YILIN SON İŞLEM GÜNÜ - Borsa Zamanı

Son işlem günü durgun geçmeye aday

submitted by kamu365 to haberler [link] [comments]

Ethereum zenginler için hızla bir oyun alanı haline geliyor. Haberin Özeti Ethereum'un ortalama işlem ücreti Cuma günü %58 düştü. Cuma gününden sonra işlem ücretlerinde az da olsa bir artış yaşandı. Ethereum 2.0 ile gelecek ölçeklendirme çözümleri için çalışılıyor.

Ethereum zenginler için hızla bir oyun alanı haline geliyor. Haberin Özeti Ethereum'un ortalama işlem ücreti Cuma günü %58 düştü. Cuma gününden sonra işlem ücretlerinde az da olsa bir artış yaşandı. Ethereum 2.0 ile gelecek ölçeklendirme çözümleri için çalışılıyor. submitted by evrimben to kriptopara [link] [comments]

Anneler Günü için Sınırlı Süreli Sıfır İşlem Ücreti ‘ni Kapın


5-11 Mayıs 2020 (UTC +3) tarihinde #KuMEXBonus hashtag'i ile annenizle ilgili Twitter veya Facebook'ta fotoğraf (lar) yayınlayın ve form aracılığıyla Anneler Günü etkinliğine kaydolun.
Birinci Bonus: Sıfır İşlem Ücretleri
İkinci Bonus : 5 Gün Süren 1.000 $ ‘lık Şanslı Çekiliş
Detaylı bilgiyi websitemizden edinebilirsiniz.
submitted by KCTurkeyCM2 to kucointurkey [link] [comments]

KuMEX “Anneler Günü için Sıfır İşlem Ücreti Teklifi” Ödül Dağıtımı


“Anneler Günü için Sınırlı Süreli Sıfır İşlem Ücreti Teklifi” etkinliğine katıldığınız için teşekkür ederiz.
Etkinlik ödülleri, kazananların KuMEX hesaplarına dağıtıldı. Kazananlar ödüllerini Varlıklar> Kontrat> İşlem Geçmişi'nden (KuCoin uygulamasında) kontrol edebilir veya KuMEX web sitesindeki Varlıklar sayfasını ziyaret edebilir.
Detaylı bilgiyi websitemizden edinebilirsiniz.
submitted by KCTurkeyCM2 to kucointurkey [link] [comments]

10. Yıl Dönümü 🎉 2 Kasım Cumartesi günü salonlarımızda işlem yaptıran misafirlerimize çekilişle sürpriz hediyeler kazanma fırsatı!

10. Yıl Dönümü 🎉 2 Kasım Cumartesi günü salonlarımızda işlem yaptıran misafirlerimize çekilişle sürpriz hediyeler kazanma fırsatı! submitted by raskuafor to u/raskuafor [link] [comments]

Sakarya Oto Çekici

Sakarya Oto Çekici
Kökü 1982 yılına dayanan firmamız, günümüzdeki adı ile 2003 yılında kurulmuştur. Bölge Kurtarma olarak Sakarya ve çevresinde hizmet vermekte olan firmamız birbirinden farklı hizmet çeşitleri ile uzun yıllardır binlerce kişiye hizmet vermiştir. Olumlu geri dönüşler sayesinde de Bölge Kurtarma adlı firmamız daha da gelişmiş ve daha profesyonel bir şekilde hizmet vermeye başlamıştır.
2003 yılından bu yana Bölge Kurtarma adı ile hizmet vermekte olan firmamız günün her saati ulaşıma açıktır. Sadece bir telefon ile kolaylıkla erişim sağlanabilmektedir. Yılın 365 günü hizmet veren firmamız ile kolaylıkla iletişim kurulabilmektedir. Şirket genelinde gelişmiş olan son teknolojinin kullanılması ile birlikte araç sahiplerinin yaşamakta oldukları sorunlar saatler, bazen de dakikalar içerisinde çözüme kavuşturulabilmektedir. Şirket prensibi olarak kaliteyi ve hızı en ön planda tutmaktayız. Dolayısıyla verilen hizmetin kalitesini her geçen gün daha da arttırmakta ve aynı şekilde işlem süreçlerini hızlandırmaktayız. Bu sayede gün geçtikçe Sakarya ilinin her ilçesinde profesyonelliğimiz ve kolay ulaşılabilirliğimize bağlı olarak binlerce kişi tarafından tercih edilmeye başlandık.
Bölge Kurtarma Hizmetleri
Bölge Kurtarma olarak firmamız bünyesinde birçok hizmet çeşidi bulunmaktadır. Oto kurtarma hizmetlerimiz ile herhangi bir beklenmedik durumda bir telefon ile belirtilen konuma şirket personellerimizi göndermekteyiz. Aracın motorunda herhangi bir problemin meydana gelmesi veyahut da aracın hareket edemeyecek bir konumda olması sebebi ile oto kurtarma hizmetleri tercih edilebilmektedir. Şirket personeli belirtilen konuma gelerek, teknolojik sistemleri kullanır ve araç bulunduğu yerden çıkartılır. Bu sayede meydana gelen problemler ortalama 1 - 2 saat içerisinde çözüme kavuşturulabilir. Sakarya ilinin her ilçesine erişim sağlayan firmamız, şehir genelindeki her alanda çeşitli hizmetler sunmaktadır.

Sakarya oto çekici
Firmamız tarafından verilen bir diğer hizmet de yol yardımıdır. Teknolojik bir ürün olduğu için otomobiller de bazı zamanlarda kullanımı engelleyebilmektedirler. Soğuk kış günlerinde kar lastikleri kullanılıyor olsa bile bazı yerlerde araçlar çekiş zorluğu yaşamakta ve kara saplanmaktadırlar. Bu tür istenmeyen durumların yaşanmaması ve ortadan kaldırılması için de firmamız devreye girmiştir. Sakarya ili içerisinde yer alan ve herhangi bir bölgede meydana gelen sorunlar kısa süreler içerisinde çözüme kavuşturulmaktadır. Şirketimiz tarafından görevlendirilmiş olan personeller, yapılan çağrının üzerine belirtilen noktaya oldukça kısa süreler içerisinde ulaşmaktadır.
Tekerlerin soyulması, yırtılması, patlaması gibi çeşitli sorunların çözümü bu sayede kısa sürelerde halledilmektedir. Şehir merkezine uzak alanlarda meydana gelen sorunlar, çok çeşitli hizmet seçenekliliğin için firmamız tarafından çözüme kavuşturulmaktadır.
Bölge Kurtarma adı ile hizmet veren firmamız verilen hizmetlerden bir diğeri de akü takviyesidir. Her ne kadar son model araçlarda akü problemi yaşanmıyor olsa da, ortalamanın altı yaşta bulunan araçlarda sık sık akü takviyesi gerekebilmektedir. Bunun için de bazı durumlarda farklı araçlardan takviye yapılabilse bile, şehir merkezinin dışında bu seçeneği kullanmak pek mümkün değildir. Dolayısı ile şirketimiz tarafından akü takviyesi hizmeti de bizi tercih edenlere verilmektedir. Aracın bulunduğu bölgeye şirket otomobilimiz gelerek akü tavsiyesi kabloları ile takviye işlemini gerçekleştirmektedir. Ortalama 30 dakika içerisinde gerçekleşen işlem sonucunda da araç sahiplerinin yaşamakta olduğu problemler çözüme kavuşturulmaktadır. Oldukça makul fiyatlar ile akü takviyesi işlemleri tarafımızca yapılmaktadır.
Herhangi bir yerde herhangi bir zamanda araç ile ilgili bir problem meydana gelebilir. En sık karşılaşılan sorunlar ise genellikle lastiklerin zarar görmesidir. Lastik patlaması, birbirinden farklı sebeplere göre yaşanabilmektedir. Bu ve bunun gibi istenmeyen durumlarda Bölge Kurtarma olarak dakikalar içerisinde belirtilen noktaya ulaşmaktayız. Aracın lastik boyutlarına göre lastik temini yapılmakta ve bu sayede aracın yolculuğuna devam etmesi sağlanmaktadır. Bazı kişilerin araçlarında stepnesinin olmasına rağmen, bijon anahtarı, kriko gibi gerekli materyaller bulunmamaktadır. Bu tür durumlarda da kişinin tekerleklerini kendisinin değiştirmesi mümkün değildir. Bu ve buna benzer tüm durumlarda şirket personelimiz tarafından yol yardım otomobilleri ile bahsi geçen aracın başına gelinerek işlem yapmaya başlanmaktadır.
Eksiksiz bir şekilde tüm ekipmanların mevcut olduğu şirket otomobilleri ve deneyimli şirket personeli sayesinde meydana gelen istenmeyen problemler kimi zaman dakikalar içerisinde ortadan kaldırılabilmektedir. Oldukça düşük ücretler ve kolay ulaşılabilirlik sayesinde Sakarya ilinin her ilçesinde firmamız tarafından hizmet verilmektedir.
Bölge Kurtarma olarak verdiğimiz bir diğer hizmet de Sakarya oto çekici 'dir. Kullanılan otomobiller bazı durumlarda hiç çalışmayabilir. Her teknolojik üründe olduğu gibi, otomobillerde de bu tür problemler meydana gelebilir. Buna benzer tüm istenmeyen sorunların yaşanmaması için firmamız tarafından çekici hizmeti sunulmaktadır. Aracın bulunduğu bölgenin belirtilmesinin ardından şirket araçlarımız bölgeye direkt olarak ulaşım sağlayarak gerekli işlemleri yapmaya başlamaktadırlar. Birbirinden farklı çekici tipleri ile kısa süreler içerisinde araç koruma altına alınmaktadır. Sadece çalışmayan araçlar değil, hareket edemeyen, kara saplanmış araçlar da sakarya oto çekici araçlarımız sayesinde güvenli bir ortama taşınmaktadır. Sakarya’nın neresinde olunursa olunsun, sadece bir telefon ile belirtilen bölgeye direkt olarak ulaşım sağlamaktayız. Dakikalar içerisinde araçlarınız şirket araçlarımıza alınarak, belirtilen bölgeye ulaşım sağlanmaktadır. Piyasa ortalamasının altında olan fiyatlar ile hizmet veren firmamız, bu yönü ile her kesimden kişinin kolaylıkla bu tür hizmetlere ulaşmasını mümkün kılmaktadır.
Firmamız tarafından verilen ve alışılmışın dışında kalan bir diğer hizmet çeşidi de vinç ve forklift hizmetleridir. Bazı durumlarda asla istenmeyecek problemler meydana gelebilmektedir. Bu da araçların yoldan çıkarak, ulaşılması zor alanlara girmesi veyahut da şarampole yuvarlanması gibi durumlardır. Bu ve buna benzer durumlarda otomobiller büyük ölçüde fiziksel zarara uğramaktadır ve muhtemelen çalışmaz hale gelmektedir. Bu sebeple de araç sahipleri tek başlarına aracı bulunduğu yerden çıkartamamaktadırlar.
Bölge Kurtarma adı ile bilinen firmamız Sakarya ilinde meydana gelen buna benzer durumların tamamına bünyesinde yer alan vinçleri kullanarak kurtarma işlemlerini gerçekleştirmektedir. Şarampole yuvarlanma gibi durumlarda vinçlerin kullanılması ile birlikte araçlar bulunduğu yerden dakikalar içerisinde çıkarılmaktadır. Sadece otomobiller değil, boyut olarak daha büyük ticari araçlar da vinçler yardımı ile bulunduğu bölgeden çıkartılabilmektedir. Araç, yaşanan kazadan sonra çalışmaz durumda olacağı için yine firmamız tarafından çekici araçlar olay yerine getirilmektedir. Araç sahibinin tamamen isteğine bağlı olarak, çalışmaz durumda olan otomobil şirket araçlarımız ile birlikte belirtilen noktaya götürülmektedir.
Son derece meşakkatli olan her iki işlem de tarafımızca yapılmaktadır. Bu sayede araç sahiplerinin yaşamakta olduğu sorunlar çözüme kavuşturulmakta hem de işlem ücretlerinin düşük olmasından dolayı geniş çevrelerin cebine rahatlatmaktadır.
Bölge Kurtarma Hizmet Bölgeleri
Bölge Kurtarma firması olarak Sakarya’nın geneline hitap etmekteyiz. Adapazarı, Akyazı, Erenler, Arifiye, Geyve, Ferizli, Hendek, Karasu, Karapürçek, Kaynarca, Kocaali, Pamukova, Sapanca, Söğütlü, Serdivan ve Taraklı bölgelerinin tamamında oto çekici hizmeti vermekteyiz. İnternet üzerinden farklı platformlar aracılığı ile oto kurtarma, akü takviyesi, yol yardımı, lastik değişimi ve vinç hizmetleri veren firmamıza direkt olarak erişim sağlanabilmektedir. Hizmetlerimizin çok çeşitli olması ile birlikte Sakarya ilinin genelinde binlerce kişi tarafından tercih edilmekte ve her geçen gün daha geniş kitlelere hitap etmekteyiz. Bu sebeple de bünyemizde yer alan yardım araçlarının sayısını arttırmakta ve gerekli eğitimlerin verilmesi ile birlikte şirket personellerimizi her anlamda geliştirmekteyiz.
submitted by yusuffilinta to u/yusuffilinta [link] [comments]

125 milyon TL'lik yeni saray !!!

125 milyon TL'lik yeni saray !!!
ve üstüne denilmesi gerekenler;
https://preview.redd.it/m0ooz6rcuzf51.png?width=640&format=png&auto=webp&s=185645fd1fe412948ce4a3fe7b93e6d49e269aba
Van Gölü kıyısında yeni Cumhurbaşkanlığı Köşkü inşaatının bitmek üzere olduğu haberi. Bakın bu köşkün yapılması dünyada dengeleri tamamen değiştirebilir. Cumhurbaşkanı 25 Ağustos günü Ahlat'ta konaklayacak ve bir gün sonra malazgirtte geçecek işte orada kalıcı o 24 saat için yapılan köşk . ortadoğu'da kartları yeniden dağıtacağı Türkiye ekonomisine saldıranlara inat hiç beklemedikleri birkaç butik otel hamleside geldi .
Muhtemelen bu olay dünya ekonomi devlerinin GİZLİ GÜNDEM maddesi. Peki sadece butik otel yapılsaydı orada kalamaz mıydı Cumhurbaşkanı?
Ama siz anlayamadınız ki olayı :D adeta bir gizli ŞİFRE .ayrıca 5 - 8 değil, tam 12 helikopter pisti Bütün hikayenin yılda bir gün olduğuna bakmayın,inip inip kalkacaklar belki zevkine
piyasalara bakarsanız
dolar yükseliyor, borçlar ödenemiyor, şirketler iflas ediyor, insanlar işsiz kalıyor, bakın biz nelerle uğraşıyoruz diyenlere noooldu 1071 rakamından rahatsız mı oldunuz? Dese ne cevap vereceksiniz? En fazla net mi brüt mü abi diye soracaksınız. Ya da terörist ilan edileceksiniz. Gitmese de görmese de hatta giremese de orası milletin külliyesi olacak. Etrafına millet parkı yapılacak. Dediğim gibi vatandaş kullanamayacak. Ama onlar için de butik oteller var. :D Ben derim ki duble yolları da olsun. Bir tünel, bir köprü, bir değişim, Öyle bir de havalimanı yapalım yap işlet devretle . Devletle de beş kuruş ödemiyor. Bu sayede oldu aradan çıkarttım bakalım dünya lideri olmamızı istemeyenler, parçamız dan çekenler Cumhurbaşkanlığının yeni köşkünü görünce bu sefer ne diyecekler?
Hiç heveslenmesinler engelleyemeyecekler !!! kıskanç almanı amerikalısı, sporcusu, ihtiyarı ihtiyarı , çatır çatır çatlayacak . köşk millete güven, düşmana korku salacak,

