden belli olacaktır ondan dolayı 10 dakikalık yol ile 1 saatlik yol arasında ayrı bir ücret uygulamak zorunda kalacaktır değilse kendisi mağdur olacaktır fiyat farkı çok büyük ücretler değildir.
Alanya Avsallar’da çilingir servisi araştıran kullanıcılarımıza söylememiz gerekirse Alanya 330.000 bin nüfusu ile Türkiye’nin 23 şehrini geride bırakmış muhteşem denizi turist turizmi ve Alanya muzu ile ünlü Antalya’nın en büyük 3. İlçesidir. Avsallar 13.000 bin nüfusu ile diğer 95 mahalleyi gerisinde bırakmış Alanya'nın en büyük 7. Mahallesidir.
5 Dakikalık Muhallebi Tarifi nasıl yapılır? 5 Dakikalık Muhallebi Tarifi'nin detaylı anlatımı ve deneyenlerin fotoğrafları burada. 5 Dakikalık Muhallebi Tarifi. Sen de üye ol, beğendiklerini tarif defterine ekle, sevdiğin yazarları takip et, yeni tarifleri kaçırma. 5 Dakikalık Egzersizle Karnınız Yalnızca 7 Günde Dümdüz Olsun! Güncelleme Tarihi: 21 Eylül 2020 00:53 . ABONE OL. News. Benzer Videolar. Yatmadan önce kulağınıza bir diş sarımsak koyarsanız, etkisine şaşıracaksınız! Aspirini eritip bacaklara sürmek neye iyi gelir? Crunchyroll, Jeho Son ve Kwangsu Lee'nin Noblesse adlı manhwasının anime uyarlaması için Pazar günü beş dakikalık bir ön izleme yayınladı. Crunchyroll, animeyi 6 Ekim saat 9: 00'da EDT üzerinden yayınlayacak ve yayın Kuzey Amerika, Orta Amerika, Güney Amerika, Avrupa, Afrika, Okyanusya, Orta Doğu ve BDT 'de de mevcut olacaktır. 5 dakikalik video free download - Camfrog Video Chat, Sothink Video Converter Pro, Flash HTML5 Web Video Player, and many more programs 5 dakikalık uzatmaya tepki gösteren Fatih Terim, maç bitmeden sahayı terk etti: Alın oyununuzu kendiniz oynayın 04.10.2020 21:03 Galatasaray Teknik Direktörü Fatih Terim, Kasımpaşa maçının sonuna eklenen 5 dakikalık uzatmaya tepki göstererek, soyunma odasına gitti.
Merhaba ben zayıflama, kilo verme koçunuz Tuğçe İrtem. Bu videoda iç bacak çalışıyoruz. Düzenli ve sağlıklı beslenmenin yanında bu egzersizler ile iç bacakla... herkese merhaba arkadaŞlar ben alperen bu kanalda daha Çok herkezİn yaptiĞi Şeyler deĞİl yenİ Şeyler yapmaya ÇaliŞicam haftada 2 kez vİdeo gelecek vİdeo saat... 2 Anne 1 Mutfak ile Diyetten Önceki Son Çıkış 5 Dakikalık Yemekler by Refika'nın Mutfa ğı. 14:09 ... Çok fazla zamanınızı almadan yapabileceğiniz farklı bir tatlı tarifimiz var. Aniden gelen misafirlerinize ikram edebileceğiniz, tatlı krizlerinizin pratik bi... Enjoy the videos and music you love, upload original content, and share it all with friends, family, and the world on YouTube.