Türkiye öyle bir kutuplaştırıyor ki sadede seçimi kazanmak için de Türkiye de ekonominin kötüye gittiği veya Türk Lirası nın değer kaybettiği bir ortamda ve kendi fakirleştiği halde sevinen olur mu Milyonlarca kişi var. Herkes biliyor ki krizin barometresi dolar.
Türkiye de kriz algısı dolar kuruyla paralel ilerliyor. Nitekim doların her kuruş artması iktidarı zora sokacak. Ülke ekonomisi zora girecek, Hatta bunu isteyenleri eşi dostu yakınları işsiz kalacak. Umurlarında bir çünkü bedeli ne olursa olsun ödemek ve iktidarın gitmesini istiyorlar. Türkiye nin ekonomisti iyi değil, ruh hali de. Nitekim diğer kutupta ülke ekonomisi dibe batsa, çöpten yemek toplasa iktidara toz kondurmayı cak bir yürüyüp çocukların acımadı ki acımadı ki demesi gibi tam tersi bir durumda iktidar cephesinde yaşanıyor. Hiçbir yanlış kabul edilmiyor.
Doları artarsa bizim sorunumuz değil, bizi etkilemez, endişe yok demeçleri ardı ardına patlıyor. Tabii haliyle geri adım atmak istemiyorlar. Türkiye ekonomisi gayet iyi tekrarlayıp duruyorlar değil kardeşim için ülke ekonomisi her zamankinden daha zordu. Faiz düşünce enflasyonun değişeceğine inanıyorsunuz da ülke ekonomisinin kurtuldu yana niye inanmıyorsunuz? Diye soranlar alım faizler düşük, enflasyon düşmüyor. AKP Başkanı her daha faiz sebep, enflasyon neticedir demez miydi?
Faizler kaçta merkez bankası'na zor San %8,25 te ellerde Netice Merkez bankası'nın enflasyonda yıl sonu tahmini %8,9 .. 9 demeye dilleri varmamış. Piyasaların beklentisi daha yüksek %10,2 Şimdi sistemi, ucu, belini, gösteriyi hani istatistik kurumu açıkladığı verilere inanacak kadar saf ol. Kelebek böcek demekle yetinmeyelim ne kadar daha hassas olabiliriz dersiniz? Konut fiyatlarının yılbaşından beri sadece yüzde üç buçuk, geçen ay ise %0,93 arttığını açıkladılar ya ona inanacak kadar saf olalım.
Fiyatı sadece o kadarlık artan kulübe bile olsa göster bana . Bu istatistik kurumu aynı zamanda bütün dünyada işsizliğin beş ona katladığı Dönemde dahi Türkiye de işsizlik düştü diye açıklama yaptı. Daha ötesi var mı? Açıklanan resmi enflasyondan bile daha düşük mevduat faizi veriliyor işin enteresan tarafı da kamu bankaları mevduat faizinden daha düşük kredi veriyor. Birliklerini, paraları, tasarrufları bankaya yatıran kaybediyor. Bankadan kredi çekip borçlandığı parayı bankaya yatıran aksine para kazanıyor ve kurulan bu sistemin ekonomiyi taşıması bekleniyor. Ben ise söyleyeyim tünelin ucu fena biyere çıkıyor.
Ekonomik krizler gelir geçer. Bu ülke çok ekonomik kriz attlattı Ama bugün yaşadığımız bir ekonomik krizden daha fazlası içerisinde Kötü dış politika, adalet eksikliği, hukuk yetersizliği, özgürlüklerin kaybedilmesi ve buran buran kötü yönetim barındırır. Politika yok, güven yok, beklenti yok, umut yok. Ülkeye yabancı para niye gelsin gelmiyor Nitekim Ağustos ayı geldi Rahip brusnon anma törenleri başladı. Dolar Türk Lirası karşısında yedi liranın üstüne çıkıp selfie çektirince kriz algısı ile gündeme oturdu. Nitekim dolar dünyada yükselmeyi hatta düşük seyrediyor ama biz de durum biraz farklı.dolar kuru beş gün kadar 6 85 seviyesinde sabit tutulmasından sonra bayrama 6,95 girişen piyasalar açılır açılmaz kendini 7 liranin üstüne, işte tam orada bir fırtına patladı. Londra 'da gökyüzü karardı. Svat piyasalarında gecelik vadede Türk lirasının faizi en son tam gün işlem yapıldığı 29 Temmuz gününde %6.8 iken bir anda Türk bankalarına emir gitti . "Türk Lirası akışını durdurun". Durdurdular faizler %1000'i geçti. Peki neden böyle bir emir veriliyor?
Türk Lirası alan yabancı yatırımcılar Türkiye nin genel tablosuna bakıyorlar. Bu dolar bu Türk lriasi karşısında siksen durmaz diyorlar.Nitekim spot piyasada Türk Lirası nın değer kaybedeceğine oynuyorlar ve Türk Lirası alıp onu satıp yeni pozisyon açmak için kullanıyorlar. Yani türk lirasi değer kaybederse para kazanacak. Hani şu tabloya bi de biz bakalım. Türkiye nin on iki aylık vadede bulması gereken para 165 milyar dolartamam bunun büyük bir kısmını bulur veya en kötü çevirir
Ancak tamamını bulamayacağımız için ya da bulsak bile bu faizlerle alamayacağımız için net hesaplamada ülkeden döviz çıkış yaşanacaktır. Net dövizimiz yok eksi rezervle ne çıkacak
normal şartlarda dalgalı kur rejiminde böyle bir durumda kur yükselerek baskıyı emer. bir çeşit amortisör görevi görür. Nitekim bizimkiler buna izin vermiyorlar. ne olursa olsun kur yükselmesin diyorlar . güzel kardeşim piyasaya 400 milyar lira sürülmüş, Bunun büyük çoğunluğu da kredi olarak dağıtılmış.
Faizler çok düşük tutulup Türk lirasının koruma kalkanları kaldırılmış.
Kamu bankaları kanun değişmezse iki hafta içinde kapamaları gereken 10 milyar dolarlık açık pozisyon taşıyor. Hem BBDK görmezden gelir o başka... ama öteki türlü ya nasıl kapatacaklar Bir yolla bir yerden satın alacaklar. Merkez Bankası ndan alamazlar. Çünkü Merkez Bankası rezervleri -27 milyar dolar. Merkez bankası olan alırlarsa eksi rezervini iyice patlayacaktır. Piyasadan alsalar dolar 8 lira yı aşar e mecburen pozisyonu taşıyacaklar. artik BDDK ya falan pek bakmayacakla emiri yukardan alacaklar...
Kamu bankalarının açık pozisyon taşıması kaba bir hesapla
dolar her bir kuruş hattında yüz milyon lira zarar yazıyor Anında
dolar 45 gün boyunca 6,85 kaldıktan sonra yirmi kuruş artıp 7,05e geldiğinde üç kamu bankasının sadece kurdan yazdığı Zarar tam iki milyar lira. Zararla verilen kredileri falan hesaplarSan çok daha fazla can sıkar. Sonuçta bizden toplanan vergilerle sermaye artırdıklarını ndan batmazlar amaa nereye kadar? Geçen yıl 2.4 trilyon lira olan kredi hacmi 17 Temmuz itibariyle 3,2 trilyon lere çıktı. Yani 600 milyar dolar da kredi verildi. Bu kadar kredinin piyasada enflasyon yaratmaması imkansız.Tabii enflasyon sepetiyle oynamadığınız sürece
Yıl sonunda yaklaşık 139 milyar lira açık vermesi gereken bütçe ilk 6 ayda 110 milyar lira açık verdı. Kalan altı ayda 29 milyar ve açık vereceğine mi inanıyorsunuz. :D o limit Temmuz ayında çoktan bitti. ve bunların hepsi olurken dış borcumuz aynı yerde aynen duruyor işte Yabancılar bu tabloya bakıyor. ve tablonun bu kadarına bakmak bile Türk lirasını satmak için yeterli sebep sunuyor.Nitekim para kazanmak için sattıkları Türk lirasını yerine koymaları imkansız hale getirdi.E Türk Lirası bulamayacağına napsınlar ellerindeki Türk hisse senetlerini ve Türk borçlanma senetleri yani bono ve tahvilleri sattılar. borsa düştü. Faizler yukarı çıkıp sonra o paralarla dolar alıp yurt dışına yollandı işte doların 7 lirayı aşmasının sebebi ve hikayesi şimdilik bu kadar. Ortam biraz sakinleşti ama film maalesef burada bitmedi.
Kuru baskılar, faizi baskıla, iflasları baskıla , Merkez Bankası nı baskıla şirketleri, baskıla batık kredileri baskıla ,işten çıkarmayı yasakla ,yalan istatistikleri açıkla ,ortalığın batır. kim temizleyecek şimdi ? Tabi ki vatandaş . En sonunda her şeyden önce artık rezervlerini yeterli olmadığını kabul edip faizlerdeki ve kurdaki baskının yumuşatılması gerekir diye faizleri arttıracaksınız ya da kurların daha çok yukarı taşıyacağız ve bunun işe yaraması için ;eline kılıcı alıp ayasofya'nın yolunu tutacağız. Gerçi kılıç yeterli olmaz. Kucağına kullanmadığımız s400 lerden birine oturtacaksın. Duaya öyle başlatacaksın. Londra daki swap faizlerini artırıp yabancılara ayar veriyoruz, onları cezalandırıyoruz sonra sorun yok merak etmeyin Yok açtık tekrar swap yayınlarını deyip geri çağırıyoruz. Kur artmaya başlıyo bidaha kapatıyoruz arkadaş her gün kuralları değiştiriyoruz. Yaptığımız tek şey piyasada oyun oynama, ekonomik kötüye imajı uyanmasın diye dövizi baskılama sonra ne oldu? Geç likidite penceresi açıldı. Bunun Türkçe anlamı aslında faizi baskılamak. çaktırma dan faizleri artırdık. ama şşş Saray duymasın diye söylemedik.. ekonomi yönetimi yakın dönemde bu tür hareketlerle zorunlu karşılık oranlarında takas koşullarında değişiklikleri giderek geçici diyebildiğimiz tedbirler alıp karşı durmaya çalıştı.
Ama artık bu tedbirler işe yaramıyor. belki biraz daha denerler, dolar alana vergiyi artırırlar ki bence o yoldalar. Peki ne işe yarar. Bu sefer satacak olan da alırken vergi etmeyeceğinden satmaktan cayar. Bankalar için zorunlu karşılık gibi düzenlemelerin sonuna geldik. Daha da gidecek yer kalmadı. Dediğim gibi dolar dünya çapında değersiz halde. Yani aslında dolar artmıyor. Tüm burası daha da kötü gibi Değersiz leşiyor aklınıza gelen bütün para birimleri karşısında eriyor . Yani biraz değil toparlansa yandık . çözüm ne derseniz, çözüm IMF de değil.
Son bir yılda defalarca IMF ile görüştüler. Ancak Amerika nın Türkiye de isteklerin nedeniyle görüşmeler olumlu sonuçlanmadı tabi bunun ne ve ne kabul edebilirler. "Görüştük ama IMF bizi kabul etmedi, "mi diyecekler. Salgınla ikinci dalga korkusu artıyor. Bakmayın ben de ufaktan tırsıyor. Türkiye adeta arkalardan bir atak ya Açıklanan verilerde çok ciddi çelişkiler söz konusu.
Vakalar daha da patlarsa Türkiye de artık ekonomiyi kapatamazsın, ölen ölür, kalan sağlarla devam edersin. Hele düşük kur düşük faiz patikasında artık gidecek yer kalmamışken. dağıtalacak para bitmiş, döviz rezervleri eksi ye dönmüşken bunu biraz zor yaparsın.
Piyasalarda öyle bir beklenti var ki bu durum bir süre daha idare edecek sonbahar aylarında yaşadığımız ekonomik kriz kendini iyiye hissettirecek. Mevcut politikalar tamamen iptal olacak, işlemez hale gelecek. Çok sert hareketler göreceğiz. Bu yüzden herkes sonbahar, sonbahar son var deyip duruyor.
kriz yaşamayacağız anlamına gelmiyor. Yaşayacağız ama daha fakirleşerek yaşayacağız
diyorsanız, "ezanları mızı susturamayacaklar" size kötü bir haberim var. Lozan 'ın gizli maddelerine göre ki 2023 yilinda açıklanacak, dolar 8 lirayi geçerse ezanları sesi biraz daha kısılacak. Ama anlaşma gereği dolar 12 lirayi geçerse ezanlar günde 3 vakit okunacak. Bu sebeple artık hepimiz dolar almayı bırakalım, Haram zaten yaw faiz maiz yakışmıyor bize.
submitted by isak2645 to KGBTR [link] [comments]

Alanya Kestel Çilingir Servisi 0545...

7/24 acil çilingir servisi 0545 687 80 40
Alanya Kestel’de Çilingir Servisi İçin 7/24 gece gündüz demeden bize ihtiyacınız olduğu her an telefon numaralarımızdan iletişime geçerek uygun fiyatlara çilingir hizmetleri talep edebilirsiniz.
  1. Kestel Çilingir Ustası Kapıya Zarar Verir Mi? Alanya Kestel Çilingir ustalarımız bu işe yıllarını vermiş yıllarca anahtarcılık yapmış bu işin belgesini almış profesyonel ustalar ile hizmet veriyoruz. İşini severek yapan ve müşteri memnuniyetine önem veren ustalarımız bizim gurur kaynağımızdır. Sizde haklısınız daha önce bize hiç iş yaptırmayan müşterilerin hep kafalarında soru işaretleri oluyor ta ki bizden hizmet alana kadar. Bizden hizmet aldıktan sonra anlıyorlar ki yanılmışlar ve güvensizliğin sadece bir ön yargıdan ibaret olduğunu anladıktan sonra iş bitiminde teşekkür eden müşterilerimiz bizim bu yolda daha güçlü adımlar atmamıza sebep olan kıymetli müşterilerimizdir.
  2. Kestel’de Şuan Müsait Anahtarcı Ustası Var Mı? Bize ihtiyacınız olduğu her an Alanya Kestel bölgesinde müsait çilingir ustamız var telefon numaralarımızdan hızlıca ulaşabilirsiniz. O müsait değilse diğeri var. Bulunduğunuz konumun neresi olduğunu bilmediğimiz için net süre vakit veremiyoruz ama Kestel merkezde yaşıyorsanız hiç sorun değil 10 dakika ya da en geç 20 dakika gibi kısa sürede talep ettiğiniz bölgeye adresinize ustamız ulaşmış olacaktır. Ve artık yapacağı işin detayını bilmediğimiz için net şekilde yazamıyoruz ama Örnek: Kapı anahtarını kayıp ettiniz kapıda kaldınız eve giremiyorsunuz, Ya da anahtarınız kırıldı, ya da anahtarı evin içinde unuttunuz hiç dert etmeyin çilingir ustalarımız 10 - 15 dakika gibi kısa sürede sorunu halleder. Sizde evinize rahat bir şekilde girebilirsiniz gece gündüz demeden bizlere telefon numaralarımızdan ulaşabilirsiniz 7 gün 24 saat kesintisiz hizmetimiz vardır.
  3. Kestel’de Nöbetçi Çilingir Var Mı? Kestel ve mahallelerine hizmet vermesi için her gece Kestel’de nöbetçi çilingir ustalarımız vardır. Nöbetçi çilingir listesi haftalık olarak belirlenir hangi günler nöbetçi kalacağını ustalarımız daha önceden biliyordur ustalarımız kendi aralarında müsait olmadığı günlerde değişiklik yapabilirler ama hizmette sorun yaşatmazlar. Siz bizi aradığınız dakikadan itibaren ustamız sizin adresinize doğru yol alır ve hızlıca adresinize ulaşırlar. Artık kilit değiştirme, çelik kapı açma, yapacağı işin hiç önemi yok hangi çilingir hizmetini talep ederseniz edin ustalarımız bu konuda eğitimli ve bu işe yıllarınız vermiş ustalardır. Sorun yaşamadan hizmet alacağınıza emin olun çünkü kötü ustalar geçmişimizde kaldı işini seven işine ve müşterimize saygısı olan ise hala çalışmaya devam ediyor, Alanya Kestel nöbetçi çilingir servisi var mı sorusuna yeterince açıklık getirebilmiş olmayı umut ediyoruz.
  4. Kestel Çilingir Fiyatları Ne Kadar? Kestel’de Çilingir Fiyatlarının değişimine sebep olan etkenleri söyle sıralayalım yol, mesafe, zaman, konum ve yapılacak işin uzunluğu ve yoruculuğu. Size ezbere cevap vermemek adına çok bir şey yazamıyoruz ama 7/24 gece gündüz demeden iletişime geçerek talep ettiğiniz iş ile ilgili net fiyat bilgisi alabilirsiniz. Ön bilgi olması adına kısaca size söylemem gerekirse kilitsiz kapı açma ücreti kilitli kapı açma ücretine göre biraz daha uygun olur çünkü kilitsiz kapı açma işi kilitli kapı açmaktan daha kolaydır ondan dolayı biraz daha ekonomiktir. Umarım sizin kapı kilitli değildir, Kestel’de çilingir kapı açma ücreti ne kadar sorusuna cevap olmuştur inşallah.
  5. Kestel’de Ne Gibi Çilingir Hizmetleri Veriyorsunuz? Kestel Çilingir Servisi olarak verdiğimiz hizmetleri şu şekilde sıralayabiliriz. Çelik kapı açma, Kapı kilidi açma, Kapı göbeği açma, Çelik kasa göbeği değiştirme, Para kasası açma, iç kapı kilidi açma, Şifreli Kilit Açma, Anahtar yedekleme, Ev kapısı göbeği değiştirme, Kapı kilidi değiştirme, Kapı göbeği değiştirme, Ev kapısı kilidi açma, Kapı anahtarı kopyalama, Çelik kapı kilidi açma, Çelik kapı kilidi tamiri, Kapı göbeği açma, Kapı kilidi göbeği açma, Arızalı kilit değişimi, kapı açma şifre değiştirme, Çelik kapı kilidi tamiri gibi farklı hizmetlerimiz var. Çilingir hizmetleri üzerine aklınıza gelebilecek ne iş varsa üstesinden gelebiliriz sizin de bahsettiğimiz hizmetlere ihtiyacınız varsa hemen bizi arayın lütfen ustamızı gönderelim.
  6. Kestel Çilingir Servisi Hemen Gelir Mi? Kestel çilingir servisi için telefon numaralarımız ile iletişime geçtiğiniz an itibari ile Kestel anahtarcı ustamız hemen yola düşer ve adresinize ulaşır orada yapacağı işlem ne kadar sürer onu bilemiyoruz ama bazı işler 10 dakikada halledilirken bazı işler uzayabiliyor. Ama önemli olan sizi bekletmemesi ve en hızlı şekilde adresinize ulaşması ve soruna müdahale etmesi değil mi? O zaman sorun yok. Kestel çilingir ustamız hızlıca sorununu çözsün gerisi sorun değil sizin memnun kalmanız bizim bu işe daha sıkı sarılmamıza sebep oluyor. İnsanlar sevmediği işi yapamazlar çünkü elbet bir gün sıkılırlar, gün içerisinde olsun gece olsun hiç fark etmez her zaman hız konusuna önem veriyoruz mesela elinde iş olan Kestel çilingir ustasına iş vermeyiz çünkü o işi bitirecek ve ardından sizin işe geçecek elbette bu süre uzayacak sizi huzursuz edecektir. Ondan dolayı elinde iş olmayan size en yakın Kestel anahtarcı ustası gönderilmekte çünkü en yakın usta size en hızlı hizmet sunacak olan ustadır. Dilersiniz uzaktaki bir usta gelene kadar aradan geçen sürede siz işinizi halletmiş evinize girmiş rahat rahat oturmuş televizyon izliyor olacaksınız işte bu sebepten dolayı size Alanya Kestel’de en yakın çilingir ustası hizmet verecek bulunduğunuz konumda ustamız yoksa diğer mahallelerdeki semtlerdeki en yakın usta hizmet vermek için gelecektir.
  7. Kestel’de Pazar Gün Çilingir Servisi Var Mı? Kestel çilingir servisi pazar günde dâhil olmak üzere gece gündüz özel günler demeden bize ihtiyacınız olduğu her an yılın 365 günü, ayın 31 günü, günün 24 saati telefon numaralarımızdan bize ulaşıp Kestel çilingir hizmeti talep edebilirsiniz. O an müsait olan elinde iş olmayan Kestel anahtarcı ustasını hızlı bir şekilde adresinize yönlendirmekteyiz merak etmeyin siz bile şaşıracaksınız ne kadar hızlı hizmet aldığınız için çünkü sorunsuz işini seven işine saygısı olan ustalar ile çalışmaktayız buda bizi gururlandırıyor.
  8. Kestel’de Bana En Yakın Çilingir Nereden Gelecek? Kestel’de en yakın çilingir size aynı mahallede hizmet veren ustalarımızdan gelecek, sizinle aynı mahallede hizmet veren ustamız yok mu? Dünyanın sonu değil. Bizde diğer komşu mahallenizdeki ustayı göndeririz hızlıca soruna çözüm üretir ve sorununuzu giderir. Bu kadar nasıl eminsiniz? Diyecekler olacaktır aranızda. Eminiz ustalarımıza güveniyoruz yeni değiller çünkü bu işe yıllarını vermiş emekçi insanlar işinde gücünde olan insanın kendisine ve müşterisine saygısı olur saygısız hizmet verenlerle çalışmıyoruz sizlerden geri bildirim sonucunda bizde hizmet veren ustalarımızı uyarıyoruz sorun tekrar ederse artık çalışmıyor yollarımızı ayırıyoruz.
Alanya Kestel’de çilingir numarası araştıran kullanıcılarımıza söylememiz gerekirse Alanya 330.000 bin nüfusu ile Türkiye’nin 23 şehrini geride bırakmış muhteşem denizi turist turizmi ve Alanya muzu ile ünlü Antalya’nın en büyük 3. İlçesidir. Kestel Mahallesi 12.000 bin nüfusu ile diğer 92 mahalleyi gerisinde bırakmış Alanya'nın en büyük 10. Mahallesidir.
submitted by cilingiir to u/cilingiir [link] [comments]

efe aydaldan bir eser okumanızı tavsiye ederm (önceden atmıştım görmeyenler olabilir)

güzel hikaye ,okuyun derim (efe aydal)
Türkiye Birincisi Asla yeterince iyi olamadım. Aileme, anneme babama, onların bana harcadığı paraya layık olamadım. Hayır, serseri değildim, geri zekalı da değildim, bir amacım da vardı ve bunu gerçekleştirmek istiyordum. Çalışkan olmak... istiyordum. Çalışkan olmak için oturup çalışmak lazım ben de biliyorum, söyledim ya geri zekalı değilim. Ama bunu beceremiyordum. Yani kıçımı sandalyenin üzerinde o kadar zaman tutamıyordum, beynimi o kadar zaman aynı konuya yoğunlaştıramıyordum. IQ testlerinden yüksek sonuçlar aldığım halde, bu sonuçları derslere yansıtamıyordum, duma duma dum. Bence ben hiperaktifim, yani en azından öyleydim o zamanlar. Kimseye söylemiyordum, olduğum gibi yaşamaktan memnundum. Benim bilime değil, sanata yeteneğim vardı. Ben bir ressamdım. Boş vaktimin tamamını evde resim yapmakla geçirirdim. Bir de kronik abazanlık tabi. Evimde Tinto Brass’ın hemen hemen her “başyapıtı” mevcuttur, ama bunlar da kesmeyince, son kalan paramla kaçak pazarından bir gizli kamera aldım kendime, ama daha hayrını göremedim şerefsizin. Şu işler bir bitsin, karşı komşunun kızı var ya, öfff. Göt kadar kamera, bir girerim evlerine, bırakırım kızın odasına, öhöm öhöm nerdeydik? Evet resimler... Resimlerimi gerçek ustalara da gösterdim, ‘sende gelecek var’ dediler bana. Bu ülkede bilimle sanat o kadar ters şeyler ki, yaşamadan öğrenemiyorsunuz. Bilim; “hiçbir şey yoktan var edilemez, sadece form değiştirir” der, ama sanat; ‘yoktan var etme’ işidir. Kimse beni dinlemedi. Fen matematik yazmıştık bir kere, ve haliyle de başarısızlığımdan dolayı açıkta kalmıştım. Dershaneye bile gitmedim belki ondandır... Ama bu sene kararlıydım. Her şeyi ciddiye alacaktım. Okul da yok nasılsa, daha rahat çalışır, bir yere girerim dedim kendime. Her çocuk gibi benim de bir dershane bulmam lazımdı. Babam saldı beni sokağa; “git bir dershane bul kendine gel” dedi. Dalga geçiyorum sanacaksınız ama, dershane nerde olur onu bile bilmiyordum. Bar değil ki bu anasını satayım gir barlar sokağına seç birini. Benim gibi adama söylenir mi böyle laf? Ama yapmalıydım, dedim ya, ben serseri değildim ve bir amacım vardı; bir üniversiteli olmak. Fakülte pek önemli değil, ama mümkün olduğu kadar iyi bir yer. Sonra iyi bir iş, sonra iyi para, sonra iyi hayat. Bütün bunların farkında olacak kadar uyanmıştım hayata. Sinemaya giderken bir dershanenin önünden geçerdim hep, neydi adı? Umut Dershanesi. Yerini bildiğime göre, önce oradan başlamalı diye düşündüm. Bir koşu indim sinemanın yanına. Aaah, dershane değilmiş, sadece afişiymiş: “Umut Dershanesi, her sene ilk yüzde en az 30 öğrenci. Yüzde yüz başarı garantisi. Her bölümden en fazla 3 yanlış.” Oha be kardeşim nasıl bu kadar iddialı olabiliyorlar, yüzde yüz başarı ha? Soruları mı çalıyorlar acaba? Her neyse bir bakmak lazım. Telefon numarasını ve adresi bir kenara not ettim (yanımda kağıt taşıyacak kadar sorumluluk sahibiyim), sonra tekrar yürüyerek (spor sağlığa yararlıdır) dershaneyi buldum. Eee, şimdi naapıcaz ki? En iyisi içeri bir bakıp sonra eve gitmek. Gözüm tutarsa babamla gelip kaydolurum düşüncesiyle daldım içeri. Danışmaya gittim, bilgi almak istediğimi söyledim. Güler yüzlü bir hanfendi (hanımefendi de denebilir) beni ‘müdür’ ün odasına yolladı. Okul mu lan bura müdür falan? bir de dekan olsaydı bari. Müdür bana kaydolmaya niyetimin olup olmadığını sordu. Ukalalık yapardım ama, odada ikimiz yalnızız... “Evet, beğenirsem kaydolucam.” dedim. Fiyatı sordum, “Onlar önemli değil” dedi adam bana. Elime bir test verdi; “otur bunu çöz, geçersen kaydederim seni” dedi. Oha bir dakka bu ne? Tamam çok erken geldim, benden başka fazla öğrenci yoktu ortalarda, ama böyle baş başa sevgili gibi de test mi yapılır be kardeşim? Sorulara bakmadan kalacağımı biliyordum, çünkü yaz tatilinden yeni çıkmıştım ve tatilde çalışacak kadar da aklımı peynir ekmekle yememiştim. Eve gittiğimde ‘uğraştım ama olmadı’ diyebilmem için bir şeyler yapmam lazımdı. Ben de teste bakmaya karar verdim. Test IQ testiymiş. Gerçekten de şaşırmıştım; derslerle zekanın ne alakası olabilir ki? Sorular kolaydı, ama ben tırsmıştım. Bir iş oldu bittiye getirilmeye çalışılıyorsa kesin bir pislik vardır. Soruları doğru düzgün okumadan kafadan salladım, neden mi? Çünkü “ben vazgeçtim abi sizde kesin bir pislik var” demeye korktum. Cevapları müdür denilen adama verdim. Kimse olmadığı için hemen orada optik okuyucudan geçirdi. Sonuca baktı ve “Kaydoldun” dedi. Anlaşılan attıklarım tutmuş, belki de bu tanrıdan bir işarettir diye düşündüm :P “Ama para?” “O dert değil.” Sana dert değil tabi dümbük, parayı veren biziz. Her neyse, son on senede yedi tane Türkiye birincisi çıkartan bir dershaneye kaydolmuştum, hem de bu kadar kolay. ‘Belimi doğrultuyorum galiba’ diye düşündüm ve evin yolunu tuttum (yol nasıl tutulur diye sormayın, ben tutarım). Akşam evde bizimkilere olanları anlattım. Hayret, ilk defa babamın yüzünde bu ifade vardı, ‘iyi ki bu çocuğu yapmışız’ diyen bakışı. Sonunda benimle gurur duymaya başlamıştı. Ben iyi niyetli birisiyim, elimden gelse deli gibi, manyak gibi çalışır, onun yüzünü hep güldürürdüm, ama olmuyodu işte olmuyodu anasını satayım. Neyse, belki de bu dershane benim hayatımda değişiklik yapacaktı. Ümidim vardı, işte bu her insanda olması gereken bi şey. İnsanın temel ihtiyacı, yaşamak için sebebi... Sonunda dershanenin ilk günü gelmişti. Ağustos’un sıcağında çıktık ‘Umut’a yolculuğa. Bina bu sefer kalabalıktı, acaba bizim sınıf nasıldı? Kızlar var mı? Varsa nasıl? Sıram nasıl? Bayan yanı mı, yoksa pencere kenarı mı? Belki de pencere bayan arasıdır, kim bilir? Koşarak sınıfımın olduğu ikinci kata çıktım. Zilin çalmasına 3 dakka falan vardı ama herkes çoktan sınıflara gitmişti. Kafamı sınıftan içeri soktum. Aman tanrım. İçerde dünyayı ele geçirmeyi amaçlayan bir mutant ordusu vardı. Birazdan alien komutanları gelecek ve istila için son planları yapacaklar... TİPİ VARDI HEPSİNDE. Kardeşim anladık ineksiniz kendinizi derse vermişsiniz, ama bari normal insana benzeyin be! Kızlar ikiye ayrılır, bıyığı olduğunu kabul edenler ve kabul etmeyenler. Bıyığı olduğunu kabul eden kızlar giderler çeşitli yöntemlerle (yakarak, ağda yaparak falan) bu bıyıklarını düzenli olarak ortadan kaldırırlar. Yanımdaki kız kesinlikle bıyıklı olduğunu kabul etmek istemeyenlerdendi. Kafamı ona çevirdiğimde aramızda on santim kalıyordu, ve ben onu gördükçe komplekse giriyordum. Bende öyle bıyık olsa var ya, nasıl gider biliyo musun bu kestane gözlerin altına? Sınıfa ne hayallerle girmiştim, ikinci bir arkadaş çevresi falan. Ama şimdi sadece hocanın bir an önce gelmesini bekliyordum. Gerçekten de hoca bir an önce geldi. Tipi çok da önemli değil, size burda bir hoca tasviri yapıp beyninizi boşuna yormiycam. Hocanın kendisi de önemli değil zaten, önemli olan gelir gelmez hepimize dağıttığı formlar. “Bunları doldurup imzalayacaksınız.” dedi adam... ‘Ben, nokta nokta nokta, üniversiteye girene kadar başka bir dershaneye gitmeyeceğimi, ve bu dershanenin uyguladığı yöntemleri kimseye anlatmayacağımı teyit ederim. İmza....’ Dershanenin uyguladığı yöntem demekle herhalde formun geri kalan bölümünü kastediyorlardı: ‘Saat 6:00 uyanma ve kahvaltı. Saat 6:30 Matematik Saat 7:30 su ve ihtiyaç molası Saat 7:40 Fizik Saat 8:30 Kimya Saat 9:30 Dershane Saat 15:00 Eve varış Saat 15:10 Tarih......’ Liste gün sonuna kadar gidiyordu. Ne kadar saçma. Ben her gün ayrı bir derse çalışırım valla, beni bağlamaz. Günler geçiyordu. Her geçen gün içerisi biraz daha garipleşiyordu. Fark ettiğim ilk gariplik, öğrencilerdi. İlk deneme sınavından en düşük notu ben aldığım halde, diğer öğrencilerin geri zekalı davranışlarına bazen dayanamıyordum. “Üğretmenüm, hayvanlar nasul çiftleşür?” “Hocam çok afedersiniz, eksi mi negatif demiştiniz yoksa artı mı?” Öğretmen tam bir makine gibi sorulan her soruyu en ufak bir bıkma belirtisi olmadan cevaplıyordu. Daha negatifi pozitifi bilmeyen birini nasıl alabilirlerdi ki buraya? Ama neredeyse hepsi böyleydi. Sonra işler daha da garipleşti. Belirli saatlerde bize karanlık bir odada dev ekrandan programlar seyrettirmeye başladılar. En başında “Umut Production” yazan, devamında da... tavşanlı, kaplumbağalı, ayıcıklı çizgi filmler. İşte buna gariplik derim. Bir Allah’ın kulu çıkıp da “Arkadaş siz naapıyosunuz burda?!” demedi. Sanki ben diyebildim. Artık neredeyse iki derste bir bu programları seyrettirmeye başladılar. Sonraki derste ise, hoca giriyor, tahtayı bile kullanmadan anlatacağını anlatıyor, çoğunlukla okuyor, sonra da gidiyordu. Bu esnada da öğrenciler hızla not alıyorlardı. Bir gün dayanamadım teneffüste yanımdaki öğrenciye söyledim: “Ya bu hocalar ne biçim ders anlatıyor böyle, bir bok anlamıyorum vallaa.” Kız manyak: “Onun için mi her yıl ilk yüzde otuz öğrencileri var?” dedi. Artık bir sorun olduğundan emindim. “Günü gününe çalışırsan, programa uyarsan sen de başarılı olursun.” diye devam etti ama ben başka şeyler düşünüyordum. “Ben o programı saçma buluyorum. Fazla da sallamıyorum açıkçası.” dedim. Kız bir anda kayboldu? Allah Allah. Televizyon seansları başladığından beri deneme sınavlarında gittikçe diğer çocuklarla aramdaki puan farkı açılıyordu. Her sınavda kesinlikle yüz küsur öğrenciden sonuncu oluyordum, ve gerçekten kendimi aşşağılık bir yaratık gibi görmeye başlamıştım. Dershanede tam bir kaos ortamı vardı, ama dünyanın en düzenli, en sessiz kaosu. İnsanlar birbiriyle hiç konuşmamaya başladıktan sonra kafayı yiyecek gibi olmuştum. Kimse sorduklarıma, dersle ilgili bile olsa, cevap vermiyordu. Evet nerdeydik, kız ortadan kaybolmuştu değil mi? Ben de gittim en son deneme sınavının sonucuna baktım. Yine sonuncuydum, bu sefer benden bir önceki eleman beni neredeyse ikiye katlamıştı. Zaten ben hariç öğrenciler birbirine yakın puanlar alıyorlardı. Yanımda sonuçlara bakmaya gelen kız bir anda patlar gibi ağlamaya başladı. “Yanlış bakmışlar, yanlış bakmışlar” diye tam bir embesil gibi ağlıyordu. “Nerde senin puanın?” dedim, eliyle gösterdi. ‘Burcu Akel’ mi? “İyi de senin adın Ebru Akel değil mi?” dedim. Yüzüme baktı, sonra cüzdanından kimliğini çıkarıp ismine baktı. “Haklısın, ben karıştırmışım.” dedi! İşte o anda filmler koptu bende. Bütün bunlar yetmezmiş gibi az önce kaybolan kız geri geldi: “Seni müdür bey çağırıyor, bişey dicekmiş.” Lan? Kızın suçlayıcı bakışlarından hızla uzaklaşıp müdürün ‘seviyesine’ çıktım. Tık tık, girdim içeri. İçerdeydi, bilgisayarını kurcalıyordu. “Fuat Kolcu” dedi. Bu arada adım Fuat, tanıştığımıza memnun oldum. Gözlerimin içine çok kötü baktı be, sanki “itiraf et, sen öldürdün” diyecekmiş gibi. Zaten bir iki saniye düşünmedim değil, ‘lan acaba birini mi öldürdüm?’ diye. “Biz burda sizin iyiliğiniz için çabalıyoruz yavrum?” Biliyorum bu soru cümlesi değil ama herif soru sorar gibi söyledi. “Bize üç şeyi teyit etmiştin, bunlardan birisi de verilen programa uymaktı.” TAK! Kapı kapanma efekti. Swiss! Arkaya dönüp bakma efekti. OHA! İki tane zebella gibi adam görme efekti. “Naapıcaksınız dövecek misiniz? Naaptım ki ben?” “Kurallarımıza uymamışsın.” MIŞSIN. Güzel Türkçe’mizi öğrenelim; -mışsın ekinin halk arasındaki adı ‘ispiyon eki’dir, ve birinin sizi ispiyonladığını ifade eder. Bu durumda, ispiyoncu o manyak karı, ama niye? “Sen bize çok büyük sorun oldun. Diğerleriyle arandaki puan farklarına bir baksana. Artı programa uymuyorsun, artı... DÜZENİMİZİ SORGULUYORSUN.” Benim bişey sorguladığım yok ki, sadece... evet aslında sorguluyorum, “Siz ne biçim dershanesiniz!” diye patladım ne yazık ki. Hem de çok yanlış bir zamanda ve çoook yanlış bir yerde. Arkadan öyle bir darbe indi ki kafama, acıyı hissedemedim, sadece flaş ve sarsıntı. Ellerimi kollarımı arkadan iki zebella tuttu, sandalyeye oturtuldum. Kıpırdayamıyordum. Yarı baygındım, ama biraz da numara yapıyordum. Müdürün elinde iğne gördüm “Naabıcaksınııııııız” “Birazdan sınıfta kalp krizi geçirip öleceksin.” dedi müdür. “Ama neden? Bu kadar mı önemli? Tamam, söz, çok daha fazla çalışırım, arayı kapatırım, programınıza uyarım. Lütfe...” Adam şırıngaya ilacı çekti bile, beni sallamıyordu: “Sorun o değil ki. Sen bize uygun değilsin, programa uymadın, bizi sorguladın, puanların hala düşük, bu da gösteriyor ki gösterdiğimiz video programlarından da etkilenmiyorsun. Nerde sorun var hiç bilmiyorum, daha önce asla sorun yaşamadım. Yani senin IQ’na sahip olan yüzlerce...” “Durun durun durun bir dakka! Ben o testi uydurmuştum, nasıl olduysa tutmuş, yani ben sizin sandığınız kadar zeki de....” “UYDURDUN MU? Hayatını, geleceğini belirleyeceğin bir dershanenin sınavına girerken cevapları uydurdun mu? Bu ne biçim sorumsuzluktur! Zaten seni ilk gördüğümde anlamıştım geri zekalı... olmadığını.” Bir dakka bir dakka, mola (derler ya Amerikalılar). “Patron bir dakka siz geri zekalıları mı alıyodunuz?” Tabi ya! Ulan o kadar soruyu kıçımdan uydurmuşum, zaten tutsa sayısal lotocu falan olmam gerekirdi. Demek olayları buymuş. Adam devam etti: “Programımıza uyman için geri zekalı olman lazım. Zihnini anca o şekilde kontrol edip istediğimiz gibi yoğurabiliriz. Moronları çok severim, siliktirler, asla karşı gelmezler, her istediğini uygulayabilirsin. Ben bu işe yirmi küsur yılımı verdim, babam da bir o kadar zaman harcadı. Deneme yanılmalarla bu noktaya geldim. Dişliler çoktan yerine oturdu, sen çok geç kaldın. Biz bu işe bütün servetimizi yatırdık.” iğneyi koluma yaklaştırdı. “ÜLKEYİ MORONLAR YÖNETSİN DİYE Mİ?” baygın numarası yapmayı bırakıp aniden ayağa fırladım ve elindeki iğneye tekme attım. Kendimi ileri atınca kollarımı da kurtardım, gulyabanilerin arasından sıyrılıp dışarı attım kendimi. Arkamdan bağırdı: “Yakalayın, kaçıyor! Hepinizden kopya çekmiş!” Bir insan nasıl herkesten kopya çekebilir? Buna inanmak için geri zekalı olmak lazım :P Öğrenciler işini gücünü bırakıp bana saldırmaya başladılar. Lanet olsun zombilerle dolu bir binaya düşmüştüm sanki. Bir tekme ona, bir yumruk şu kızın suratına, “çekilin be” tekmelerle yumruklarla çıkışa vardım. En sevdiğim T-Shirt L Her neyse sırası değil. Hemen eve uçtum. Annem karşıladı kapıda “Oğlum ne oldu?” “Dur anne iki dakka ya, dershanede yaptılar.” “Ne! Merak etme ben şimdi ararım müdürü.” “Ne müdürü anne ya! Müdür yaptı zaten.” Hemen telefona sarıldım, sertçe elime aldım da denebilir. Dershaneyi aradım: “Aloov?” “Hepinizi şikayet edicem, dershanenizi kapattırıcam, sizi de hapse attırıcam. Bu yaptığınız yanınıza kar kalmıycak. Sizden şüphelenince her şeyi gizli kameraya çektim, programları, öğrencileri (blöf blöf blöf). Sizi Deha Muhtar’a maymun edicem.” “Selamımı da söyle, Faik Hoca dersin, çoktandır görmedim keratayı.” “O da mı?” “Hem de en başarılı öğrencilerimdendi. Sadece o değil. Etrafına bir bak. Konuşmayı beceremeyen matematik profesörleri, dört işlem yapamayan edebiyat hocaları, mühendisler, yöneticiler, memurlar, astronomlar, IQ testi yapılsa hiçbiri tutuk zekayı geçemez, ama en iyi mevkiler onlarda. İki formül, iki kitap ezberleyen profesör oluyor. Üniversiteye girince anlayacaksın. Şimdi hepsi mutlu, onları ben mutlu yaptım. Ayrıca... benim yöntemlerim Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onaylanmıştır, Ramiz’ciğim sağ olsun, ona da çok emeğim geçti. Bana hiçbi şey yapamazsın, ben yasalım.” “İnsan öldürmek de mi yasal?” “Kanıtlayamazsın, üzgünüm. Bu arada eğer başka dershaneye gidersen veya bizi başkalarına anlatırsan seni ortadan kaldırmak zorunda kalırız...” Telefon kapandı. Unuttukları bi şey var, ben hepsinden daha zekiyim, eee? Durun bir dakka düşünüyorum. Pekala, kaba kuvvet, polis, jandarma, sanırım bunlar işe yaramaz. Mahkemelerde de zaten onların adamları var, yani bence var. Tamam, onları cümle aleme rezil etme planı kuralım bir tane... Ertesi gün maymunlar cehennemine geri döndüm. Seri adımlarla binaya dalıp TV odasına gittim. Beni gören öğrenciler, hiçbi şey olmamış gibi davranıyorlardı. Yirmi dakika sonra yayın odasından çıktım ve seri adımlarla, müdür ve adamları beni görmeden kaçtım. O günkü video programı hepsinden özeldi. Tinto Brass’ın en adi filmlerinden biri oynuyordu tavşanla kaplumbağa niyetine. Görevliler her zamanki gibi dışarıdaydı, yayından etkilenmemek için tabi. Ertesi gün tekrar gittim, yine yayın odasına girdim, bıraktığım gizli kameramı (komşu kızına nasip olamadı o kamera bir türlü) alıp cebime koydum. Dışarı çıktııııııım. Müdürle burun buruna geldik. “Yakalayın! Hepinizden kopya......” Moron olan onlar, ben değilim, eleman sözünü bitiremeden ben dışarı uçmuştum bile, laf aramızda iyi koşucuyumdur, özellikle götüm sıkıştığında. Ertesi Gün Şov Haber’de: “Dershanede skandal! Eğitim verecez diye porno seyrettirip, genç zihinleri bulandırıyorlar. Bu dershanenin adı... AZ SONRA!” Porno mu? Tinto Brass adi olabilir, filmleri iğrenç olabilir ama asla porno değildir... Çok merak ediyorum, o programı seyreden öğrencilere ne oldu? Dershane tabi ki kapatıldı. Onları kendi silahlarıyla vurmuş oldum. Müdür kimseye laf anlatamadı, zaten kimse bir daha çocuğunu o dershaneye yollamaya niyetli değildi. Bu ülkenin bu özelliğini çok seviyorum, birini karalamak o kadar kolay ki. Bana ne mi oldu? Şimdilik televizyon kanalından aldığım parayla idare ediyorum, bu arada resme devam. İşsiz olalım ne olcak?
Acı Çikolatalar, Efe Aydal :)
submitted by ugur5178 to KGBTR [link] [comments]

güzel hikaye ,okuyun derim (efe aydal)

Türkiye Birincisi Asla yeterince iyi olamadım. Aileme, anneme babama, onların bana harcadığı paraya layık olamadım. Hayır, serseri değildim, geri zekalı da değildim, bir amacım da vardı ve bunu gerçekleştirmek istiyordum. Çalışkan olmak... istiyordum. Çalışkan olmak için oturup çalışmak lazım ben de biliyorum, söyledim ya geri zekalı değilim. Ama bunu beceremiyordum. Yani kıçımı sandalyenin üzerinde o kadar zaman tutamıyordum, beynimi o kadar zaman aynı konuya yoğunlaştıramıyordum. IQ testlerinden yüksek sonuçlar aldığım halde, bu sonuçları derslere yansıtamıyordum, duma duma dum. Bence ben hiperaktifim, yani en azından öyleydim o zamanlar. Kimseye söylemiyordum, olduğum gibi yaşamaktan memnundum. Benim bilime değil, sanata yeteneğim vardı. Ben bir ressamdım. Boş vaktimin tamamını evde resim yapmakla geçirirdim. Bir de kronik abazanlık tabi. Evimde Tinto Brass’ın hemen hemen her “başyapıtı” mevcuttur, ama bunlar da kesmeyince, son kalan paramla kaçak pazarından bir gizli kamera aldım kendime, ama daha hayrını göremedim şerefsizin. Şu işler bir bitsin, karşı komşunun kızı var ya, öfff. Göt kadar kamera, bir girerim evlerine, bırakırım kızın odasına, öhöm öhöm nerdeydik? Evet resimler... Resimlerimi gerçek ustalara da gösterdim, ‘sende gelecek var’ dediler bana. Bu ülkede bilimle sanat o kadar ters şeyler ki, yaşamadan öğrenemiyorsunuz. Bilim; “hiçbir şey yoktan var edilemez, sadece form değiştirir” der, ama sanat; ‘yoktan var etme’ işidir. Kimse beni dinlemedi. Fen matematik yazmıştık bir kere, ve haliyle de başarısızlığımdan dolayı açıkta kalmıştım. Dershaneye bile gitmedim belki ondandır... Ama bu sene kararlıydım. Her şeyi ciddiye alacaktım. Okul da yok nasılsa, daha rahat çalışır, bir yere girerim dedim kendime. Her çocuk gibi benim de bir dershane bulmam lazımdı. Babam saldı beni sokağa; “git bir dershane bul kendine gel” dedi. Dalga geçiyorum sanacaksınız ama, dershane nerde olur onu bile bilmiyordum. Bar değil ki bu anasını satayım gir barlar sokağına seç birini. Benim gibi adama söylenir mi böyle laf? Ama yapmalıydım, dedim ya, ben serseri değildim ve bir amacım vardı; bir üniversiteli olmak. Fakülte pek önemli değil, ama mümkün olduğu kadar iyi bir yer. Sonra iyi bir iş, sonra iyi para, sonra iyi hayat. Bütün bunların farkında olacak kadar uyanmıştım hayata. Sinemaya giderken bir dershanenin önünden geçerdim hep, neydi adı? Umut Dershanesi. Yerini bildiğime göre, önce oradan başlamalı diye düşündüm. Bir koşu indim sinemanın yanına. Aaah, dershane değilmiş, sadece afişiymiş: “Umut Dershanesi, her sene ilk yüzde en az 30 öğrenci. Yüzde yüz başarı garantisi. Her bölümden en fazla 3 yanlış.” Oha be kardeşim nasıl bu kadar iddialı olabiliyorlar, yüzde yüz başarı ha? Soruları mı çalıyorlar acaba? Her neyse bir bakmak lazım. Telefon numarasını ve adresi bir kenara not ettim (yanımda kağıt taşıyacak kadar sorumluluk sahibiyim), sonra tekrar yürüyerek (spor sağlığa yararlıdır) dershaneyi buldum. Eee, şimdi naapıcaz ki? En iyisi içeri bir bakıp sonra eve gitmek. Gözüm tutarsa babamla gelip kaydolurum düşüncesiyle daldım içeri. Danışmaya gittim, bilgi almak istediğimi söyledim. Güler yüzlü bir hanfendi (hanımefendi de denebilir) beni ‘müdür’ ün odasına yolladı. Okul mu lan bura müdür falan? bir de dekan olsaydı bari. Müdür bana kaydolmaya niyetimin olup olmadığını sordu. Ukalalık yapardım ama, odada ikimiz yalnızız... “Evet, beğenirsem kaydolucam.” dedim. Fiyatı sordum, “Onlar önemli değil” dedi adam bana. Elime bir test verdi; “otur bunu çöz, geçersen kaydederim seni” dedi. Oha bir dakka bu ne? Tamam çok erken geldim, benden başka fazla öğrenci yoktu ortalarda, ama böyle baş başa sevgili gibi de test mi yapılır be kardeşim? Sorulara bakmadan kalacağımı biliyordum, çünkü yaz tatilinden yeni çıkmıştım ve tatilde çalışacak kadar da aklımı peynir ekmekle yememiştim. Eve gittiğimde ‘uğraştım ama olmadı’ diyebilmem için bir şeyler yapmam lazımdı. Ben de teste bakmaya karar verdim. Test IQ testiymiş. Gerçekten de şaşırmıştım; derslerle zekanın ne alakası olabilir ki? Sorular kolaydı, ama ben tırsmıştım. Bir iş oldu bittiye getirilmeye çalışılıyorsa kesin bir pislik vardır. Soruları doğru düzgün okumadan kafadan salladım, neden mi? Çünkü “ben vazgeçtim abi sizde kesin bir pislik var” demeye korktum. Cevapları müdür denilen adama verdim. Kimse olmadığı için hemen orada optik okuyucudan geçirdi. Sonuca baktı ve “Kaydoldun” dedi. Anlaşılan attıklarım tutmuş, belki de bu tanrıdan bir işarettir diye düşündüm :P “Ama para?” “O dert değil.” Sana dert değil tabi dümbük, parayı veren biziz. Her neyse, son on senede yedi tane Türkiye birincisi çıkartan bir dershaneye kaydolmuştum, hem de bu kadar kolay. ‘Belimi doğrultuyorum galiba’ diye düşündüm ve evin yolunu tuttum (yol nasıl tutulur diye sormayın, ben tutarım). Akşam evde bizimkilere olanları anlattım. Hayret, ilk defa babamın yüzünde bu ifade vardı, ‘iyi ki bu çocuğu yapmışız’ diyen bakışı. Sonunda benimle gurur duymaya başlamıştı. Ben iyi niyetli birisiyim, elimden gelse deli gibi, manyak gibi çalışır, onun yüzünü hep güldürürdüm, ama olmuyodu işte olmuyodu anasını satayım. Neyse, belki de bu dershane benim hayatımda değişiklik yapacaktı. Ümidim vardı, işte bu her insanda olması gereken bi şey. İnsanın temel ihtiyacı, yaşamak için sebebi... Sonunda dershanenin ilk günü gelmişti. Ağustos’un sıcağında çıktık ‘Umut’a yolculuğa. Bina bu sefer kalabalıktı, acaba bizim sınıf nasıldı? Kızlar var mı? Varsa nasıl? Sıram nasıl? Bayan yanı mı, yoksa pencere kenarı mı? Belki de pencere bayan arasıdır, kim bilir? Koşarak sınıfımın olduğu ikinci kata çıktım. Zilin çalmasına 3 dakka falan vardı ama herkes çoktan sınıflara gitmişti. Kafamı sınıftan içeri soktum. Aman tanrım. İçerde dünyayı ele geçirmeyi amaçlayan bir mutant ordusu vardı. Birazdan alien komutanları gelecek ve istila için son planları yapacaklar... TİPİ VARDI HEPSİNDE. Kardeşim anladık ineksiniz kendinizi derse vermişsiniz, ama bari normal insana benzeyin be! Kızlar ikiye ayrılır, bıyığı olduğunu kabul edenler ve kabul etmeyenler. Bıyığı olduğunu kabul eden kızlar giderler çeşitli yöntemlerle (yakarak, ağda yaparak falan) bu bıyıklarını düzenli olarak ortadan kaldırırlar. Yanımdaki kız kesinlikle bıyıklı olduğunu kabul etmek istemeyenlerdendi. Kafamı ona çevirdiğimde aramızda on santim kalıyordu, ve ben onu gördükçe komplekse giriyordum. Bende öyle bıyık olsa var ya, nasıl gider biliyo musun bu kestane gözlerin altına? Sınıfa ne hayallerle girmiştim, ikinci bir arkadaş çevresi falan. Ama şimdi sadece hocanın bir an önce gelmesini bekliyordum. Gerçekten de hoca bir an önce geldi. Tipi çok da önemli değil, size burda bir hoca tasviri yapıp beyninizi boşuna yormiycam. Hocanın kendisi de önemli değil zaten, önemli olan gelir gelmez hepimize dağıttığı formlar. “Bunları doldurup imzalayacaksınız.” dedi adam... ‘Ben, nokta nokta nokta, üniversiteye girene kadar başka bir dershaneye gitmeyeceğimi, ve bu dershanenin uyguladığı yöntemleri kimseye anlatmayacağımı teyit ederim. İmza....’ Dershanenin uyguladığı yöntem demekle herhalde formun geri kalan bölümünü kastediyorlardı: ‘Saat 6:00 uyanma ve kahvaltı. Saat 6:30 Matematik Saat 7:30 su ve ihtiyaç molası Saat 7:40 Fizik Saat 8:30 Kimya Saat 9:30 Dershane Saat 15:00 Eve varış Saat 15:10 Tarih......’ Liste gün sonuna kadar gidiyordu. Ne kadar saçma. Ben her gün ayrı bir derse çalışırım valla, beni bağlamaz. Günler geçiyordu. Her geçen gün içerisi biraz daha garipleşiyordu. Fark ettiğim ilk gariplik, öğrencilerdi. İlk deneme sınavından en düşük notu ben aldığım halde, diğer öğrencilerin geri zekalı davranışlarına bazen dayanamıyordum. “Üğretmenüm, hayvanlar nasul çiftleşür?” “Hocam çok afedersiniz, eksi mi negatif demiştiniz yoksa artı mı?” Öğretmen tam bir makine gibi sorulan her soruyu en ufak bir bıkma belirtisi olmadan cevaplıyordu. Daha negatifi pozitifi bilmeyen birini nasıl alabilirlerdi ki buraya? Ama neredeyse hepsi böyleydi. Sonra işler daha da garipleşti. Belirli saatlerde bize karanlık bir odada dev ekrandan programlar seyrettirmeye başladılar. En başında “Umut Production” yazan, devamında da... tavşanlı, kaplumbağalı, ayıcıklı çizgi filmler. İşte buna gariplik derim. Bir Allah’ın kulu çıkıp da “Arkadaş siz naapıyosunuz burda?!” demedi. Sanki ben diyebildim. Artık neredeyse iki derste bir bu programları seyrettirmeye başladılar. Sonraki derste ise, hoca giriyor, tahtayı bile kullanmadan anlatacağını anlatıyor, çoğunlukla okuyor, sonra da gidiyordu. Bu esnada da öğrenciler hızla not alıyorlardı. Bir gün dayanamadım teneffüste yanımdaki öğrenciye söyledim: “Ya bu hocalar ne biçim ders anlatıyor böyle, bir bok anlamıyorum vallaa.” Kız manyak: “Onun için mi her yıl ilk yüzde otuz öğrencileri var?” dedi. Artık bir sorun olduğundan emindim. “Günü gününe çalışırsan, programa uyarsan sen de başarılı olursun.” diye devam etti ama ben başka şeyler düşünüyordum. “Ben o programı saçma buluyorum. Fazla da sallamıyorum açıkçası.” dedim. Kız bir anda kayboldu? Allah Allah. Televizyon seansları başladığından beri deneme sınavlarında gittikçe diğer çocuklarla aramdaki puan farkı açılıyordu. Her sınavda kesinlikle yüz küsur öğrenciden sonuncu oluyordum, ve gerçekten kendimi aşşağılık bir yaratık gibi görmeye başlamıştım. Dershanede tam bir kaos ortamı vardı, ama dünyanın en düzenli, en sessiz kaosu. İnsanlar birbiriyle hiç konuşmamaya başladıktan sonra kafayı yiyecek gibi olmuştum. Kimse sorduklarıma, dersle ilgili bile olsa, cevap vermiyordu. Evet nerdeydik, kız ortadan kaybolmuştu değil mi? Ben de gittim en son deneme sınavının sonucuna baktım. Yine sonuncuydum, bu sefer benden bir önceki eleman beni neredeyse ikiye katlamıştı. Zaten ben hariç öğrenciler birbirine yakın puanlar alıyorlardı. Yanımda sonuçlara bakmaya gelen kız bir anda patlar gibi ağlamaya başladı. “Yanlış bakmışlar, yanlış bakmışlar” diye tam bir embesil gibi ağlıyordu. “Nerde senin puanın?” dedim, eliyle gösterdi. ‘Burcu Akel’ mi? “İyi de senin adın Ebru Akel değil mi?” dedim. Yüzüme baktı, sonra cüzdanından kimliğini çıkarıp ismine baktı. “Haklısın, ben karıştırmışım.” dedi! İşte o anda filmler koptu bende. Bütün bunlar yetmezmiş gibi az önce kaybolan kız geri geldi: “Seni müdür bey çağırıyor, bişey dicekmiş.” Lan? Kızın suçlayıcı bakışlarından hızla uzaklaşıp müdürün ‘seviyesine’ çıktım. Tık tık, girdim içeri. İçerdeydi, bilgisayarını kurcalıyordu. “Fuat Kolcu” dedi. Bu arada adım Fuat, tanıştığımıza memnun oldum. Gözlerimin içine çok kötü baktı be, sanki “itiraf et, sen öldürdün” diyecekmiş gibi. Zaten bir iki saniye düşünmedim değil, ‘lan acaba birini mi öldürdüm?’ diye. “Biz burda sizin iyiliğiniz için çabalıyoruz yavrum?” Biliyorum bu soru cümlesi değil ama herif soru sorar gibi söyledi. “Bize üç şeyi teyit etmiştin, bunlardan birisi de verilen programa uymaktı.” TAK! Kapı kapanma efekti. Swiss! Arkaya dönüp bakma efekti. OHA! İki tane zebella gibi adam görme efekti. “Naapıcaksınız dövecek misiniz? Naaptım ki ben?” “Kurallarımıza uymamışsın.” MIŞSIN. Güzel Türkçe’mizi öğrenelim; -mışsın ekinin halk arasındaki adı ‘ispiyon eki’dir, ve birinin sizi ispiyonladığını ifade eder. Bu durumda, ispiyoncu o manyak karı, ama niye? “Sen bize çok büyük sorun oldun. Diğerleriyle arandaki puan farklarına bir baksana. Artı programa uymuyorsun, artı... DÜZENİMİZİ SORGULUYORSUN.” Benim bişey sorguladığım yok ki, sadece... evet aslında sorguluyorum, “Siz ne biçim dershanesiniz!” diye patladım ne yazık ki. Hem de çok yanlış bir zamanda ve çoook yanlış bir yerde. Arkadan öyle bir darbe indi ki kafama, acıyı hissedemedim, sadece flaş ve sarsıntı. Ellerimi kollarımı arkadan iki zebella tuttu, sandalyeye oturtuldum. Kıpırdayamıyordum. Yarı baygındım, ama biraz da numara yapıyordum. Müdürün elinde iğne gördüm “Naabıcaksınııııııız” “Birazdan sınıfta kalp krizi geçirip öleceksin.” dedi müdür. “Ama neden? Bu kadar mı önemli? Tamam, söz, çok daha fazla çalışırım, arayı kapatırım, programınıza uyarım. Lütfe...” Adam şırıngaya ilacı çekti bile, beni sallamıyordu: “Sorun o değil ki. Sen bize uygun değilsin, programa uymadın, bizi sorguladın, puanların hala düşük, bu da gösteriyor ki gösterdiğimiz video programlarından da etkilenmiyorsun. Nerde sorun var hiç bilmiyorum, daha önce asla sorun yaşamadım. Yani senin IQ’na sahip olan yüzlerce...” “Durun durun durun bir dakka! Ben o testi uydurmuştum, nasıl olduysa tutmuş, yani ben sizin sandığınız kadar zeki de....” “UYDURDUN MU? Hayatını, geleceğini belirleyeceğin bir dershanenin sınavına girerken cevapları uydurdun mu? Bu ne biçim sorumsuzluktur! Zaten seni ilk gördüğümde anlamıştım geri zekalı... olmadığını.” Bir dakka bir dakka, mola (derler ya Amerikalılar). “Patron bir dakka siz geri zekalıları mı alıyodunuz?” Tabi ya! Ulan o kadar soruyu kıçımdan uydurmuşum, zaten tutsa sayısal lotocu falan olmam gerekirdi. Demek olayları buymuş. Adam devam etti: “Programımıza uyman için geri zekalı olman lazım. Zihnini anca o şekilde kontrol edip istediğimiz gibi yoğurabiliriz. Moronları çok severim, siliktirler, asla karşı gelmezler, her istediğini uygulayabilirsin. Ben bu işe yirmi küsur yılımı verdim, babam da bir o kadar zaman harcadı. Deneme yanılmalarla bu noktaya geldim. Dişliler çoktan yerine oturdu, sen çok geç kaldın. Biz bu işe bütün servetimizi yatırdık.” iğneyi koluma yaklaştırdı. “ÜLKEYİ MORONLAR YÖNETSİN DİYE Mİ?” baygın numarası yapmayı bırakıp aniden ayağa fırladım ve elindeki iğneye tekme attım. Kendimi ileri atınca kollarımı da kurtardım, gulyabanilerin arasından sıyrılıp dışarı attım kendimi. Arkamdan bağırdı: “Yakalayın, kaçıyor! Hepinizden kopya çekmiş!” Bir insan nasıl herkesten kopya çekebilir? Buna inanmak için geri zekalı olmak lazım :P Öğrenciler işini gücünü bırakıp bana saldırmaya başladılar. Lanet olsun zombilerle dolu bir binaya düşmüştüm sanki. Bir tekme ona, bir yumruk şu kızın suratına, “çekilin be” tekmelerle yumruklarla çıkışa vardım. En sevdiğim T-Shirt L Her neyse sırası değil. Hemen eve uçtum. Annem karşıladı kapıda “Oğlum ne oldu?” “Dur anne iki dakka ya, dershanede yaptılar.” “Ne! Merak etme ben şimdi ararım müdürü.” “Ne müdürü anne ya! Müdür yaptı zaten.” Hemen telefona sarıldım, sertçe elime aldım da denebilir. Dershaneyi aradım: “Aloov?” “Hepinizi şikayet edicem, dershanenizi kapattırıcam, sizi de hapse attırıcam. Bu yaptığınız yanınıza kar kalmıycak. Sizden şüphelenince her şeyi gizli kameraya çektim, programları, öğrencileri (blöf blöf blöf). Sizi Deha Muhtar’a maymun edicem.” “Selamımı da söyle, Faik Hoca dersin, çoktandır görmedim keratayı.” “O da mı?” “Hem de en başarılı öğrencilerimdendi. Sadece o değil. Etrafına bir bak. Konuşmayı beceremeyen matematik profesörleri, dört işlem yapamayan edebiyat hocaları, mühendisler, yöneticiler, memurlar, astronomlar, IQ testi yapılsa hiçbiri tutuk zekayı geçemez, ama en iyi mevkiler onlarda. İki formül, iki kitap ezberleyen profesör oluyor. Üniversiteye girince anlayacaksın. Şimdi hepsi mutlu, onları ben mutlu yaptım. Ayrıca... benim yöntemlerim Milli Eğitim Bakanlığı tarafından onaylanmıştır, Ramiz’ciğim sağ olsun, ona da çok emeğim geçti. Bana hiçbi şey yapamazsın, ben yasalım.” “İnsan öldürmek de mi yasal?” “Kanıtlayamazsın, üzgünüm. Bu arada eğer başka dershaneye gidersen veya bizi başkalarına anlatırsan seni ortadan kaldırmak zorunda kalırız...” Telefon kapandı. Unuttukları bi şey var, ben hepsinden daha zekiyim, eee? Durun bir dakka düşünüyorum. Pekala, kaba kuvvet, polis, jandarma, sanırım bunlar işe yaramaz. Mahkemelerde de zaten onların adamları var, yani bence var. Tamam, onları cümle aleme rezil etme planı kuralım bir tane... Ertesi gün maymunlar cehennemine geri döndüm. Seri adımlarla binaya dalıp TV odasına gittim. Beni gören öğrenciler, hiçbi şey olmamış gibi davranıyorlardı. Yirmi dakika sonra yayın odasından çıktım ve seri adımlarla, müdür ve adamları beni görmeden kaçtım. O günkü video programı hepsinden özeldi. Tinto Brass’ın en adi filmlerinden biri oynuyordu tavşanla kaplumbağa niyetine. Görevliler her zamanki gibi dışarıdaydı, yayından etkilenmemek için tabi. Ertesi gün tekrar gittim, yine yayın odasına girdim, bıraktığım gizli kameramı (komşu kızına nasip olamadı o kamera bir türlü) alıp cebime koydum. Dışarı çıktııııııım. Müdürle burun buruna geldik. “Yakalayın! Hepinizden kopya......” Moron olan onlar, ben değilim, eleman sözünü bitiremeden ben dışarı uçmuştum bile, laf aramızda iyi koşucuyumdur, özellikle götüm sıkıştığında. Ertesi Gün Şov Haber’de: “Dershanede skandal! Eğitim verecez diye porno seyrettirip, genç zihinleri bulandırıyorlar. Bu dershanenin adı... AZ SONRA!” Porno mu? Tinto Brass adi olabilir, filmleri iğrenç olabilir ama asla porno değildir... Çok merak ediyorum, o programı seyreden öğrencilere ne oldu? Dershane tabi ki kapatıldı. Onları kendi silahlarıyla vurmuş oldum. Müdür kimseye laf anlatamadı, zaten kimse bir daha çocuğunu o dershaneye yollamaya niyetli değildi. Bu ülkenin bu özelliğini çok seviyorum, birini karalamak o kadar kolay ki. Bana ne mi oldu? Şimdilik televizyon kanalından aldığım parayla idare ediyorum, bu arada resme devam. İşsiz olalım ne olcak?
Acı Çikolatalar, Efe Aydal :)
submitted by flozenlol to KGBTR [link] [comments]

KuCoin Akademi Ders 8: " Şimdi Bitcoinim Var, Onu Diğer Kriptolara Nasıl Çevirebilirim?"


Kriptoda yeni misiniz? Merak etmeyin. KuCoin'e ayak uydurun ve yakında bir kripto uzmanı olacaksınız!
Kripto temellerinden ticaret bilgisine kadar konuları kapsayan KuCoin Akademi programını başlattık. Her dersi öğrendikten sonra, ödül puanları kazanabileceksiniz! Bu Ağustos sonuna kadar en yüksek puanı alan en iyi öğrenciler KuCoin Ürünleri ve KuCoin VIP Niteliklerini alacaklar!
İşte 8. ders geliyor: "Şimdi Bitcoinim Var, Onu Diğer Kriptolara Nasıl Çevirebilirim?"
Bu derste öğrenecekleriniz:
* Spot Ticaret nedir?
* Farklı Hesaplar Arasındaki Fark
* Spot Ticaret Nasıl Yapılır
* Ne Tür Emirler Vardır?
* Ticaret İşlem Ücretleri
Makaleyi inceledikten sonra, 100 puana kadar kazanmak için lütfen bu testi (https://forms.gle/swmvMhG7wrCNTuDFA) bitirin! Ayrıca, her iş günü 10:00:00 (UTC +3) 'da KuCoin Telegram (https://t.me/Kucoin\_Exchange) grubunda bir açılır sınav yapacağız, bu yüzden yapabiliyorsanız bize katılın!
KuCoin'e ayak uydurun ve birlikte öğrenip kazanalım!
Önceki makalelerimizi okumak için KuCoin Academy'nin resmi Medium hesabına göz atın: https://medium.com/@KuCoinAcademy
Henüz KuCoin Hesabınız yok mu? Lütfen buradan kaydolun
submitted by KCTurkeyCM2 to kucointurkey [link] [comments]

Türk Kullanıcılara Özel AMPL Squad Etkinliği


Etkinlik Süresi: 5 Ağustos - 19 Ağustos
AMPL Squad’a katılmak için kriterler:

Aday, başvuru formunu KuCoin hesabı e-posta adresi veya KuCoin Kullanıcı Kimliği ve yönlendirme bağlantısı ile dolduracaktır.


Kullanıcıları, KuCoin'de AMPL ticareti için kaydolmaya ve işlem yapmaya davet etmek için KuCoin yönlendirme bağlantınızı veya kodunuzu kullanın.


Etkili bir kullanıcı, faaliyet süresi içinde en az 10 AMPL satın almalıdır koşul, aşağıda belirtildiği gibi bölüm 2 için geçerlidir.

AMPL Squad’a katılmanın faydaları
  1. Üye davet eden ve en yüksek 5 AMPL işlem hacmine ulaşan aday, sırasıyla bir KuCoin Özel Üretim Ürün alacak ve ayrıca aşağıdaki sıraya göre bonus alacaktır.


En iyi 5 Ticaret Hacmi - Bonus
  1.  50 AMPL 
  2.  30 AMPL 
  3.  20 AMPL 
  4.  10 AMPL 
  5.  5 AMPL 
Diğerleri
Ticaret hacmi 10 USD/AMPL’un üstünde olanlar - Rastgele 100 AMPL Dağıtım

2 . Davet edilen etkin kullanıcılar 10 veya daha fazlasına ulaşırsa aday 1 aylık VIP LV1 işlem ücreti indiriminden yararlanacak.

  1. Aday, hem davetiye hem de ticaret vol. kriterlerine göre, yukarıda belirtilen tüm ödülleri alacaktır.

Etkinlik 2 : Yeni Kullanıcılar için AMPL Squad
Etkinlik Süresi : 5 Ağustos - 19 Ağustos
Kurallar:
A. En iyi 200 kullanıcı ve 20 AMPL ticareti yapan kayıtlı yeni kullanıcı, 500 USDT / AMPL'yi eşit olarak paylaşacak

B. Yeni kullanıcının tanımı: Etkinliğin başlamasının ilanından sonra herhangi bir zamanda yeni hesap oluşturan kullanıcı.

C. Katılımcıların Kullanıcı Kimliğini veya hesap e-posta adresini doldurmaları ve belirtilen formda ticaret yaptığına dair ekran görüntüsünü yüklemeleri gerekir.

D. KuCoin kazanan listeyi toplayacak ve etkinlik tamamlandıktan sonra ödülü 15 iş günü içinde dağıtacaktır.

Etkinlik 1 için Katılım formu: https://forms.gle/sq9VunMk6pJbVCxD9
Etkinlik 2 için Katılım formu: https://forms.gle/cmqoWzHeE3J3atub7
submitted by KCTurkeyCM2 to kucointurkey [link] [comments]

Türkiye, ABD firmasının YPG/PKK ile petrol anlaşması imzalamasına kızgın

Türkiye Pazartesi günü ABD'li bir firmanın YPG / PKK liderliğindeki Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ile Suriye'nin kuzeyindeki petrolü çıkarmak, işlemek ve üretmek için bir anlaşma imzaladığını kınadı.

"ABD'nin bu adıma verdiği desteği, uluslararası hukuku göz ardı ederek, Suriye'nin toprak bütünlüğünü, birlik ve egemenliğini ihlal ettiği ve terörizmin finansmanı kapsamında ele alındığı için derin bir pişmanlık duyuyoruz. tamamen kabul edilemez "dedi Dışişleri Bakanlığı yazılı bir açıklamada.

Türkiye’nin sözleri, ABD merkezli Delta Crescent Energy LLC’nin Suriye’nin kuzeydoğu bölgelerinde petrol çıkarma, işleme ve ticaret için SDF ile bir sözleşme imzaladığını bildirdi.

Bakanlık, "Bu adımla PKK/YPG terör örgütü ayrılıkçı gündemini Suriye halkının doğal kaynaklarını ele geçirerek ilerletme arzusunu açıkça gösterdi. Suriye'nin doğal kaynakları Suriye halkına ait," dedi.

PKK, Türkiye ve ABD'de atanmış bir terör örgütüdür, ancak Washington, Ankara'nın itirazlarına rağmen YPG'ye kuzeydoğudaki birincil ortağı olarak yoğun bir şekilde bağlı kalmaya devam ederken Suriye kuzenini de benzer şekilde etiketlemekten kaçınmıştır.

ABD'nin YPG'ye desteği, ABD-Türkiye ilişkileri üzerinde büyük bir baskı oluşturmuştur.

Türkiye'ye karşı 30 yıldan fazla süren terör kampanyasında, Türkiye, ABD ve AB tarafından terör örgütü olarak listelenen PKK, kadınlar, çocuklar ve bebekler de dahil olmak üzere 40.000 kişinin ölümlerinden sorumludur. YPG, PKK'nın Suriye şubesidir.
submitted by NewsJungle to TurkishNews [link] [comments]

Eylem yapmak isteyen arkadaş eğer çok eminse kilit nokta olduğu konusunda

Kağıt üzerinde her gelene 20 tl verip eylemine katmış gibi işlem yapsınlar bütün vebal üzerimdedir desin gelecek olanlar imzalasın
Sonra sırf iş sahibi olacağını bildiği için fetö okullunda okuyup, fetöye katılıp darbe günü geldiğinde biz kandırıldık suçsuzuz eylem olduğunu bilmiyorduk bize böyle bir şey imzalattı 20 TL verdi derler bi bok bildiğim yok ama bence yırtarlar
submitted by hayalidostlarmekani to KGBTR [link] [comments]

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 10

Sosyalizme Çağrı (Marksizm Hakkında) – Gustav Landauer – 10
https://preview.redd.it/o4ulfrp63id51.jpg?width=750&format=pjpg&auto=webp&s=cd5a993c71e87be745898fbbf5093e26c1f0101c

Marksizm 5.2

Yeri gelmişken, güçlü üretici ve tüketici hareketlerinin muazzam bileşimi ile bastırılmaları halinde devlet ve kapitalizmin ne yapacağı ve ne yapmak zorunda kalacağına dair öngörü, “Şimdi ne yapabiliriz? Devlet bunu yasaklayacaktır!” şeklindeki bildik kalıp ile işçilere bir uyarı olarak anlaşılmamalıdır. Bu tür bir uyarı bizim yolumuz ve bizim görevimiz değildir. Yine de diğerlerinin kendi rollerine göre hareket edeceğini varsayıyoruz; bu beklenir bir şeydir ve bize sıkıntı vermemelidir. Bu bakımdan her kim kapitalistlerin işçilerden çok daha az kazandığını ve işçilere çok daha fazla ödeme yaptığını görmeyi kendine görev addetmişse bizden şunu öğrenmiştir: başarılı bir sendika mücadelesiyle birleşmiş güçlü bir tüketici-örgütü uygun olan silahtır. Zira neredeyse hiç kimse bunun alternatifine, hükümet tarafından ücretin ve fiyatın sabitlenmesine, çok fazla umut bağlamayacaktır. Tıpkı gelir vergisi yoluyla kapitalistin fazla gelirine, bu fazlalığı örneğin işçi birlikleri aracılığıyla proletaryaya yönlendirmek için ilgili el koyma girişimine çok az umut bağlayacakları gibi. Bu da zar zor devrimci bir yöntemdir, kifayetsiz ve amatörcedir ve buna sadece geçiş aşamasında geçici olarak başvurulabilir. Benzer vasıtalar, Fransız devrimci hükümeti idaresi altında başarısız bir şekilde zaman zaman denenmiştir ve 1848’den hemen sonra Fransa’da Girardin tarafından da tavsiye edilmiştir. Lasalle’ın siyasal eylemi ve programı da bu yönde ilerlemiştir.
Bu bakımdan devrim ve sosyalizm, mücadele ve inşa bileşimi ile toplumu durma noktasına getirme amaçlı bu özel girişime karşı uyarıda bulunmuyoruz. Sadece bu noktadan şu anda çok uzak olduğumuzu ve tüketici kooperatiflerinin, bugün var oldukları gibi – gerçi bunların sosyalizmin sadece acınası başlangıcı olup olmadığını bilmeden – ciddi bir biçimde kapitalizmin fiyatlarını çökertmek ya da müşterilerini ellerinden almak için en az uygun olan vasıtanın bunlar olmadığını söylemeliyiz. Dolayısıyla sosyalizme çağrı yapanların ana görevi budur. Sosyalizm, eğer gelecekse, yalnızca tüketimle başlamalıdır ve başlayabilir.
Bu aşağıda açıklanacaktır. Buradaki görev, kapitalist üretim alanındaki tüm faaliyetlerin ve tüm tek taraflı mücadelelerin ve dolayısıyla üreticilerin tüm faaliyetlerinin kapitalizm tarihinin bir parçası olduğunu, başka da bir şey olmadığını göstermekti.
Kapitalizmin idaresi altında işçi, ihtiyacı dışında gelirini belirleyecek başka her hangi bir ilkeye sahip olmayı kaldıramaz. Lakin kendisinin ve ailesinin var olması için sadece yeteri kadar kazanmak hayati bir zorunluluk değildir; sağlığını, uykusunu ve dinlencesini uzun çalışma saatleri ile harap etmemek de böyledir.
Fakat üreticilerin sendika faaliyetini, işçilerin ekonomik olarak kendi kendilerine-yardımlarını ve yasal düzenlemeler için devlete uyguladıkları baskıyı tarif edip eleştirdiğimiz için bu örgütlerin ve mücadelelerinin iki önemli görevi daha kısaca ele alınmalıdır. Sendikaların ana görevleri halen daha çalışma saatlerinin kısaltılmasını ve ücret yapısındaki değişimi kapsamaktadır. Ki bunlar, yani götürü işin ikamesi ve günlük ödemeli sözleşmeli iş, birbiri ile yakından ilişkilidir. Götürü iş ve sözleşmeli iş elde edilen ürünün niteliğine ve niceliğine göre iş için yapılan ödemedir. Adil bir takas sisteminin emek için her zaman bu tür bir ödemeye geri döneceği söylenmelidir fakat insana karşı adil olmayan, insanın asli ihtiyaçlarını ihmal eden bir toplumda eşya odaklı adalet ile insanlara karşı adaletsizliğin şiddetlenmesinden daha kötü neredeyse hiçbir şey olamaz. Kapitalizmin idaresi altında işçi, ihtiyacı dışında gelirini belirleyecek başka her hangi bir ilkeye sahip olmayı kaldıramaz. Lakin kendisinin ve ailesinin var olması için sadece yeteri kadar kazanmak hayati bir zorunluluk değildir; sağlığını, uykusunu ve dinlencesini uzun çalışma saatleri ile harap etmemek de böyledir. Çalışma saatlerini kısaltma mücadelesi götürü işe ve sözleşmeli işe karşı çıkmak için işçiye yeni bir sebep de verir. Kısaltılmış saatler gelirini düşürmemeli ve kendisini çalışma yoğunluğunda ölçüsüz bir artışa zorlamamalıdır. Buna göre bazı mesleklerde örneğin inşaat sektöründe günlük değil saatlik ücret ödenmesi belirsiz bir değer taşır. Bu da işçileri daha az çalışma saati için verdikleri her savaşta aynı zamanda daha yüksek saat ücreti için de çarpışmaya zorlar ve genellikle böyle bir çekişme sonunda bir taviz ortaya çıkar: işçiler bir hedeflerini kazanırken diğerinden vazgeçmek zorunda kalırlar. Böylelikle mesela iş sürelerini kısaltırlar fakat aynı zamanda kendi gerçek gelirlerini azaltırlar. Buna göre kapitalist sistem altındaki her yerde işçiler sadece götürü işe ve sözleşmeli işe karşı değil saatlik ücrete de karşı çıkmak zorundadır. Günlük ücret kapitalist işçinin talebi olmalıdır. Bu durum kültür ve ahlak bozulmasının sesini duyan herkese şunu açıklar: yaşam pazarına giren ve mal takas eden işçi özgür bir adam olmayıp, iaşesi efendisi tarafından bahşedilmesi ve toplum tarafından garanti edilmesi gereken bir köledir. Günlük ücretler sistemi altında iş ile ürünlerinin niteliği ve niceliği arasında açık bir ilişki yoktur; quid pro quo (verilen şey karşılığında alınan şey) takası yoktur. Sadece geçimi arzulayan ihtiyaç vardır. Bu bakımdan biz yine fark ediyoruz ki kapitalist dünyada işçi kendi varlığını korumak için bir kapitalisti, kültür karşıtı kurumu savunmak zorundadır. İhtiyaç ve üretici olarak rolü işçiyi kapitalizmin bir hizmetçisi ve tebaası yapar. Kendi günlük ücret sistemi için verdiği örgütlü emek mücadelesinin, diğer bir deyişle gizli oy için siyaseten militan olan işçinin mücadelesinin devlet yaşamında muadili bulunur. Geçimini ürüne karşı ürün takas etmek yerine, yani ürün için fiyatı ya da ücreti almak yerine günlük iaşe ücreti biçiminde elde etmek ne kadar haysiyetsiz ise kişinin topluma karşı görevini ve hakkını oy kabininde korkudan saklanarak icra etmesi de aynı derecede acınasıdır. Egidy’nin halkın oyunu kullanmasını savunmasının sebebi buydu: özgür ve namuslu adamlar açısından oylamanın hiçbir kötü sonucu olamayacağını iddia etmişti. Fakat bu donkişotvari asil bir adam düşüncesiydi. Zamanımızda işçi günlük-ücret-kazanan olmayı ve vatandaş da ürkek kul olmayı istemelidir. Bireysel ölçekte, kapitalist ekonominin ve kapitalist devletin girift semptomlarının izhar olduğu yerde tedaviyi başlatmayı istemek imkânsızdır. İşçi yaşamını korumalıdır ve kapalı bir kabinde oy vermeye gitmediği takdirde yaşamı tehdit edilecektir. Bu arada günlük ücretini almadığı takdirde de geçimi tehdit edilecektir. Tüm bunlar ve burada konuştuğumuz her şey, kapitalizmi terk etmediğimiz müddetçe yaşamın zaruriyetleridir, fakat elbette bunlar sosyalizmin yolları ve araçları olmaktan çok uzaktır.
İş saatlerini kısaltmanın iki yönü bulunmaktadır. Bu yönlerden ilki sık sık anılmasına karşın ikincisi ile bildiğim kadarıyla çok ilgilenilmemiştir. İlk olarak, çalışma süresini kısaltmak işçi için, gücünü muhafaza edebilsin diye, gereklidir. Burada kapitalizm altında mücadele ve düzenleme için gerekli bir kurum olan sendikalara saldırmak bizim görevimiz değildir, zira bu kesinlikle aptalca ve neredeyse suç olurdu çünkü yaşayan insanın refahı hürmetine kapitalizmin her bir yönüne karşı çıkılmayacaktır. Serinkanlı ve objektif bir eleştiri önermekle birlikte bizlere burada bir an durup önemli çalışmaları için sendikalara hak ettikleri teşekkürü belirtmeliyiz. Sendikalar, tüm ülkelerde işçilerin yapageldikleri zahmetli işlerin, faaliyetlerini ruhsuz ve ölümcül sıkıcı kılan, aşırı yoğun tekniklerle kendilerini yorgun ve bunalımlı yapan fabrikalarda, çoğunlukla da kendilerini ilgilendirmeyen işlerin sürelerini kısaltmıştır. Onlara teşekkür etmeli ve onları övmeli: kaç kişiye iş saatlerinden sonra dinlenme, güzel bir aile yaşamı, ucuza elde edilebilen yaşam sevinci, güzel kitaplar ve yazılar ve kamu yaşamına katılım fırsatını sunmuşlardır. Kaç kişi – ve ne kadar az! Sadece son yıllarda bir başlangıç yapılmış ve çoğunlukla yetersiz, genellikle saçma bir biçimde kötü ve parti-politika vasıtaları ile elde edilen dinlenme saatlerinin doğru kullanımı için de bir şeyler yapılmıştır. Sendikalar uzun çalışma saatlerine karşı mücadelenin yanı sıra alkolizmin zararlarıyla savaşmak için ortaya çıkmıştır. Sadece üretken işçi ile değil işten sonra dinlenme zamanlarındaki işçi ile ilgilenmeyi de kendi görevleri addetmelidirler. Bu alanda daha yapılacak çok iş var ve halkımız arasında sanatçılar, şairler ve düşünürlerle işbirliği için çok fırsat var. Sadece sosyalizme çağırmamalıyız. Sadece düşüncenin sesini takip etmemeli ve geleceği inşa etmemeliyiz. Bizler için beden ve biçime dönüşmek isteyen ruhun hürmetine, dikkatimizi, halkımızın yaşayan insanlarına, yetişkinlerine ve çocuklarına çevirmeliyiz ve bedenleri ve ruhları güçlü ve iyi, sıkı ve esnek olsun diye elimizden gelenin en iyisini yapmalıyız. Sonra bu yaşayan insanlarla sosyalizme ilerlemeliyiz! Fakat bu ifadeden bunlara belli bir sözde sosyalist sanat veya bilim ya da eğitim sağlamamız gerektiği anlamı çıkarılmasın. Heyhat, parti broşürleri ve taraflı yazılar ile bu konuda ne kadar çok kötülük yapılageldi ve Sosyal Demokrat olana göre, sözde burjuva bilimi örneğin, ne kadar da çok değerli, doğal ve özgürdür! Bu tür tüm girişimler resmi, doktrinci bürokrasiye yol açar. İşçi sınıfı çevrelerinde sessiz ve sonsuz olan her şeyin küçümsendiği veya bunların bilinmediği, öte yandan ajitasyonun ve günün suni sloganlarının abartıldığı ve incelikten yoksun bir şekilde geliştiği [anlayışı] tüm Marksist ekollerin, Sosyal Demokratların ve de anarşistlerin paylaştığı büyük bir hatadır. Geçenlerde Sosyal Demokrat bir dernek tarafından desteklenen ve işçi sendikası üyelerinin katılım sergilediği Alman edebiyatı ile ilgili on konferans verdiğim büyük bir Alman şehrinde, bir konferans sonrasında, anarşist işçilerin daha önceden bana sormaktan kaçındıkları soruyu sormak için (lütfen bir ara kendilerine konferans vermemi istemek için) gelmelerini ben kendim de tecrübe ettim! O zaman kendilerine şu cevabı vermeye karar verdim: Goethe, Hölderlin ve Novalis, Stifter ve Hebbel, Dehmel ve Liliencron ve HeinrichvanReder ve Christian Wagner ve pek çok başka isim üzerine konuştuğum bir konferans verdim fakat siz bunları duymak istemediniz çünkü bize gelen insani güzelliğin sesini bilmiyordunuz, yaşamın güçlü ve sakin ritmi ve armonisi, dinlenmiş meltemlerin yumuşak hareketlerinde ve hareketsizliğin kutsal dinginliğinde olduğundan daha fazla fırtınanın sesinden bulunamaz. “Esen meltemin, damlayan suyun, büyüyen ekinin, dalgalanan denizin, yeşeren yeryüzünün, parlayan gökyüzünün, parıltılı yıldızların muhteşem olduğunu düşünüyorum: görkemli bir şekilde yaklaşan boranın, evleri paramparça eden şimşeğin, dalga getiren fırtınanın, ateş püskürten volkanın, tüm ülkeleri sallayan depremlerin önceki olaylardan daha fazla muhteşem olduğunu düşünmüyorum, aslında bunları salt daha yüksek yasaların etkileri oldukları için daha küçük düşünüyorum… İnsan ırkına kılavuzluk eden yumuşak ve nazik yasayı bir an için görmek istiyoruz… Adalet yasası, ahlak yasası, her insanın, diğerleri ile birlikte, saygın, onurlu ve güvenli yaşamasını isteyen yasa ki böylelikle insan yüksek insani yolu takip edebilsin, yoldaşlarının sevgisini ve takdirini kazansın. Böylelikle bir mücevher gibi korunsun, zira her insan diğer tüm insanlar için bir mücevherdir, bu yasa insanların diğer insanlarla birlikte yaşadığı her yerde bulunur ve insanın diğer insanlara karşı davranışlarında gösterilir. Bu yasa eşlerin birbirine duyduğu sevgide, ebeveynlerin çocuklarına olan sevgisinde, çocukların ebeveynlerine olan sevgisinde, erkek ve kız kardeşlerin sevgisinde, arkadaşların birbirine olan sevgisinde, iki cins arasındaki tatlı meyilde, geçinip gittiğimiz çalışkanlığımızda, küçük çevremiz, çok uzak yerler ve tüm dünya için eylemlerimizde bulunur…” (Albert Stifter) Bu yüzden burada yüksek sesle çağırdığımız, sessizce konuştuğumuz sosyalizm, aynı zamanda insanın birlikte yaşamının daimi güzelliğinin nazik gerçekliğidir. Sosyalizm, çirkin çağdaşlığın vahşi, çirkin geçişsel yıkımı değildir. Öyle bir yıkım ki belki de bir yan ürün olmak zorunda kalacaktır. Fakat yaşamın güzelliğinin nazik çalışması daha önceden ruhlarımızda ve ruhlarımız kanalıyla gerçek hayatta yapılmamış olsa [sosyalizmi]çağırmak yıkıcı, sağlık-sız ve yararsız olacaktır. Taşıdıkları tüm ateşli hevese rağmen tüm yeniliklerde viran, çirkin ve imansızca bir şeyler vardır. Tüm eski şeyler, ordu ve ulus devlet gibi en kötü nama sahip ya da arkaik kurumlar bile, eski ve bir geleneğe sahip olduklarından, tüm köhneliklerine, gereksizliklerine ve eskimişliklerine rağmen, güzelliğin deyim yerindeyse ışıltısına sahiptir. Bu yüzden, geçmişte, kadim ve kutsal yaşamda demirli, bitmiş, denenmiş ve test edilmiş bir şey olarak hâlihazırda yaşamlar yaratmak isteyen, ileriye yönelik tahayyüle sahip türde yenilikçilerden olalım. Bu yüzden daha çok kendi inşa ettiğimiz nazik, sonsuz ve bağlayıcı gerçeklik vasıtasıyla yıkalım. Cemiyetimiz [Bundt] bizleri gerçeklik dünyasına bağlayan ebedi güçlerle birlikte mücadele eden bir yaşam cemiyetidir. Bizleri güdüleyen düşüncenin gerçekten de bir düşünce, diğer bir deyişle ruhun sakin toplumu ile birlikte fani, parça parça ve yüzeysel geçici fenomenin ötesinde bizleri birleştiren bir bağ olmasına izin verin. Bu bizim sosyalizmimizdir, sanki ezelden beri var olmuş gibi geleceğin yaratılmasıdır. Anın coşkusundan, öfkeli, şiddetli tepkilerinden gelmesine müsaade etmeyin, ruhun varlığından, beşeriyetimizin geleneğinden ve mirasından gelmesini sağlayın.
Teknolojinin elinde neredeyse her zaman artan işi salt makinelerin hizmetçileri olan insanların faaliyetlerinden çıkarma ihtiyacını karşılayacak düşünceleri ve modelleri bulunur.
Sendikalara çalışan insanların dinlenme vakti ve boş zaman edinmeleri için verdikleri mücadeleleri nedeniyle minnettarlığımızı ifade etmek amacıyla konudan saptık. Burada söylenen her şeyi teşekkürümüz olarak kabul edin. Salt arkaik ve eskimiş olana ait korkunç çürüyen urların ürünleri, sonuçları ve aksi tesiri olmaktan ziyade bir zamanlar ortak olan ve şimdilerde bir başına bırakılan batmış ruhu yeni biçimlere ve yaşama ve güzelliğe geri yönlendiren üretken insanlar olmayı istediğimiz için, minnettarlığımız da üretken olmalı ve işçilerin dinlenme vaktini ve serbest zamanını oluşturması gereken şeye yönlenmelidir. Ancak o zaman sağlıklı, güçlü ve ruhani insanlar, bizden kadim bir şeymiş gibi çıkması gereken yeni gerçekliği hazırlayabilecektir, eğer herhangi bir faydası ve kalıcılığı varsa.
Çalışma saatlerinin azaltılması işçiler için daha fazla boş vakit yaratır. Ancak kişi bu gerçeğe sevinse bile, bu tür kazanımların genellikle nasıl sonuçlara sahip olduğunu gözardı etmemelidir: işçilerin gücünün daha fazla sömürülmesi, işin yoğunluğunun artması. Çoğunlukla yüksek düzeyde kapitalistleştirilmiş müteşebbis, örneğin büyük bir anonim şirket, işçilerin zaferinden sevinç duymakta haklıdır. Diyelim ki belli bir sektörün tüm müteşebbisleri, çalışma saatlerini kısaltmaya zorlanmış olsun. Büyük teşebbüsler işçiyi seri makinelerin hizmetine daha da sürekli olarak zincirleyen yeni makineleri getirmek suretiyle bundan kaynaklanan kayıplarını genellikle tazmin edebilmektedir. Böylelikle orta ve küçük ölçekli rakipleri üzerinde büyük bir avantaj kazanırlar. Elbette bazen tersi gerçekleşir ve devasa teşebbüsün muazzam mekanizmasını yeniden şekillendirmesi engellenir. Öte yandan orta ve küçük ölçekli müteşebbis, aktif satışı varsa ve kredisi iyiyse, yeni koşullara daha kolay adapte olabilir.
Teknolojinin elinde neredeyse her zaman artan işi salt makinelerin hizmetçileri olan insanların faaliyetlerinden çıkarma ihtiyacını karşılayacak düşünceleri ve modelleri bulunur.
Bu, çalışmaksızın daha uzun bir gecenin diğer acı tarafıdır: daha yorucu iş günü. Yaşayan insan, aslında sadece yaşamak için çalışmaz, işte iken yaşamını hissetmek ve iş sırasında işinden sevinmek ister. Akşamları sadece boş zaman, dinlenme ve neşe değil, hepsinden öte faaliyetinin kendisinden, bedeninin fonksiyonlarında ruhunun güçlü varlığından haz almaya ihtiyaç duyar. Çağımız sporu, kaslar ve sinirlerin verimsiz, oyunbaz faaliyetini, bir tür işe veya uğraşa çevirmiştir. Gerçek kültürde işin kendisi bir kere daha tüm enerjilerimizin oyunbaz sağılışına dönüşür.
Ayrıca sanayici, çalışma süresinin kısaltılmasının kendisinden götürdüklerini yeniden kazanmak için, teşebbüsünün mekanik aygıtını değiştirmek zorunda bile kalmaz. Fabrikada demir ve çelikten inşa edilmemiş ilave bir mekanizma vardır: çalışma sistemi. Birkaç yeni düzenleme, birkaç yeni denetleyici ve ustabaşı pozisyonu genellikle bir teşebbüsü yeni makinelerden daha çok hızlandırır. Ancak bu tür bir sistem nadiren uzun ömürlü olur. Her zaman işçinin tembelliği veya doğal yavaşlığı ile gözetmenlerin sevk edici enerjisi arasında sessiz bir mücadele vardır. Zamanla iş insana karşı insan meselesi haline geldiğinde, her zaman bir tür eylemsizlik yasası kazanır. Yavaş çalışma için verilen bu mücadele her zaman, sınıf mücadelesinde bilinçli bir silaha ve sözde sabotaj biçimine dönüşmeden çok önce, var olmuştur. Belli bir amaç için, yavaş, ucuz, kötü hatta zararlı iş teslim etmek üzere işçilere çağrıda bulunan bu tür bir sabotaj, özel durumlarda, mesela postane, demiryolu veya liman işçileri grevlerinde mükemmel hizmet gerektirebilir. Bununla beraber sorgulanabilir bir yanı da vardır. Üretici rolünde işçilerin aşırı mücadele araçları [kullanılırken] sınıf bilincine sahip militanın nerede sona erdiğini ve ruhen boş, harap ve yoz, her tür faydalı işin tiksindirici geldiği sorumsuz insanın nerede başladığını ayırt etmek her zaman mümkün olmaz.
Hızlandırılmış çalışma sisteminin sadece geçici etkisi olur fakat makine amansızdır. Kendisine ait belirli bir atım sayısı, verili çıktısı vardır ve işçi artık az çok insan kişisine değil insan enerjisini sömürmek üzere insanlar tarafından yaratılan metal şeytana dayanır. İnsanın işindeki neşesinin psikolojik düşüncesi burada tali bir rol oynar; her işçi bilhassa acı bir biçimde bilir ve hisseder ki makineler, aletler ve hayvanlar çalışan insandan daha iyi muamele görür. Bu, yukarıda söylenen herhangi bir şey kadar provokatif, demagojik abartı olmaktan uzaktır. Bu, soğuk, sade hakikattir. İşçilere genellikle azami kızgınlık tonuyla köleler denmektedir. Ancak kişinin, birinin ne dediğini bilmesi gerekir ve “köle” gibi kelimeyi dahi ciddi, edebi anlamı ile kullanmalıdır. Köle, ölümü maliyete sebep olduğundan – yeni bir köle alınmak zorundadır – psikolojik olarak yönlendirilmesi gereken, himaye edilmiş (protege) [kişidir]. Modern işçinin efendisiyle ilişkisinin korkunç tarafı şudur ki modern işçi kesinlikle bu tür bir köle değildir; çoğu durumda müteşebbis işçinin yaşamasına ya da ölmesine tümüyle kayıtsız kalabilir. Modern işçi kapitalist için yaşar fakat kendisi için ölür. İkame edilebilirdir. Makineler ve atlar satın alınmak zorundadır ki her ikisi de satın alım ve işletim maliyetlerini kapsar. O yüzden köle önce satın alınmalı ve çocuk olarak dahi eğitilmeli ve sonra onun iaşesi sağlanmalı idi. Modern müteşebbis modern işçiyi ücretsiz edinmektedir; birine ya da diğerine geçimlik ücret temin etmek kendisi açısından farksızdır.
Teknolojinin sınırları, kapitalizme dâhil olduğu için, insanlığın sınırlarının ötesine geçmiştir. İşçilerin yaşamı ya da sağlığı ile ilgili çok fazla bir kaygı yoktur (burada kişi sadece makineleri düşünmemelidir; atölyelerin ve fabrikaların kirli havasında bulunan tehlikeli metal atıklarını, tüm şehirler üzerindeki havanın zehirlenmesini de hatırlamalıdır) ve kesinlikle işçilerin yaşam sevinci ya da iş sırasında rahat etmesi ile ilgili kaygı da yoktur.
Yine burada müteşebbis ile işçi arasındaki ilişkinin duyarsızlaşması ve insanlıktan uzaklaşması sırasında kapitalist sistem, modern teknoloji ve devlet kapitalizmi ele ele yürür. Kapitalist sistemin kendisi işçiyi sayıya indirger. Teknoloji, kapitalizm ile ittifak içinde işçiyi çarkın bir dişlisi yapar. Son olarak devlet, kapitalistin işçisinin ölümüne yas tutmaması için hiçbir gerekçesi olmamasından hatta ölüm ya da kaza durumlarında işçi ile şahsen ilgilenme ihtiyacı duymamasından emin olur. Devletin sigorta kurumları kesinlikle pek çok açıdan ele alınabilir fakat bu yönü de gözden kaçırılmamalıdır. Onlar da yaşayan insanlığı kör işleyen bir mekanizma ile değiştirir.
Teknolojinin sınırları, kapitalizme dâhil olduğu için, insanlığın sınırlarının ötesine geçmiştir. İşçilerin yaşamı ya da sağlığı ile ilgili çok fazla bir kaygı yoktur (burada kişi sadece makineleri düşünmemelidir; atölyelerin ve fabrikaların kirli havasında bulunan tehlikeli metal atıklarını, tüm şehirler üzerindeki havanın zehirlenmesini de hatırlamalıdır) ve kesinlikle işçilerin yaşam sevinci ya da iş sırasında rahat etmesi ile ilgili kaygı da yoktur.
Bunlardan etkilenen Marksistler ve işçi kitleleri, sosyalistlerin teknolojisinin bu çerçevede kapitalist teknolojiden temelde ne kadar farklı olduğu (gerçeğinden) tümüyle bihaberdir. Teknoloji, kültürlü halk arasında kendisini kullanmak isteyen özgür insanların psikolojisine göre yönlendirilmelidir. İşçilerin kendileri hangi koşullar altında çalışma istediklerine karar verdikleri zaman üretim dışında harcamak istedikleri zaman ile üretim içinde kabul etmeye istekli oldukları işin yoğunluğu arasında uzlaşma sağlayacaktır. Kayda değer şahsi farklılıklar olacaktır: bazıları dinlenme ve boş vakitlerine daha uzun zaman harcayabilmeleri için çok hızlı ve enerjik çalışacak, diğerleri ise günün hiçbir saatini salt araçlara indirgemeyi tercih etmeyecek ve işlerinin kendisinin zevkli olmasını ve rahat bir tempoda ilerlemesini isteyecektir.
Bugün bunların hepsi göz önünde tutulmamaktadır. Teknoloji tümüyle kapitalizmin etkisi altında bulunmaktadır. Makine, alet, insanın ölü hizmetçisi, insanın efendisine dönüşmüştür. Büyük ölçüde kapitalist bile kendi getirdiği mekanizmaya bel bağlar ve bu an, kısaltılmış çalışma süresinin ikinci yönünü inceleyebileceğimiz andır. İlki teknolojinin işçinin gücünü muhafaza etmesine hizmet etmesiydi; artan iş yoğunluğunun ne ölçüde bu eğilimi karşıladığını şimdi gördük. Fakat çalışma saatlerinin kısaltılması işçi sınıfının yaşayan üyeleri açısından işsizlerin sayısını azaltan ilave pozitif etkiye de sahiptir.
Anlayacağınız sanayici makinesini kapasitesine göre kullanır. Makineler, karlı olabilmeleri için belli bir süre çalışmalıdır. Eğer teşebbüsü kar edecekse sanayici yurt içinde ve dışında rekabetine uyum sağlamalıdır: sanayici elektrik santrali masrafını çıkarmak için pek çok sektörde makinelerini gece gündüz çalıştırmaya zorlanmaktadır. Bu yüzden çalışma saatleri kısaltıldığında sanayici daha fazla işçi alacaktır. 24 saatlik çalışma periyodunu, yani nöbetleşe vardiya sistemini getirmek için işçiler ile mücadele fırsatını sık sık kullanacaktır. Kâr ihtiyacı, sistemin talepleri, işçilerin talepleri, bunların hepsi genellikle müştereken, daha fazla işçinin istihdamına ve dolayısıyla sözde yedek sanayi ordusunun sayısının düşmesine yol açar. Sınır hep teşebbüsün kârlılığı ile belirlenir ve bu vesile ile sistemin gerektirdikleri ile piyasanın hazmetme kapasitesi arasında bir tür anlaşma sağlanır.
Genellikle müteşebbis, elektrik santralini makinesi ile bu makineleri çalıştıran işçilerin sayısı tarafından belli bir hacimde işletmeye devam ettirmek için zorlanmaktadır ve piyasa çıktıyı tüketemez hale gelirse o zaman sanayici fiyatları düşürmelidir: zira yeterince ucuz olduğu müddetçe kapitalist piyasa tüm malları emebilir. Bir kapitalistin gece gündüz çalışan binlerce işçisinin olmasının sebebi budur ve yine de her saat başı para kaybeder. Kapitalist bunu fiyatların yine artacağı daha iyi zamanların umuduyla kabul eder. Bu umut gerçekleşmezse belli günlerde tesisinin bir kısmını ya da tamamını kapatmak zorunda kalacaktır.
Teknolojinin kapitalizmin etkisi altında bulunduğuna dair ifademiz kapitalizmin de buna mukabil kendi yarattığı teknolojinin kölesi olduğu sonucu ile tamamlanmalıdır. Bu açmaz sihirbazın çırağının açmazı gibidir: “Çağırdığım ruhlardan bir daha kurtulamıyorum!”. Refah, zamanlarında, lehte piyasa koşullarında teşebbüsünü belli bir ölçekte ayarlayan her kim olursa olsun artık ne kadar üretmesi gerektiği ile ilgili bir seçeneğe sahip değildir. Müteşebbisin kendisi de kendi makine çarklarına bağlanır ve genellikle işçileri ile birlikte ezilir.
Burada, kapitalist üretimin spekülasyonla en yakın bağlantılı olduğu noktalardan birine temas ettik. Kapitalizm ölçeğinde çok az insan ancak teşebbüsünün ve piyasasının koşulları yüzünden spekülasyona zorlanmayacaktır. Herkes, birbirinden tümüyle bağımsız şu iki faktöre dayandığı ölçüde spekülatördür: birincisi, müteşebbisin insanlardan ve makinelerden müteşekkil aygıtının gerektirdikleri ve ikincisi dünya piyasasının fiyat dalgalanmalarıdır. Bu durumdaki insanlar – ki genellikle yıllarca her hafta yüzlerce ya da binlerce işçiye sabit bir ücret ödeyip her hafta kayıp yaşarlar – “İşçilerim benden iyi durumda!” sızlanması ile sık sık feryat etmelidir. Sayısız endişe ile eziyet çeken zavallı zengin adam genellikle servetinin bir kısmı ile borsada başarılı spekülasyonlar yaparak kendisini kurtarabilir. Bu şekildeki ticaret, spekülasyon alanındaki kötü şansını dengeler. Öte yandan işi gelişen kişi sık sık tümüyle farklı bir sahadaki spekülasyonlar yüzünden kendisini mahvedebilir. Kapitalist pazara bağımlı olan herkes spekülason yapmalı, en değişken sahalarda spekülasyon yapmaya kendini alıştırmalıdır.
Marksizm sosyalizmin bizzat burjuva toplumunun kurumlarında ve yıkıcı sürecinde hazırlanmakta olduğunu, sürekli büyüyen, her zamankinden kararlı ve her zamankinden daha devrimci proleter kitlelerin sosyalizmi getirmek için bir gereklilik, tarihsel olarak kaderi belirlenmiş bir eylem olduğunu iddia etmişti. Fakat gerçekte kapitalist pazar için üretici rolündeki işçilerin söz konusu mücadelesi sadece kapitalizm içerisindeki kısır döngüdür.
Kapitalizm altında acı çeken işçi bu belirleyici gerçek ile ilgili çok az şey bilir. İstisnasız herkes kapitalist koşullar altında ölçüsüz acı çeker ve çok az neşeye sahiptir, gerçek neşesi yoktur. İşçinin, kapitalistin yüzleştiği korkunç, alçaltıcı ve baskıcı kaygılara, katlanmak zorunda olduğu tümüyle gereksiz ve tümüyle verimsiz eziyet ve gerginliğe dair de çok az bilgisi vardır. Ve işçiler kendileriyle kapitalistler arasındaki bu benzerliğin yeterince farkında değildir. Sadece kapitalistler değil, iş gücündeki yüzbinlerce insan da tümüyle faydasız, verimsiz, yersiz işten karlarını veya ücretlerini kazanır. Kesinlikle bugün gittikçe daha fazla lüks mallar yaratan üretime yönelik korkunç bir eğilim vardır. Buna proletarya için beş para etmez mallar da dâhildir. Gerçek ihtiyaçları karşılamak içinse çok az makul ve gerekli ürün üretilir. Gerekli ürünler gittikçe daha pahalı, lüks anlamında değersiz ve ucuz hale gelmektedir – temayül budur.
Sendika faaliyetlerine ayrılan konu dışı sapmamızdan dönelim ve son bir özet verelim.
Kapitalizmden çıkarı olan müteşebbislerin, imalatçıların ve tüccarların ve de kendi geçimlerini kazanmakla ilgili olan işçilerin ve son olarak devletin kapitalist ekonomi sisteminin korunması için nasıl çalışmak zorunda olduğunu ve hepsinin bu çalışmayı nasıl devam ettirdiğini gördük. Tüm insanların bu karşılıklı sömürüye nasıl bulaştığını, nasıl hepsinin ittifakla kendi özel çıkarlarını nasıl koruması gerektiğini ve amme menfaatine zarar vermek zorunda olduğunu ve hangi kapitalizm seviyesinde bulunurlarsa bulunsunlar hepsinin nasıl güvencesizlikle tehdit edildiğini de ilave olarak not ettik.
Bunu gördüğümüzde Marksizm’in başarısızlığını da gördük çünkü Marksizm sosyalizmin bizzat burjuva toplumunun kurumlarında ve yıkıcı sürecinde hazırlanmakta olduğunu, sürekli büyüyen, her zamankinden kararlı ve her zamankinden daha devrimci proleter kitlelerin sosyalizmi getirmek için bir gereklilik, tarihsel olarak kaderi belirlenmiş bir eylem olduğunu iddia etmişti. Fakat gerçekte kapitalist pazar için üretici rolündeki işçilerin söz konusu mücadelesi sadece kapitalizm içerisindeki kısır döngüdür. Bu mücadelenin işçi sınıfının durumunda genel bir iyileşmeye sebep olacağı dahi söylenemez; sadece bu mücadelenin ve mücadelenin etkilerinin işçi sınıfını kendi durumlarına ve toplumun genel koşullarına alıştırdığı görülebilir.
Marksizm, kapitalist şartları koruyan, kapitalizmi güçlendirip kapitalizmin halkın ruhuna etkilerini daha da viran eden, önemsiz de olmayan faktörlerden biridir. Halklar, burjuva ve aynı ölçüde işçi sınıfı sırf para kazanma amacı için duyarsız, spekülatif ve kültürsüz üretim koşullarına her zamankinden daha fazla müdahil olmuştur. Bu koşullar altında en çok acı çeken ve genellikle zorluk, yoksunluk ve yokluk içinde yaşayan sınıflarda net bilgi, isyan ve iyileşme arzusu gittikçe azalmaktadır.
Kapitalizm bir ilerleme dönemi değil, gerileme dönemidir.
Sosyalizm, kapitalizmin daha fazla gelişmesi ile gelmez ve üreticilerin kapitalizm içerisindeki mücadelesi olamaz.
Bunlar, vardığımız sonuçlardır.
İçinde bulunduğumuz yüzyılın da parçası olduğu yüzyıllar bir olumsuzlama zamanıdır. Birlikler ve şirketler, bizim geldiğimiz daha evvelki kültürlü zamanın tüm ortak yaşamı, tüm güzel dünyevi faaliyeti ve motivasyonu, cennet yanılsamasına sarılmıştı. Üç şey birbirinden ayrılmaz şeklide birleşmişti: birincisi, yaşamdaki birlik ruhu, ikincisi, tarifi imkânsız birlik, evrenin ruhsallığı ve önemi için sembolik dil – zira ferdin ruhunda doğru olarak kavranmıştır – ve üçüncüsü, hurafedir.
Zamanımızda, motomot anlaşılan Hristiyan dogmatik düşüncelerin hurafeleri ciddi saldırıya uğramıştır ve halk arasında giderek daha çok yerinden olmaktadır. Yıldızlar evreni keşfedilirken yeryüzü ve onun üzerindeki insan aynı anda daha küçük ve daha büyük hale gelmiştir. Dünyevi faaliyet genişlemiştir.
Zamanımızda, motomot anlaşılan Hristiyan dogmatik düşüncelerin hurafeleri ciddi saldırıya uğramıştır ve halk arasında giderek daha çok yerinden olmaktadır. Yıldızlar evreni keşfedilirken yeryüzü ve onun üzerindeki insan aynı anda daha küçük ve daha büyük hale gelmiştir. Dünyevi faaliyet genişlemiştir. Şeytan, göksel güçler, yer altı cinleri ve iblis korkusu yok olmaya başlamıştır. İnsan dünyaların sonsuz uzayında, kendi etrafını dönen küçük yıldız üzerinde, Tanrı’nın grotesk dünyasına göre, daha güvende hissetmiştir. Etkileri kesin bir şekilde ölçülebilen reddedilemez doğal güçler bilinir hale gelmiştir. Korku olmaksızın bunlar kullanılabilir ve bunlara itimat edilebilir. Yeni iş ve doğal ürün işleme yöntemleri bulunmuştur. Yeryüzü keşfedilmiş ve tüm yüzeyi yeniden iskân edilmiştir; tüm dünyada seyahat ve iletişim henüz alışamadığımız ve bize hala inanılmaz gelen bir hızla gelişiyor ve tüm bunlarla bağlantılı olarak aynı anda yaşayan insan sayısı önemli oranda artmıştır. İhtiyaçlar ve de bu ihtiyaçları karşılama vasıtaları olağanüstü artmıştır.
Hurafe içinde olduğumuz bu olumsuzlama çağında kesinlikle sarsılmıştır. Olumlu bazı şeyler de hurafenin yerini almıştır: objektif doğa terkibi bilgisi doğadaki şeytani düşmanlara ve dostlara olan inancı ilga etmiştir. Ruh dünyasının ani kaprislerinden ve ihanetinden duyulan korkuyu doğa üzerinde kurulan iktidar takip etmiş ve sayısız ruh ve perinin bu ölümü insanların çocuklarının doğum oranında olağanüstü artışta gerçek ifadesini bulmuştur.
Fakat tüm derin hisler, tüm coşkunluk ve insan birliği ve bağı ruh-cennet ile derin bir biçimde iç içe geçmiştir. Keşfettiğimiz yıldız dünyalar, etkilerine aşina hale geldiğimiz doğal güçler sadece dışsaldır; faydalıdır ve dış yaşama hizmet eder. Bunların birliğini iç yaşantımızla her şekilde, bazen derin bazen sığ felsefelerle, doğa teorileriyle ve şiirsel ilhamlarla ifade etsek de, bizim bir parçamız değildir, hayat kazanmamıştır. Bilakis, hakikatinde dünyanın, özümüzde taşıdığımız şekliyle, faydacı duyularımızın bize söylediklerinden tümüyle farklı, daha önce canlı olan ne varsa, imge ya da inanç ya da tarif edilemez bilgi ve de bu dünya görüşüne bağlı küçük gönüllü gruplardaki hakiki insan toplumu hepsi birlikte hurafe ile gerilemiştir. Bilim ve teknolojideki tüm gelişmeler bunun en düşük yedeğini sağlamayı başaramamıştır.
İşte bu nedenle bu zamanlara gerileme dönemi diyoruz çünkü kültürün ana özelliği, insanları bir arada tutan ruh, gerilemiştir.
Eski hurafeye ya da anlamını yitirmiş sembolik dile geri dönüş girişimleri, eski şablonlara bağımlı, hissi akıldan daha güçlü olan halkın zayıflığı ve köksüzlüğü ile bağlantılı sürekli yenilenen bu tepki çabaları tehlikeli engellerdir ve de nihayetinde sadece sonucun belirtileridirler. Kendisi örgütlü ruhsuzluk olan devletin baskıcı yönetimi ile bağlantılı oldukları zaman, ki kolaylıkla böyle olur, daha rahatsız edici olurlar.
O halde gerilemeden bahsedince, bu bahsimizin ruhbanın dünyamızın günahkârlığı ile ilgili şikâyeti ya da dönüşüm çağrısı ile hiçbir ortak yönü yoktur. Bu çöküş geçici bir devir olup bünyesinde yeni bir başlangıç, taze bir iyileşme, birleşik bir kültürün tohumlarını barındırır.
her kuruntunun, her dogmanın, her felsefenin ya da dinin dış dünyada değil kendi iç dünyamızda köklere sahip olduğunu hatırlayalım. İnsanların doğayı ve kendisini uyumlu kıldığı tüm bu semboller bu bakımdan halkların komünal yaşamına güzellik ve adalet getirmeye uygundur çünkü bunlar içimizdeki sosyal dürtünün yansımalarıdır ve çünkü kendisi ruha dönüşen bizim kendi biçimimizdir.
Sosyalizmi, ruhsal bir hareket olarak insanlar arasında yeni şartlar için mücadeleyi düşünmek, diğer bir deyişle yeni insan ilişkilerine varmak için tek yolun insanların kendileri için yaratan ruhtan etkilenmeleri gerektiğini anlamak bizim için çok acil olmakla birlikte geriye, geri getirilemeyen bir geçmişe doğru bakmamamız ve güçlü olmamız da aynı şekilde önemlidir. Kısacası, kendimize yalan söylememeliyiz. Cennet sanrısı, hakikat, felsefe, din, dünya görüşü veya kişi, dünya ile ilgili hissiyatı kelimeler ve biçimler şeklinde billurlaştırma çabalarına her ne ad vermek istiyorsa o, şimdilerde bizim açımızdan sadece bireyler olarak var olmaktadır. Toplulukları, mezhepleri, kiliseleri, bu türden ruhsal muadillerine dayanan her türde birlik kurma girişimi sahteliğe ya da tepkiye yol açmıyorsa en azından sırf zayıf bir lafügüzafa sebep olur. Duyular dünyasının ve doğanın ötesine giden her şeyde derin bir biçimde yalnızız ve sessiz bir yalıtılmışlığa tabiyiz. Bu da tüm dünya görüşlerimizin hiç bir yıkıcı ihtiyaç, etik inandırıcılık içermediği, ekonomi ve toplum üzerinde bağlayıcı olmadığı anlamına gelir. Bunu, böyle olduğu için, kabul etmeliyiz ve bireysellik çağında yaşadığımız için bunu pek çok şekilde, memnuniyetle ya da vazgeçerek, umutsuzca ya da arzu ile, kayıtsızca ya da hatta isyankarca kavrayabiliriz.
Ancak her kuruntunun, her dogmanın, her felsefenin ya da dinin dış dünyada değil kendi iç dünyamızda köklere sahip olduğunu hatırlayalım. İnsanların doğayı ve kendisini uyumlu kıldığı tüm bu semboller bu bakımdan halkların komünal yaşamına güzellik ve adalet getirmeye uygundur çünkü bunlar içimizdeki sosyal dürtünün yansımalarıdır ve çünkü kendisi ruha dönüşen bizim kendi biçimimizdir. Her ruh komünal ruhtur ve ister uyanık ister uykuda bütüne, diğerleri ile birleşmeye, topluma, adalete yönelik dürtünün dindiği hiç bir birey yoktur. Topluluk amaçları için gönüllü birliğe yönelik doğal dürtü kökleşmiştir fakat bu dürtü uzun yıllar kendisinden kaynaklanan dünya kuruntuları ile bağlantılı olduğu ve şimdilerde kaybolduğu ya da çürüme sürecinde olduğu için sert bir darbe ile uğraşmış ve uyuşmuştur.
O halde insanlar için öncelikle bir dünya görüşü yaratmak zorunda değiliz; bu tümüyle suni, geçici ve yetersiz, hatta romantik ve ikiyüzlü olurdu ve aslında bugün modaya tabii olurdu. İçimizde yaşayan, bireysel komünal ruh realitesine sahibiz ve sadece bu ruhun yaratıcı bir şekilde çıkmasına izin vermeliyiz. Küçük gruplar ve adalet toplulukları yaratma arzusu – bir halk oluşturmak için göksel bir sanrı ya da sembolik bir biçim değil, dünyevi toplumsal neşe ve hazır oluş- sosyalizmi ve gerçek bir toplumun başlangıcını getirecektir.
Ruh doğrudan harekete geçecek ve yaşayan insanlıktan kendi görünür biçimlerini yaratacaktır: sonsuzluk sembolleri topluluklara, ruhun tecessümleri dünyevi adalet şirketlerine, kiliselerimizdeki aziz imgeleri rasyonel ekonominin kurumlarına dönüşecektir.
Rasyonel ekonomi: bu kelime kasıtlı olarak kullanıldı çünkü burada bir şey daha eklenmelidir.
Bu çağa gerileme devri dedik çünkü esas – ortak ruh, gönüllülük, halk yaşamının ve biçimlerinin güzelliği – zayıflatılmış ve yıkılmıştır. Bilimde, teknolojide ilerlemeye, nesneleştirilmiş doğanın tarafsız fethine ve zaptına başka bir isim – aydınlanma – verilmiştir. Akıl daha kıvrak ve net hale gelmiştir; – en geniş anlamıyla – doğadan fiziği kazandığımız için, fiziğin fiili uygulamaları değerini kanıtladığı için ve doğanın güçlerini sömürerek matematiği kullanmayı öğrendiğimiz için, şimdi de, tüm dünyada olağanüstü geniş bir sahada insan ilişkilerinin teknolojisini uyguladıkça matematiğin sıkça uygulanması, iş bölümü ve bilimsel yöntemler ile en doğru ve makul olanı yapmayı öğreneceğiz. Önceleri her ikisi de oldukça gelişmiş olan sanayi teknolojisi ve ekonomik ilişkiler adaletsiz bir sisteme ve anlamsız bir güce koşulmuştu. Fakat hem psiko-endüstriyel hem ekonomik-sosyal teknoloji artık yeni kültüre, geleceğin insanlarına yardım edecektir, tıpkı daha önce ayrıcalıklı olanlara, güçlü olanlara ve borsa spekülatörlerine hizmet ettikleri gibi.
Bu bakımdan içinde olduğumuz gerileme devrinden bahsetmek yerine – eğer istersek – doğa gözlemi ve hâkimiyetinin, teknoloji ve rasyonel ekonominin hiç olmadığı kadar üstünlük kazandığı ilerlemeden de bahsedebiliriz. Ta ki birkaç yüzyıldır gömülü olan ortak ruh, gönüllülük ve sosyal dürtü yeniden zuhur edene kadar, insanları zapt edip bir araya getirene kadar ve yeni güçlerin kontrolünü eline alana kadar.
Bir kez, bireylerdeki aynı ruh eğilimi doğal dürtüsü ile bu yeni kapasiteleri ele geçirip bunları mücessem gruplara katınca bireyi dönüştüren, fenomeni uyumlu birliklere ayıran düşünce, holistik perspektif, bir kez daha bireysel insan ruhundan çıkacak ve bir insanlar cemiyetine, tüzel kişiye ve birleştirici bir biçime dönüştürecektir. Bir kez bu dünyevi-cismani ruh biçimi var olunca yeniden insanların yüzyıllar boyunca ruhsal coşkunluğa uyumlu dünya görüşüne ve kuruntusuna sahip olması kolaylıkla mümkün olabilir. Bu duygulara bu kadar yenik düşmeyi istemiyoruz, buna karşı kendimizi koruyoruz ve bağlılık düşkünü değiliz. Ayrıca herhangi bir ihtimal dâhilinde bu döngünün bir kez daha kapanması gerektiği, düşünce ve birliğin kozmik-dini, suni hurafe biçimine bağlanmak zorunda kalacağı ve ortak ruhun cesaretinin bir kere daha kırılacağı ve yalıtılmışlığın yeniden eski haline döneceği vb. ile ilgili bir şeyler söyleyebilmek için insan tarihinin gidişatına ilişkin çok az şey biliyoruz. Bu tür inşaları yapmaya hakkımız yok. Tüm bunlar bir zorunluluktan ibaret olabilir fakat gelecek tümüyle farklı olabilir. Bu tür bir bilginin halen daha uzağındayız. Görevimiz önümüzde şu anda net olarak duruyor: yalancılık değil hakikat. Bir din taklidinin yapaylığı değil, bireylerin tüm ruhsal bağımsızlığını ve çeşitliliğini kısıtlamadan toplumsal yaratımın gerçekliği.
Hazırlamak istediğimiz, köşe taşlarını yerleştirmek üzere olduğumuz yeni toplum eski hiçbir yapıya geri dönmeyecektir. Bu son yüzyıllarda medeniyetin keşfettiği araçlara sahip bir kültür, yeni bir biçimde eski olacaktır.
Ancak bu yeni insanlar kendi kendine gelmez: yanlış bilimin Marksistinin bu “gelmek zorunda”yı anladığı gibi “gelmek zorunda” değildir. Gelmelidir, çünkü biz sosyalistler onun gelmesini istiyoruz ve hâlihazırda ruhlarımızda bu tür bir insan biçimlerini taşıyoruz.
Nasıl başlayacağız? Sosyalizm nasıl gelecek? Ne yapılmalı? Öncelikle mi yapılmalı? Hemen mi yapılmalı? Buna cevap vermek son görevimiz olacak.
Çev: Nesrin Aytekin

https://itaatsiz.org/?p=5528
submitted by karanotlar to u/karanotlar [link] [comments]

Volkswagen Türkiye’ye fabrika kurma planını askıya aldı

Alman otomotiv devi Volkswagen (VOWG-p), Türkiye’de yeni bir fabrika kurma planını askıya aldı. Alman basınında yer alan haberlere göre, Wolfsburg merkezli şirket, çarşamba günü yaptığı açıklamada karara gerekçe olarak 'Covid-19 krizinin otomotiv sektöründe yol açtığı çöküş' gösterildi.
Manisa'da kurulması beklenen fabrikanın yaklaşık 4 bin kişilik istihdam sağlaması bekleniyordu.
https://tr.euronews.com/2020/07/01/volksvagen-turkiye-ye-fabrika-kurma-plan-n-ask-ya-ald
***
Volkswagen’in, Türkiye'de fabrika kurma planını ertelemesi haberinin ardından markanın Türkiye distribütörü olan Doğuş Otomotiv (DOAS) hissesinde sert hareketler yaşandı. Şirket hisselerinde kayıplar %3,45’e ulaştı.
Hisse şu dakikalarda 15,11 liradan işlem görüyor.
https://www.borsamatik.com.tdogus-otomotiv-hissesinde-volkswagen-dususu-haber-134157
submitted by barisba to Yatirim [link] [comments]

betlike97 / betlike 97 - Betlike Yeni Giriş Adresi

betlike97 / betlike 97 - Betlike Yeni Giriş Adresi
BETLİKE GİRİŞ İÇİN TIKLAYINIZ
Bet sitelerinde kullanılan Ecopayz, Astropay ve Cepbank ile gerçekleştirilen para yatırma metotları bu bahis sitesinde hızlı şekilde gerçekleşmektedir. Ön ödemeli kartların kart numarası, son kullanma tarihi ve güvenlik kodunu girmek bakiye oluşturmak için yeterlidir. Köklü bahis sitelerinden olan betlike97 bahis sitesi, para çekme yöntemlerinde de bahis severlere işlem güvencesi tanımaktadır.
Siteler Türkiye hizmetleri için öncelikle Türkçe dil desteği alarak işe başlamaktadır. Casino oyunlarına ilgi gösterenlerin ilk tercihi olan betlike 97 sitesi, üyelerinin karşısına farklı casino oyunları ile çıkmıştır. Bet severlerin aklına bir sorunun takılması dahilinde, bonuslar hakkında merak edilen sorular olduğunda, para çekme ve yatırma işlemleri ile ilgili soruların da sorulabileceği canlı yardım hattı, haftanın 7 günü 24 saat aralıksız olarak hizmet sağlamaktadır.
https://preview.redd.it/b9kgymfun3951.jpg?width=995&format=pjpg&auto=webp&s=eedb5d4296620f4ac272b89916f85c77b7662095
Spor bahislerinde piyasanın en yüksek oranlarını ücretsiz sunan firmamız bahis şirketi kullanıcıların karşılaşacakları kayıpları hafifletmek için de %10 spor kayıp bonusunu sunmaktadır. Bu adım neticesinde kısa süre içerisinde dolumu yapılabilen boş bir form ortaya çıkmaktadır. Bahis severler site bünyesinde son derece yüksek oranların yanı sıra çeşitli yan hizmetleri de değerlendirebiliyor. Bu yazımızda sizlere canlı casino rulet nasıl oynanır sizlere kısaca bilgi vereceğiz.
Gelişmiş bahis alternatiflerine sahip olan betlike97 adresi, kullanıcıları için açık renklerde bir ara yüz tercihi yapmıştır. Casino masalarında krupiyeler eşliğinde canlı olarak hizmet veren rulet son günlerde Türkçe olarak hizmet vermeye başlamıştır. betlike 97 bahis sitesi dahilinde para yatırma, para çekme işlemleri oldukça kolay olmaktadır. Kayıp Bonusu: Bet sitelerinden yapılan kuponların tutmaması, oyun severler için hayal kırıklığıdır. Ya da spor bahislerine yatırım yapmak ve istenen kampanyanın talep edilmesi de bonus kazanımını beraberinde getirmektedir.
BETLİKE YENİ ADRESİNE GİTMEK İÇİN TIKLAYINIZ
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 83, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 124, 125, 126, 127, 128, 129, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 141, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 150, 151, 152, 153, 154, 155, 156, 157, 158, 159, 160, 161, 162, 163, 164, 165, 166, 167, 168, 169, 170, 171, 172, 173, 174, 175, 176, 177, 178, 179, 180, 181, 182, 183, 184, 185, 186, 187, 188, 189, 190, 191, 192, 193, 194, 195, 196, 197, 198, 199, 200, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 209, 210, 211, 212, 213, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 220, 221, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 228, 229, 230, 231, 232, 233, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 240, 241, 242, 243, 244, 245, 246, 247, 248, 249, 250, 251, 252, 253, 254, 255, 256, 257, 258, 259, 260, 261, 262, 263, 264, 265, 266, 267, 268, 269, 270, 271, 272, 273, 274, 275, 276, 277, 278, 279, 280, 281, 282, 283, 284, 285, 286, 287, 288, 289, 290, 291, 292, 293, 294, 295, 296, 297, 298, 299, 300, 301, 302, 303, 304, 305, 306, 307, 308, 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315, 316, 317, 318, 319, 320, 321, 322, 323, 324, 325, 326, 327, 328, 329, 330, 331, 332, 333, 334, 335, 336, 337, 338, 339, 340, 341, 342, 343, 344, 345, 346, 347, 348, 349, 350, 351, 352, 353, 354, 355, 356, 357, 358, 359, 360, 361, 362, 363, 364, 365, 366, 367, 368, 369, 370, 371, 372, 373, 374, 375, 376, 377, 378, 379, 380, 381, 382, 383, 384, 385, 386, 387, 388, 389, 390, 391, 392, 393, 394, 395, 396, 397, 398, 399, 400, 401, 402, 403, 404, 405, 406, 407, 408, 409, 410, 411, 412, 413, 414, 415, 416, 417, 418, 419, 420, 421, 422, 423, 424, 425, 426, 427, 428, 429, 430, 431, 432, 433, 434, 435, 436, 437, 438, 439, 440, 441, 442, 443, 444, 445, 446, 447, 448, 449, 450, 451, 452, 453, 454, 455, 456, 457, 458, 459, 460, 461, 462, 463, 464, 465, 466, 467, 468, 469, 470, 471, 472, 473, 474, 475, 476, 477, 478, 479, 480, 481, 482, 483, 484, 485, 486, 487, 488, 489, 490, 491, 492, 493, 494, 495, 496, 497, 498, 499, 500, 501, 502, 503, 504, 505, 506, 507, 508, 509, 510, 511, 512, 513, 514, 515, 516, 517, 518, 519, 520, 521, 522, 523, 524, 525, 526, 527, 528, 529, 530, 531, 532, 533, 534, 535, 536, 537, 538, 539, 540, 541, 542, 543, 544, 545, 546, 547, 548, 549, 550, 551, 552, 553, 554, 555, 556, 557, 558, 559, 560, 561, 562, 563, 564, 565, 566, 567, 568, 569, 570, 571, 572, 573, 574, 575, 576, 577, 578, 579, 580, 581, 582, 583, 584, 585, 586, 587, 588, 589, 590, 591, 592, 593, 594, 595, 596, 597, 598, 599, 600, 601, 602, 603, 604, 605, 606, 607, 608, 609, 610, 611, 612, 613, 614, 615, 616, 617, 618, 619, 620, 621, 622, 623, 624, 625, 626, 627, 628, 629, 630, 631, 632, 633, 634, 635, 636, 637, 638, 639, 640, 641, 642, 643, 644, 645, 646, 647, 648, 649, 650, 651, 652, 653, 654, 655, 656, 657, 658, 659, 660, 661, 662, 663, 664, 665, 666, 667, 668, 669, 670, 671, 672, 673, 674, 675, 676, 677, 678, 679, 680, 681, 682, 683, 684, 685, 686, 687, 688, 689, 690, 691, 692, 693, 694, 695, 696, 697, 698, 699, 700, 701, 702, 703, 704, 705, 706, 707, 708, 709, 710, 711, 712, 713, 714, 715, 716, 717, 718, 719, 720, 721, 722, 723, 724, 725, 726, 727, 728, 729, 730, 731, 732, 733, 734, 735, 736, 737, 738, 739, 740, 741, 742, 743, 744, 745, 746, 747, 748, 749, 750, 751, 752, 753, 754, 755, 756, 757, 758, 759, 760, 761, 762, 763, 764, 765, 766, 767, 768, 769, 770, 771, 772, 773, 774, 775, 776, 777, 778, 779, 780, 781, 782, 783, 784, 785, 786, 787, 788, 789, 790, 791, 792, 793, 794, 795, 796, 797, 798, 799, 800, 801, 802, 803, 804, 805, 806, 807, 808, 809, 810, 811, 812, 813, 814, 815, 816, 817, 818, 819, 820, 821, 822, 823, 824, 825, 826, 827, 828, 829, 830, 831, 832, 833, 834, 835, 836, 837, 838, 839, 840, 841, 842, 843, 844, 845, 846, 847, 848, 849, 850, 851, 852, 853, 854, 855, 856, 857, 858, 859, 860, 861, 862, 863, 864, 865, 866, 867, 868, 869, 870, 871, 872, 873, 874, 875, 876, 877, 878, 879, 880, 881, 882, 883, 884, 885, 886, 887, 888, 889, 890, 891, 892, 893, 894, 895, 896, 897, 898, 899, 900, 901, 902, 903, 904, 905, 906, 907, 908, 909, 910, 911, 912, 913, 914, 915, 916, 917, 918, 919, 920, 921, 922, 923, 924, 925, 926, 927, 928, 929, 930, 931, 932, 933, 934, 935, 936, 937, 938, 939, 940, 941, 942, 943, 944, 945, 946, 947, 948, 949, 950, 951, 952, 953, 954, 955, 956, 957, 958, 959, 960, 961, 962, 963, 964, 965, 966, 967, 968, 969, 970, 971, 972, 973, 974, 975, 976, 977, 978, 979, 980, 981, 982, 983, 984, 985, 986, 987, 988, 989, 990, 991, 992, 993, 994, 995, 996, 997, 998, 999
submitted by Hydra_11 to u/Hydra_11 [link] [comments]

Antalya Konyaaltı Dış Cephe Boya Ustası

Antalya Konyaaltı Dış Cephe Boya Ustası

Antalya Konyaaltı için dış cephe boya ustası arayanlar ev daire villa bina dış cephe boya ustaları

Dış cephe uygulamaları, iç boyama yapımından oldukça farklı ve daha zahmetli bir iştir. Özellikle de daha çok villa türünden evlere uygulanan dış cephe dekoratif çalışmaları, birçok farklı tarz ve modelde talep edilebilmektedir. Bu işlem için öncelikle bir hazırlık süreci bulunmaktadır. Boyama yapılacak olan binanın dış cephesinde çatlaklar var ise önden bir sıva çalışması yapılmalı, böylece boya öncesi hem tamirat gerçekleşmeli hem de alttaki boyanın kapatılması gereklidir.
Yapılan bu ön çalışma, bina duvarının yapısındaki pürüzlerin giderilip yeni boyanın düzgünce uygulanabilmesi için gereklidir. Duvar üzerinde zamanla oluşan dökülmelerin toparlanıp düzeltilmesi ve yüzeyin tamamen pürüzsüz hale getirilmesi, sonucun başarısı için önemlidir. Çatlakların derinliğine göre dış cephe macunu ile doldurulması daha sağlıklı olmaktadır. Macun sonrasında ise zımparalama ve en son olarak tozlu yüzeyin arındırılması, yani iyi bir dış cephe temizlik işlemi yapılmalıdır.
konyaaltı ev daire dış cephe boya ustaları

Dış cephe boyamalarında astar boya uygulaması

Bina dış cephesinin boyama işlemi, yapılan düzeltme ve doldurma çalışmalarından sonra astar boya uygulanması ile başlamaktadır. Astarlama yapmak, badana boya işleminin düzgün tutması ve uzun yıllar sorunsuz kullanılması açısından önemlidir. Boyacı ustasının tecrübesi bu kısımda oldukça önemlidir. Çünkü astar boya bir nevi dış cephe boyasının temeli gibidir. Ne kadar su katılıp ne kadar inceltilme yapılacağını bilmek ve ayarını iyi tutturmak sonucu oldukça etkilemektedir.
İkinci aşamaya geçmeden önce astar boyanın tam olarak kuruması için bir süre beklenmelidir. Bu süre havanın sıcaklığı, nem miktarı, havanın güneşli ya da bulutlu olmasına göre değişebilmektedir. Bu nedenle bina dış cephe boyaması yapmadan önce hava durumunun kontrol edilmesi iyi olacaktır. Boya badana işlerimiz hakkında detaylar için konyaaltinda.com adresini ziyaret edebilirsiniz.

Dış cephe boyasında son kat nasıl uygulanır?

Astar boyası yaptıktan sonra genellikle bir gün sonra boya kurumaktadır. Bu durumda ertesi günü son kat boyama işlemi yapılabilmektedir. Astar boyasının, bu aşamada kullanılacak duvar boyası ile uyumlu olması önemlidir. Yapı ve tür olarak birbiri ile uyumlu malzemelerin seçilmesi, boyanın tutması ve uzun süre dayanmasını sağlamaktadır. Boyacı ustasının bu konuda bilinçli ve tecrübeli olması ve boya alımında bu uyarıyı yapması beklenmektedir.

Dış cephe boya fiyatları

Dış cephe boya fiyatları da tıpkı iç duvar badana boya fiyatları gibi belli faktörlere göre değişmektedir. Dış cephe uygulamalarının fiyat skalası, işin zorluğu, alanın büyüklüğü ve detaylı çalışma gerektirmesi gibi nedenlerden dolayı daha yüksek bir aralıkta olmaktadır. Çalışmanın daha düz bir boyama ya da trendy modeller olması da fiyat durumunu yüksek oranda etkileyebilmektedir.

Dış cephe renkleri ve boya türleri

Dış cephe uygulamaları için kullanılan boya seçenekleri de iç duvar seçenekleri gibi oldukça fazladır. Aynı şekilde özelliklerine göre ayrışan birçok sayıda boya türleri mevcuttur. Bu boya türleri arasında seçim yaparken alttaki betonun durumu ve özelliği dikkate alınmalıdır.

Profesyonel dış cephe boyama hizmeti

Antalya ili içerisinde villa konutları dahil olmak üzere tüm bina dış cephe çalışmaları için kaliteli ve profesyonel hizmet vermekteyiz. İşinde uzun yıllardır tecrübeli, titiz, zaman ve bütçe yönetimine özen gösteren ekibimiz, tüm trendleri takip ederek en yenilikçi çalışmaları sizlere sunmaktadır. Fayans döşeme, seramik döşeme, çilingirlik, badana boya ve dış cephe uygulamaları hakkında bilgi ve fiyat almak için bizleri arayabilir ya da Konyaaltında bulunan iş yerimizde ziyaret edebilir veya boya ile alakalı detayları içeren boyacı ustası https://konyaaltinda.com/konyaalti-boyaci-ustasi/ adresini ziyaret edebilirsiniz.
submitted by konyaaltinda to u/konyaaltinda [link] [comments]

Uzmanfx Bonus, Uzmanfx kampanyalar, uzmanfx promosyonları

Uzmanfx Bonus, Uzmanfx kampanyalar, uzmanfx promosyonları
Uzmanfx Bonus, Uzmanfx kampanyalar, uzmanfx promosyonları Uzun vadede bu seviyenin, analiz yöntemlerinin birlikte kullanımı ile yakalanabileceği de göz ardı edilmemelidir. Uzmanfx Bonus, Uzmanfx kampanyalar, uzmanfx promosyonları Birçok trader, temel ekonomik analizinden sonra, UzmanFx Bonus ve Kampanyalarpozisyon almak için uygun fiyat tespitini teknik analiz yardımı ile

UZMANFX HAKKINDA BİLGİLER ***

Forex İnternet Reklam iletişim : [email protected]

Forex İnternet Reklam iletişim : [[email protected]](mailto:[email protected])

yaparken, bir diğer kısım, öncelikle teknik analizinden aldığı sinyalin temel veriler ile desteklenmesini beklemeyi tercih etmektedir. UzmanFx Bonus ve Kampanyalar Antalya’nın en büyük toptan portakal dağıtıcılarından birisi olduğunuzu hayal edin. Halde çok büyük bir yeriniz var ülkenin birçok yerine portakal gönderiyorsunuz. Piyasanın veya yatırım yapacağınız enstrümanın yönünü emtialar, UzmanFx Bonus Alibaba, Ferrari, Uzmanfx Bonus, Uzmanfx kampanyalar, uzmanfx promosyonları Facebook, Shell gibi popüler hisse senetleri ve dünyanın en büyük borsalarının endeksleri, Amerikan tahvil ve bonoları ve tüm bu ürünlere dayalı cfd’ler de işlem görüyor. Günlerden Cumartesi ve portakalın toptan kilosu 60 Kuruş. Akşam oldu ve işyerini kapatmak üzere işlemleri tamamladınız. UzmanFx Kampanyalar Raporlar alındı, hesap kitap işleri bitti. “Çok şükür” deyip hafta sonu tatilinizi değerlendirmek üzere eve döndünüz. Bu durumda size şunu sormak istiyorum; Pazartesi günü işyerinizi açtığınızda sizce portakalın fiyatı aynı mı olacak?

Uzmanfx Bonus, Uzmanfx kampanyalar, uzmanfx promosyonları UzmanFx Kampanyalar

Uzmanfx Bonus, Uzmanfx kampanyalar, uzmanfx promosyonları Sürekli akış halinde olan fiyatlar neden bir noktadan diğerine atlasın? Fiyat grafiklerinde gördüğümüz UzmanFx Bonus ve Kampanyalar ve uzmanların “gap” diye tabir ettiği bu aralıklar neden oluşuyorlar? Çünkü ele aldıkları faktörler, kullandıkları girdiler ve analiz metotları kesin bir şekilde ayrıdır. Analiz yöntemlerinden sağlanan fayda Analiz yöntemlerinden sağlanan faydanın yönü, işlem yapıcının sistemine göre değişiklik gösterebilir. UzmanFx Bonus ve Kampanyalar Foreks piyasasında, makro düzeyde incelemeler yaparak, Foreks piyasasında, makro düzeyde incelemeler yaparak, ülkelerin ekonomik durumlarını anlamayı ve mevcut şartlar içerisinde ilerisi için tahminler yapmayı sağlayan yöntem temel analizdir. Bu metot ile trend oluşumlarının nedenleri sorgulanır ve yönlerinin gelecekte nasıl şekillenebileceği hakkında ipuçları oluşturulmaya çalışılır. UzmanFx Ancak sermaye Uzmanfx Bonus, Uzmanfx kampanyalar, uzmanfx promosyonları piyasalarında önemli olan noktanın, istikrarlı kazanç sağlayabilmek olduğunu unutmamak gerekir.
Uzmanfx

uzmanfx
submitted by Uzmanfx to u/Uzmanfx [link] [comments]

piabet694 / piabet 694 - Piabet Yeni Giriş Adresi

piabet694 / piabet 694 - Piabet Yeni Giriş Adresi
PİABET GİRİŞ İÇİN TIKLAYINIZ
piabet 694 yeni giriş adresi sayesinde Türk bahis tutkunları rahat bir biçimde gelir elde edebilmiştir. Kullanıcılarına aynı zamanda yatırım ve çekim metotları olarak da alternatifli bir pencere sunmayı başarmışlardır. Üyelik sonrasında ya da öncesinde ana sayfadaki canlı destek bağlantısı ile de anlık bir şekilde iletişim kurabilir ve bu yönde işlemlerinize devam edebilirsiniz.
Her türlü casino oyun seçenekleri için ve ayrıca diğer canlı casino içerikleri için de diğer türdeki bonuslar aracılığı ile bedava oyun hakkı elde edebilir ve bu yol ile de daha yüksek miktarlardaki bakiyeler ile site üzerinden işlem yapabilirsiniz. Oldukça beğenilen kampanyalar her geçen gün geliştirilmekte ve piabet694 giriş sitesi daha fazla üyeye sahip olmaktadır. Online olarak bir üyelik hesabı aldıktan sonra ve üyelik hesabınızı da başarılı bir şekilde aktive ettikten sonra, çeşitli içerikler ile son derece kolay bir şekilde işlem yapabilmek adına firmanın yayınlamış olduğu para yatırma seçenekleri ile hesabınıza para aktarımı sağlayabilirsiniz.
https://preview.redd.it/tgymh7mnoi351.jpg?width=1665&format=pjpg&auto=webp&s=46f15d5a8b3fe699d45b5b9e5fc591f55ee2c3df
Pek çok kullanıcı kazanımları için taktikler kullanmaktadır. İdeali sadece her hafta takip ettiğiniz liglerde oynanan karşılaşmalara canlı bahis yapmaktır, ancak eğer bu size yeterli gelmiyorsa birçok sitede yer alan kapsamlı istatistik bölümleri sayesinde canlı bahis yapacağınız ligler ve takımlar hakkında ayrıntılı bilgi edinebilirsiniz. Dahası da var. Bahis oynatmayan ancak bahis tavsiyeleri verip insanları yasa dışı sitelere yönlendiren bahis analiz siteleri de bu yeniliklerle birlikte daha çok insanı ağına düşürebilir. Burada dikkat etmeniz gereken üye olduğunuz sitelerin güvenilir olup olmadığını araştırmanız gerekir.
Sitemizde yer verilen bahis siteleri illegal ve kaçak bahis siteleri olarak nitelendirilse de aslında lisanslıdır. piabet694 Casino website’sine göre, bu bonus mevcut EN BÜYÜK canlı kumarhane bonusudur’’ yeni oyuncular detaylarını kaydedip, piabet694 canlı kumarhane hesabı açmalı ve daha sonra da depozito yatırmalıdır. Bet severlerin aklına bir sorunun takılması dahilinde, bonuslar hakkında merak edilen sorular olduğunda, para çekme ve yatırma işlemleri ile ilgili soruların da sorulabileceği canlı yardım hattı, haftanın 7 günü 24 saat aralıksız olarak hizmet sağlamaktadır. Kısacası bu yazı içerisinde ismi verilerek açıklaması yapılacak olan her site mutlaka faal olarak görevdedir. Siz kıymetli iddia severlere mağdur olmamanız adına çeşitli imkânlar vererek erişime kapatılan sayfalara tekrardan erişim imkânı sağlamakta.
PİABET YENİ ADRESİNE GİTMEK İÇİN TIKLAYINIZ
1, 2, 3, 4, 5, 6, 7, 8, 9, 10, 11, 12, 13, 14, 15, 16, 17, 18, 19, 20, 21, 22, 23, 24, 25, 26, 27, 28, 29, 30, 31, 32, 33, 34, 35, 36, 37, 38, 39, 40, 41, 42, 43, 44, 45, 46, 47, 48, 49, 50, 51, 52, 53, 54, 55, 56, 57, 58, 59, 60, 61, 62, 63, 64, 65, 66, 67, 68, 69, 70, 71, 72, 73, 74, 75, 76, 77, 78, 79, 80, 81, 82, 83, 84, 85, 86, 87, 88, 89, 90, 91, 92, 93, 94, 95, 96, 97, 98, 99, 100, 101, 102, 103, 104, 105, 106, 107, 108, 109, 110, 111, 112, 113, 114, 115, 116, 117, 118, 119, 120, 121, 122, 123, 124, 125, 126, 127, 128, 129, 130, 131, 132, 133, 134, 135, 136, 137, 138, 139, 140, 141, 142, 143, 144, 145, 146, 147, 148, 149, 150, 151, 152, 153, 154, 155, 156, 157, 158, 159, 160, 161, 162, 163, 164, 165, 166, 167, 168, 169, 170, 171, 172, 173, 174, 175, 176, 177, 178, 179, 180, 181, 182, 183, 184, 185, 186, 187, 188, 189, 190, 191, 192, 193, 194, 195, 196, 197, 198, 199, 200, 201, 202, 203, 204, 205, 206, 207, 208, 209, 210, 211, 212, 213, 214, 215, 216, 217, 218, 219, 220, 221, 222, 223, 224, 225, 226, 227, 228, 229, 230, 231, 232, 233, 234, 235, 236, 237, 238, 239, 240, 241, 242, 243, 244, 245, 246, 247, 248, 249, 250, 251, 252, 253, 254, 255, 256, 257, 258, 259, 260, 261, 262, 263, 264, 265, 266, 267, 268, 269, 270, 271, 272, 273, 274, 275, 276, 277, 278, 279, 280, 281, 282, 283, 284, 285, 286, 287, 288, 289, 290, 291, 292, 293, 294, 295, 296, 297, 298, 299, 300, 301, 302, 303, 304, 305, 306, 307, 308, 309, 310, 311, 312, 313, 314, 315, 316, 317, 318, 319, 320, 321, 322, 323, 324, 325, 326, 327, 328, 329, 330, 331, 332, 333, 334, 335, 336, 337, 338, 339, 340, 341, 342, 343, 344, 345, 346, 347, 348, 349, 350, 351, 352, 353, 354, 355, 356, 357, 358, 359, 360, 361, 362, 363, 364, 365, 366, 367, 368, 369, 370, 371, 372, 373, 374, 375, 376, 377, 378, 379, 380, 381, 382, 383, 384, 385, 386, 387, 388, 389, 390, 391, 392, 393, 394, 395, 396, 397, 398, 399, 400, 401, 402, 403, 404, 405, 406, 407, 408, 409, 410, 411, 412, 413, 414, 415, 416, 417, 418, 419, 420, 421, 422, 423, 424, 425, 426, 427, 428, 429, 430, 431, 432, 433, 434, 435, 436, 437, 438, 439, 440, 441, 442, 443, 444, 445, 446, 447, 448, 449, 450, 451, 452, 453, 454, 455, 456, 457, 458, 459, 460, 461, 462, 463, 464, 465, 466, 467, 468, 469, 470, 471, 472, 473, 474, 475, 476, 477, 478, 479, 480, 481, 482, 483, 484, 485, 486, 487, 488, 489, 490, 491, 492, 493, 494, 495, 496, 497, 498, 499, 500, 501, 502, 503, 504, 505, 506, 507, 508, 509, 510, 511, 512, 513, 514, 515, 516, 517, 518, 519, 520, 521, 522, 523, 524, 525, 526, 527, 528, 529, 530, 531, 532, 533, 534, 535, 536, 537, 538, 539, 540, 541, 542, 543, 544, 545, 546, 547, 548, 549, 550, 551, 552, 553, 554, 555, 556, 557, 558, 559, 560, 561, 562, 563, 564, 565, 566, 567, 568, 569, 570, 571, 572, 573, 574, 575, 576, 577, 578, 579, 580, 581, 582, 583, 584, 585, 586, 587, 588, 589, 590, 591, 592, 593, 594, 595, 596, 597, 598, 599, 600, 601, 602, 603, 604, 605, 606, 607, 608, 609, 610, 611, 612, 613, 614, 615, 616, 617, 618, 619, 620, 621, 622, 623, 624, 625, 626, 627, 628, 629, 630, 631, 632, 633, 634, 635, 636, 637, 638, 639, 640, 641, 642, 643, 644, 645, 646, 647, 648, 649, 650, 651, 652, 653, 654, 655, 656, 657, 658, 659, 660, 661, 662, 663, 664, 665, 666, 667, 668, 669, 670, 671, 672, 673, 674, 675, 676, 677, 678, 679, 680, 681, 682, 683, 684, 685, 686, 687, 688, 689, 690, 691, 692, 693, 694, 695, 696, 697, 698, 699, 700, 701, 702, 703, 704, 705, 706, 707, 708, 709, 710, 711, 712, 713, 714, 715, 716, 717, 718, 719, 720, 721, 722, 723, 724, 725, 726, 727, 728, 729, 730, 731, 732, 733, 734, 735, 736, 737, 738, 739, 740, 741, 742, 743, 744, 745, 746, 747, 748, 749, 750, 751, 752, 753, 754, 755, 756, 757, 758, 759, 760, 761, 762, 763, 764, 765, 766, 767, 768, 769, 770, 771, 772, 773, 774, 775, 776, 777, 778, 779, 780, 781, 782, 783, 784, 785, 786, 787, 788, 789, 790, 791, 792, 793, 794, 795, 796, 797, 798, 799, 800, 801, 802, 803, 804, 805, 806, 807, 808, 809, 810, 811, 812, 813, 814, 815, 816, 817, 818, 819, 820, 821, 822, 823, 824, 825, 826, 827, 828, 829, 830, 831, 832, 833, 834, 835, 836, 837, 838, 839, 840, 841, 842, 843, 844, 845, 846, 847, 848, 849, 850, 851, 852, 853, 854, 855, 856, 857, 858, 859, 860, 861, 862, 863, 864, 865, 866, 867, 868, 869, 870, 871, 872, 873, 874, 875, 876, 877, 878, 879, 880, 881, 882, 883, 884, 885, 886, 887, 888, 889, 890, 891, 892, 893, 894, 895, 896, 897, 898, 899, 900, 901, 902, 903, 904, 905, 906, 907, 908, 909, 910, 911, 912, 913, 914, 915, 916, 917, 918, 919, 920, 921, 922, 923, 924, 925, 926, 927, 928, 929, 930, 931, 932, 933, 934, 935, 936, 937, 938, 939, 940, 941, 942, 943, 944, 945, 946, 947, 948, 949, 950, 951, 952, 953, 954, 955, 956, 957, 958, 959, 960, 961, 962, 963, 964, 965, 966, 967, 968, 969, 970, 971, 972, 973, 974, 975, 976, 977, 978, 979, 980, 981, 982, 983, 984, 985, 986, 987, 988, 989, 990, 991, 992, 993, 994, 995, 996, 997, 998, 999
submitted by Hydra_11 to u/Hydra_11 [link] [comments]

PİYASALARDA SON İŞLEM GÜNÜ Haftanın Son İşlem Gününde Dolar Ve Altın - InvestAZ Günlük Analiz Haftanın İlk İşlem Gününde DolarTL - InvestAZ Günlük Analiz 2019'un Son İşlem Günü!  Murat Tufan & Perihan Tantuğ  30 Aralık 2019 Sessiz Vlog  Benimle bir iş günü, işyerim, kadın bilgi işlem olmak , VLOG 3

BİST100 endeksi yükselişini 9. haftaya taşıdı. 115 bin puanın üzerinde açılış yapan borsa yılın son işlem gününe rekorla başladı. endeks günü 0,28 oranında artışla 115 bin 072 puandan güne başlayır Yaşanan kapsamlı bir teknik arıza nedeniyle Perşembe günü işlem yapılamayan Tokyo Borsası, işlemlerin Cuma günü yeniden başlayacağını açıkladı. Vadede TL satım yönünde gerçekleştirilen para swapı, forward, opsiyon ve diğer türev işlemlere ilişkin her bir takvim günü için sağlanması gereken ve söz konusu işlem tutarlarının bankaların en son hesaplanan yasal özkaynaklarına oranının vadesine 7 gün kalan işlemlerde yüzde 1 düzeyinde belirlendiği aktarılan ... Vadeli İşlem ve Opsiyon Piyasası İşleyişine İlişkin Uygulama Usulü ve Esaslarında duyurulduğu üzere söz konusu işlem günü sonunda; -Pay, Anadolu Kırmızı Buğday, Makarnalık Buğday ve Pamuk vadeli işlem sözleşmelerinde bulunan açık pozisyonlar doğrudan fiziki teslimata, diğer vadeli işlem sözleşmelerinde bulunan ... Haftanın son işlem günü altının kapanış fiyatları (21.08.2020) Haftanın son işlem günü altının kapanış fiyatları (21.08.2020) Kapalıçarşı'da 24 ayar külçe altının gramı günü yüzde 0,04 artışla 456,20 liradan tamamladı

[index] [2591] [4981] [7613] [1992] [5310] [5392] [4568] [5899] [5218] [7109]

PİYASALARDA SON İŞLEM GÜNÜ

13.09.2019 Cuma günü yurt içi piyasalardaki beklentiler ve yurt dışı piyasalardaki gündem değerlendirmesi. 0:34 #DolarTL Analizi 01:54 #EurUsd Analizi 02:57 ... BORSADA HANGİ SEVİYELER ÖNE ÇIKAR? CENK AKYOLDAŞ'DAN HİSSE ANALİZLERİ! EKOTÜRK ANALİSTİ CENK AKYOLDAŞ, EMTİA PİYASASI'NDAKİ SON GELİŞMELERİ EKOTÜRK EKRANLARINDA ANALİST ... Bugün sizlerle iş yerinde geçirdiğim bir günü paylaşıyorum. Umarım zevkle izlersiniz :) ----- Müzik: Twin Musicom sanatçısının Push Me adlı şarkısı, Creative Commons Attribution ... 10.06.2019 Pazartesi günü yurt içi piyasalardaki beklentiler ve yurt dışı piyasalardaki gündem değerlendirmesi. 0:11 #DolarTL Analizi 02:54 #EurUsd Analizi 0... Kolonoskopi işlemi yapılmadan önce, hasta 1 - 2 gün barsakların temizlenmesi ve işlemin düzgün sonuç vermesi için,diyet yapmak zorunda kalıyordu. işlem günü ise ilaçla son temizlik ...

https://forex-portugal.binaryoptions-trading.online